•

YUSUF SÛRESİ, ÂYET: 40

“Sizin O’nu bırakıp da taptığınız, kendinizin ve atalarınızın adlandırdığı uydurma bir takım isimlerden başka bir şey değildir. Allah bunlara dair hiçbir delil indirmemiştir.”

Her birinin ayrı bir isimle ortaya çıkmaları ayrı bir din kurduklarını göstermektedir.

•

MÜMİNUN SÛRESİ, ÂYET: 53

“Amma ne var ki insanlar din hususunda kendi aralarında parçalara bölündüler, çeşitli kitaplara ayrıldılar. Her bölük her parti kendi tuttuğu yoldan memnundur, yanında bulunan (din ve kitapla) sevinmektedir.”

Her isim bir dindir. Binaenaleyh kendine has isim verenlerin hepsinin dini ayrıdır. Süleymancısı olsun, Refahçısı olsun, Kaplancısı olsun, Nurcusu olsun, Işıkçısı olsun ve buna mümasil isimleri olanlar hep dindir.

Bu Âyet-i kerime’ye göre her kendine has isim yapan, kendine göre bir din kurmuştur, o isim onun resmi dinidir.

Bunlar kendilerine ‘Cemaatiz’ diyorlar, halbuki Hazret-i Allah onlara dindir diyor. Sen ki Hazret-i Kur’an’ı “Biz cemaatiz” demekle inkâr etmeye kalkıyorsun ve böylece apaçık kâfir oluyorsun.

•

HİCR SÛRESİ, ÂYET: 91-92

“Biz o bölücülere (azap) indirmişizdir. Onlar Kur’an’ı parça parça edenlerdir.”

Onlar ki kendi dinlerini göstermemek için bu Âyet-i kerime’leri inkâr ettiler, hükmüne karşı geldiler. Âyet-i kerime’lerin “Nüzul Sebepleri”ni bahane ederek hükmünü ortadan kaldırmaya çalıştılar. Oysa ki Kur’an-ı kerim’in hükümleri her zamana şamil, kıyamete kadar bâkidir. Bölücüler bunca Âyet-i kerime karşısında “Sebeb-i nüzul” demekle Hazret-i Kur’an’ın hükmünü inkâr ediyorlar ve alenen küfre giriyorlar.

•

ANKEBUT SÛRESİ, ÂYET: 13

“Onlar kendi yüklerini, kendi yükleriyle beraber daha nice yükleri taşıyacaklar ve uydurdukları şeylerden kıyamet günü mutlaka sorguya çekileceklerdir.”

Bu Âyet-i kerime’de de açık görülüyor ki, Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif’lere göre değil de kendi uydur-duklarını güya doğru imiş gibi göstermeye çalışırlar.

Bunlar, her ne kadar Allah-u Teâlâ’nın Âyet-i kerime’si ve Hadis-i şerif’lerle deliller gösterilip önlerine konsa da, bu kalbi mühürlü olanlar bu hakikatlara gözü yumuk bakar, işitmek de istemezler. Çünkü bunlar nefislerini ilâh edinmişlerdir.

Âyet-i kerime:

“Resulüm! Gördün mü o nefis arzusunu ilâh edineni? Artık ona sen mi vekil olacak-sın? Onu şirkten sen mi koruyacaksın?” (Furkan: 43)

Onlar ona uymuşlardır, ilahi hükmü bırakmışlardır.

Bunca hakikatlere rağmen bu ilâhi hükmü umursamazlar, kalpleri mühürlü, gözlerine perde çekilmiş, kulakları tıkanmış. Sureti insan, sıfatı hayvan. Kendilerine sorsan, cihadın en önünde görünüyorlar. Halbuki en büyük ifsadı yapıyorlar.

•

KASAS SÛRESİ, ÂYET: 41-42

“Onları ateşe çağıran imamlar kıldık. Kı-yamet günü onlar yardım görmeyeceklerdir.

Bu dünya hayatında biz onların peşine bir lânet taktık. (Daima lânetle anılacak-lardır.) Kıyamet gününde ise onlar çirkin-leştirilip iğrenç kimselerden olacaklardır.”

Allah-u Teâlâ’nın hükmünü umursamayan, kendi zannını hüküm yerine koyanlar var ya; işte bu Âyet-i kerime’de açık görülüyor ki Allah-u Teâlâ bunlardan nefret ediyor, lânet ediyor. Bu öyle bir lânettir ki ahirette en çirkin sıfat-ı hayvaniyede görünecekler. Fakat simalarından kim olduğu tanınacak. Ve bunların bazılarının oradaki durumlarını gösteriyorlar. Sıfat-ı hayvaniyelerini bildiriyorlar. Bunu size daha evvel de açıklamıştık. Her tüyünden lânet akıyor. İşte bu imansız imamlar, hem kendilerini, hem de sizi bu cehennem çukuruna sürüklüyor.

•


| İçindekiler | Yayınlarımız | Ana Sayfa |