KÖRFEZ SAVAŞI VE

REFAHÇILAR

(Bu mevzu için ayrıca bakınız: Hakikat ile Dalâleti Bilmemiz Lâzım, sh: 261-273)

 

Sık sık sorulan sual:

Refah partililerin Mâide suresi 44. Âyet-i kerime’sinde geçen “Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hüküm vermezse, işte onlar kâfirlerdir.” cümlesi hakkındaki görüşleri ile bu son Körfez savaşı sebebiyle Saddam’ı tutmaları Ahkâm-ı ilâhî’ye uygun mudur?

Cevap:

Hayır! Bilâkis tersinedir.

Onlara sorun:

1.Bu Âyet-i kerime yeni mi nâzil oldu?

2.Erbakan iktidarda iken kâfirdi de şimdi müslüman mı oldu?

3.Veyahut Erbakan iktidarda olsa idi Refahçılar bu Âyet-i kerime ile ortaya çıkarlar mıydı?

Allah için imanlarına ve vicdanlarına danışarak doğruyu söylesinler.

Okuduğunuz zaman göreceksiniz ki, bu Âyet-i kerime gerek nüzul sebebi olarak gerekse şümulü itibari ile yahudileri hedef almaktadır:

“Doğrusu biz yol gösterici ve nurlandırı-cı olarak Tevrat’ı indirdik. Kendisini Allah’a teslim etmiş peygamberler, yahudi olanlara onunla ve Rabbe kul olanlar, bilginler de Allah’ın kitabından elde mahfuz kalanla hükmederlerdi. Tevrat’a şâhiddirler. O halde insanlardan korkmayın, benden korkun.

Âyetlerimizi değersiz olan şeylerle değiştirmeyin.

Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hüküm vermezse, işte onlar kâfirlerdir.” (Mâide: 44)

Zira onlar Tevrat’ta bulunan recm, katl... gibi suçların cezalarını makam, mevki, maddi menfaat karşılığında değiştirmişler; yerine kendi aralarında tasarladıkları “Suçluyu azarlama”, “Yüzlerine kara çalma”, “Bir merkebe bindirip halka teşhir etme” gibi değişik cezalar getirmişlerdir. Zenginler ve mevki sahipleri bir suç işlerse, onlardan korkarlar ceza tatbik etmezlerdi. Diğer taraftan Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in âleme teşrif buyuracağını bildiren beyanları da Tevrat’tan kaldırmışlardı.

O halde Hazret-i Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyenlerin kâfir olduğuna dair ifâde; hükmü ortadan kaldıranlara, yok etmeye çalışanlara aittir.

Müslümanlara şümulü ise; Hazret-i Allah’ın indirdiğine, amel etmek bakımından uymayan değil, hükmünü değiştiren mânâsınadır. Ancak Âyet-i kerime’nin hükmünü inkâr eden kimse kâfir olur.

Şu halde Kuran-ı kerim’deki emirleri emir bilip, nehiyleri nehiy anlayan ve fakat ihmalinden, cehaletinden, imkânsızlığından dolayı yapamayanlara veya değiştirmeyenlere kâfir değil; fasık, âsi, emre itaat etmeyen kişi diyebiliriz.

Bugün namazın farz olduğuna inanan fakat kılmayan kimselere kâfir mi diyelim? Haram olduğunu bildiği halde içki içenlere kumar oynayanlara kâfir gözü ile mi bakalım? Hayır.

Aynı zamanda bu gibi kimseler Kuran-ı kerim âyetlerini istedikleri gibi tefsir ederek fitnelerini etrafa yaymak istiyorlar. Bu gibiler hakkında vârid olan Hadis-i şerif’te şöyle buyurulmuştur:

“Kur’an âyetlerine kendi reyi ile mânâ veren kimse cehennemden kendisine yer hazırlasın.” (Münâvî)

•

Körfez savaşı meselesine gelince; bu hususu bir Âyet-i kerime ile izah edelim.

Allah-u Teâlâ Hucurat suresi 9. Âyet-i kerime’sinde buyurur ki:

“Eğer müminlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa, hemen aralarını düzelterek barıştırın.

Eğer onlardan biri diğeri üzerine saldırırsa, o zaman o saldıranla Allah’ın emrine dönünceye kadar savaşınız.

(Sonunda teslim olur, Allah’ın emrine) dönerse, yine adaletle aralarını düzeltin ve hep adaletle iş görün. Şüphesiz ki Allah adalet yapanları sever.”

10’uncu Âyet-i kerime’de ise:

“Müminler kardeştirler.” buyuruluyor.

Bu bir emr-i ilâhî’dir.

Biz Irak’ı da Kuveyt’i de İslâm diyarı biliyoruz. İkisi bugün karşı karşıya gelmiş, biri diğerinin memleketini ilhak etmiştir.

Bu Âyet-i kerime’ye göre, bütün müslüman devletlerin hepsi birden tek taraf olup Saddam’ın üzerine yürümesi lâzımdı.

Bir bu Âyet-i kerime’nin hükmüne bak, bir de bu bölücülerin yaptığına bak!

Erbakancılar bu Âyet-i kerime’ye iman ediyorlar mı? Yoksa bu Âyet-i kerimeye karşı mı çıkıyorlar? Kendi durumlarını aynada görsünler!

Eğer Allah-u Teâlâ’nın emrine iman ediyorlarsa, hükmüne rızâ gösteriyorlarsa; birlik ve beraberliğin faziletine, bölücülüğün kötülüğüne dair bizzat Hazret-i Allah’ın beyanlarını arzedeceğiz:

“Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. Onlar için kıyamet günü büyük bir azap vardır.” (Âl-i imran: 105)

Onlar bu Âyet-i kerime ile amel ediyorlar mı? Hayır!

“Hepiniz topluca sımsıkı Allah’ın ipine sarılın, parçalanıp ayrılmayın.” (Âl-i imran: 103)

Bakınız bu Âyet-i kerime’ye nasıl ters düşüyorlar!

“Allah’a ve Resul’üne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin. Sonra korku ile zaafa düşersiniz ve kuvvetiniz elden gider.” (Enfal: 46)

Bu Âyet-i kerime’ye riayet ediyorlar mı? Hayır!

“İyilik ve takvâ üzerine yardımlaşınız. Kötülük ve düşmanlık üzerine yardımlaşma-yınız.” (Mâide: 2)

Bu Âyet-i kerime ile amel ediyorlar mı? Hayır!

“Dine bağlı kalın ve dinde ayrılığa düşmeyin.” (Şûrâ: 13)

Sanki bu işin ehli kendileri imiş gibi gösteriyorlar, diğer taraftan da Allah-u Teâlâ’nın hükmüne ters düşüyorlar.

Bu bozguncuların neresine evet diyelim!

Müslümanların fırkalara ayrılması, ihtilâf ve tefrikaya düşmeleri Kuran-ı kerim’de şiddetle yasaklanmıştır.

“İnsanlar ilk önce bir tek ümmet idiler. Sonradan ayrılığa düştüler.

Eğer Rabbinden ezelde bir takdir geçmemiş olsaydı, ihtilâfa düştükleri şeyler hakkında hüküm çoktan verilmiş olurdu.” (Yunus: 19)

“Aralarında çıkan gruplar birbirleri ile ayrılığa düştüler. Acıklı bir günün azabı karşısında vay o zulmedenlerin hâline.” (Zuhruf: 65)

Bunca Âyet-i kerime’ler onlara hitap ettiği halde hiç birine riâyet etmiyorlar. Üstelik bunu İslâm nâmına yapıyorlar ve kendilerini müslümanların ön safında zannediyorlar. Gayeleri bozgunculuk ve bölücülük.

Madem ki bunca Âyet-i kerime’lere riâyet etmeyip ters düşüyorlar; buna İslâm dâvâsı demesinler de Refah dâvâsı desinler. Bunlar Refah’ın görüşüdür, İslâm’a atfedilmemeli. İslâm ise Hazret-i Allah’ın ve Resulullah Aleyhisselâm’ın hükmüne dayanır.

Âyet-i kerime’de:

“Yaratmak da emretmek de O’na mahsustur.” buyuruluyor. (A’raf: 54)

En büyük gadab-ı İlâhî’ye maruz kaldıkları husus, Allah-u Teâlâ’nın kesinlikle yasak etmiş olduğu şeylere, “Allah-u Teâlâ böyle emrediyor.” diye göstermeleridir.

Bu gibiler solculardan daha tehlikelidir. Solcu aslını icrâ eder, gayesi bellidir. Lâkin bu gibiler, güya Din-i mübin’i onlar temsil ediyorlarmış gibi görünerek, Ümmet-i Muhammed’i bölmeye çalışıyorlar. Dolayısıyla İslâm dini’ne en büyük darbeyi vuruyorlar. Bunu bir dış düşmanı yapamaz.

Mâide suresi’nin 44. Âyet-i kerime’sini müslümanların arasına bugünkü huzur bozucu tevili ile ilk ortaya atan ve kargaşa kapısını açan “Hariciler”dir. Onlar Hazret-i Ali -radiyallahu anh-, Hazret-i Muâviye -radiyallahu anh-, Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- ve buna mümasil bir çok zevât-ı kiram’a cehaletleri yüzünden küfür damgası vurdular.

Bu ne haldir ki, Refahçılar Din-i İslâm’ı âlet ederek balon uçuruyorlar.

1.Uçursunlar amma Kelâmullah’ı âlet etmesinler!

2.Uçursunlar amma câmilerimizi işgal ve âlet etmesinler!

3.Uçursunlar amma güzel vatanımızda bozgunculuk yapmasınlar!

Bunları kendi parti binalarında yapsınlar. Refah partisine atfetsinler, İslâm dinine değil!

Bundan evvel de bu yaz Erbakan Düzce toplantısında böyle bir balon uçurmuştu ve şu cevabı yazmıştık:

Sual: Erbakan, Düzce konferansında üç defa “Refah’tan başka İslâm yoktur.” dedi. Bu sözü doğru mudur?

Cevap: Yalandır! Bu sözünün doğruluğunu hangi Âyet-i kerime ile ispat edebilir? Bu, Hazret-i Allah’ın dinidir, lâf işi değil.

Aynı zamanda bu bir sözü ile iki yerden küfre kayıyor.

Birincisi:

“İşte onlar Allah’ın hizbi (partisi)dir. İyi bil ki kurtuluşa ulaşacak olanlar Allah’ın hizbi (partisi)dir.” (Mücadele: 22)

Âyet-i kerime’sini inkâr edip, Refah Partisi’ni onun yerine koyduğundan.

İkincisi ise, bir milyar müslümana küfür isnad ettiğinden ötürü.

“Bir kimse müslüman kardeşine küfür isnad etmesin. Zira o kimsede bu haller yoksa, sözler sahibine döner.” buyuruluyor. (Buharî)

Biz size dememiş miydik her bölücü yalancıdır diye. Bu sözümüzü şu Âyet-i kerime’lerle ispat edebiliriz:

“Şüphesiz sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. O halde benden korkun.

Amma ne var ki, insanlar din hususunda kendi aralarında parçalara bölündüler, çeşitli kitaplara ayrıldılar. Her bölük, her parti kendi tuttuğu yoldan memnundur, yanında bulunan (din veya kitapla) sevinmektedir.

Şimdi sen onları bir süreye kadar kendi sapıklıkları ile başbaşa bırak!

Kendilerine verdiğimiz servet ve oğullar ile, onların iyiliklerine koştuğumuzu mu zannediyorlar? Hayır onlar işin farkında değiller.” (Müminun: 52-56)

Allah-u Teâlâ’nın açık beyanı ve ilânı var, kendi partisi hakkında:

“İşte onlar Allah’ın hizbi (partisi)dir. İyi bil ki kurtuluşa ulaşacak olanlar Allah’ın hizbi (partisi)dir.” (Mücadele: 22)

Kim ki Allah ve Resul’üne iman etmişse, bu partiye tâbidir.

Erbakan’a inanıp uyanlar da o partinin adamlarıdır. Onlar Hazret-i Allah ve Resul’ünün partisinden değildir. Niçin? O’nun sözüne inanıp, Âyet-i kerime’ye inanmadıkları için.

Menfaat, mevki, nam için zanda bulunuyorlar ve İslâm dini’ni âlet ediyorlar. Bu suretle de yalan söylüyorlar.

Din lâf işi değildir. Bu bölücüler Din-i mübin’i böyle parçalıyorlar.

Bunların bize teşekkür etmeleri lâzım değil mi? Ki biz sadece ikaz ediyoruz. Hüküm Hazret-i Allah’ındır.

Şimdi biz çekilelim aradan. Onları Hazret-i Allah ve Resul’ü ile başbaşa bırakalım. Zira onlarla muhatap değiliz.

“Fırka fırka olup dinlerini parça parça edenlerle senin hiç bir ilgin yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır. Sonra O, yaptıklarını kendilerine haber verecektir.” (En’am: 159)

“Onlar kendilerine ilim geldikten sonra, birbirlerini çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler.

Eğer belirli bir süre için Rabb’inin verilmiş bir sözü olmasaydı, aralarında hükmedilerek iş bitirilmiş olurdu.” (Şûrâ: 14)

Hadis-i şerif’te ise:

“Ayrılık yapan bizden değildir.” buyuruluyor. (Münâvî)

Yukarıda belirtilen Âyet-i kerime’leri ile ve yukarıda geçen Müminun suresi 52-56. Âyet-i kerime’leri ile Hazret-i Allah’ın kulluğuna, Hadis-i şerif’le de Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in ümmetliğe kabul etmediğini biz nasıl kabul edelim?

Ancak Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif’leri esas tutarız. Lâfa, yalana, dolana asla itibar etmeyiz, ona göre cevap verin.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:

“Kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılarak öğüt verildikten sonra, onlardan yüz çeviren kimseden daha zâlim kim olabilir?

Muhakkak biz zalimlerden öç alacağız!” buyuruluyor. (Secde: 22)

•

Erbakan’ın verdiği nutuklar, Refah’ın dinine, kitabına ve partisine göre hitap edilmiştir. Her kelimesi İslâm’a ters düşüyor. Eğer icap ederse her beyanının ahkâma ters düştüğünü cevaplarız.

•

(Bu yazı üzerine Necmettin Erbakan'ın avukatı Şevket Kazan'ın Muhterem Müellife gönderdiği ihtarnamenin orjinali için bakınız: Refah Dini'ne Mensup Mahmut Efendi'nin Mollalarına Cevaptır, sh:209)

•

Bu yazımıza cevap vermekten âcizlik gösterdiler de mahkemeye çıkmakla mı kendilerini haklı gösterecekler?

Bizim bütün beyanlarımız Âyet-i kerime iledir. Mahkemede de onları Âyetle karşımızda görmek isteriz, eğer müslüman iseler. Asla lâf kabul etmeyiz...

•


| İçindekiler | Yayınlarımız | Ana Sayfa |