Allah-u Teâlâ’nın dinden çıkardığına dair Âyet-i kerime’ler:

 

“Fırka fırka olup dinlerini parça parça edenlerle, senin hiçbir ilgin yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır. Sonra O, yaptıklarını kendilerine haber verecektir.” (En’am: 159)

Bu hitap Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e ise de, onun şahsında bütün müminler de bu hitabın muhatabıdırlar.

Sen onların tuttukları yola tâbi olmayıp, ısrarla onlara dinin hükümlerini tebliğ etmiş, onları bizzat irşada çalışmış olduğun için, onların bu yaptıklarından mesul değilsin.

“Şüphesiz sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. O halde benden korkun.” (Mü’minun: 52)

Bu Allah-u Teâlâ’nın emridir ve hükmüdür. İnananları tek ümmet kabul ediyor ve bu teklikten ayrılanları huduttan ayırmış oluyor.

Onlar bu emr-i ilâhîyi dinlemediler ve korkmadılar. Yetmişüç fırkadan yetmişikisi huduttan böyle çıktı. Allah-u Teâlâ’nın emrine uymadıklarından ve ters düştüklerinden, dinden çıktılar.

“Amma ne var ki, insanlar din hususunda kendi aralarında parçalara bölündüler, çeşitli kitaplara ayrıldılar. Her bölük, her parti kendi tuttuğu yoldan memnundur, yanında bulunan (din veya kitapla) sevinmektedir.” (Mü’minun: 53)

Dinden murad isimleri, kitaptan murad ise zan ve tüzükleridir.

İslâm’dan çıktıktan sonra her bir bölücü birer isim yaptı. Bu isimler birer dindir. Oysa İslâm’da bir tek ümmet bir tek din vardır. O da:

“Allah katından din İslâm’dır.” (Âl-i imran: 19)

Allah-u Teâlâ’nın yanında makbul olan din yalnız budur.

Kitaba gelince; İslâm dininin kitabı birdir, o kitap Hazret-i Kur’an’dır. Onların kitapları ise kendi zanlarına göre uydurdukları hüküm ve tüzükleridir. Allah-u Teâlâ burada açık olarak işaret ediyor. Murad-ı ilâhî budur, bunu böyle bilmemiz lâzımdır.

Onların dini ayrıdır, kitapları ayrıdır. Her bölük kendi dinine göre kendi kitabına göre hareket ediyor. Böylece dinden çıkıyorlar ve bundan pek memnundurlar, aralarında bununla seviniyorlar. Hepsine sor, hepsi de kendi tuttukları yoldan memnundur. Bu yoldan onları alıkoymak da mümkün değil.

“Şimdi sen onları bir süreye kadar kendi sapıklıklarıyla başbaşa bırak.” (Mü’minun: 54)

Allah-u Teâlâ burada bölücülerin ne kadar sapık olduğunu ve dalâlet batağında yüzdüğünü bir bir beyan buyuruyor ve iman edenlere duyuruyor.

“Kendilerine verdiğimiz servet ve oğullar ile, onların iyiliklerine koştuğumuzu mu zannediyorlar? Hayır onlar işin farkında değiller!” (Mü’minun: 55-56)

Buradaki murâd-ı ilâhî Allah-u Teâlâ bunlara o kadar gazaba gelmiş ki; bunlara bolluk verme ile dalâlet bataklarında daha rahat yüzmelerini, bol günah işlemelerini sağlamaktadır. Amma bu sapıtmışlar, bu gâfiller farkında da olmadıklarını bize buyuruyor ve bizlere duyuruyor.

Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’te:

“Ayrılık yapan bizden değildir.” buyurmuştur. (Münâvi)

•


| İçindekiler | Yayınlarımız | Ana Sayfa |