Hazret-i Allah ve Resulü’nün emirlerini unutan, dinlerini ilân eden, imansız, cep cihadcı imamlara tutunan din kardeşlerime Hazret-i Allah’ın emir ve yasaklarını hatırlatmaya gayret ediyorum.

 

Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde:

"Ümmetimden yalancılar, deccaller vücuda gelir.” buyuruyorlar. (Münâvi)

Bu iki sınıftan maksat, zahirde insanları irşad ve ıslah etmek sıfatıyla görünüp, hakikatte Hazret-i Allah’ın emirlerine uymaktan alıkoyanlardır.

Bize Hakk’tan bir nûr gelmiştir. Bu nûr bize kardeşliği, tesanüdü emreder.

Cenâb-ı Hakk Âyet-i kerime’lerinde:

"Mü’minler kardeştirler.” (Hucurat: 10)

Müslümanların fırkalara ayrılması, senlik-benlik yüzünden ihtilaf ve tefrikaya düşmeleri, İslâm’ın özüne ve izzetine, şevket ve satvetine halel getirdiği, kardeşlik bağlarını kopardığı, güçlerini parçalayıp zayıf düşürdüğü için şiddetle yasaklanmıştır:

"Allah ve Resulü’ne itaat edin. Birbiri-nizle çekişmeyin. Sonra korku ile zaafa düşersiniz ve kuvvetiniz elden gider.” (Enfâl: 46)

Allah-u Teâlâ bir Âyet-i kerime’sinde de ayrılık yapmanın cezasının çok ağır olduğunu beyan buyurmaktadır:

"Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. Onlar için kıyamet günü büyük bir azap vardır.” (Âl-i İmran: 105)

Bu ayrılıklar nefsimizin hamlığından, tekamül edemeyişimizden, ihlasa varamadığımızdan ileri geliyor. Bu sebeple ne kadar kayıplara uğradığımızın hiç farkında değiliz.

"Hepiniz topluca sımsıkı Allah’ın ipine sarılın. Parçalanıp ayrılmayın.” (Âl-i İmran: 103)

Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyuruyorlar:

"Allah’ın öyle kulları vardır ki, ne peygamber ne de şehid olmadıkları halde, peygamberler ve şehidler o kimselerin Allah indindeki derecelerine gıpta edecekler. Bunlar aralarında ne bir akrabalık ne de mal menfaatı olmadığı halde, birbirlerini sırf Allah rızası için seven kimselerdir.

And olsun ki, kıyamet gününde bunların yüzleri nûr saçacak, bütün vücutları da nûr içinde olacak. Herkes korktuğu zaman onlar korku yüzü görmeyecek.” (Ebû Dâvud)

İslâm’dan evvel de bu bölücülük, buğz ve kin almış yürümüş idi. Vaktaki İslâm geldi. Aralarındaki bu vahşet kalktı. Emsalsiz bir kardeşlik hâkim oldu. Büyük bir ittifak husule geldi.

Çünkü; devlet ittifaktan doğar, devletsizlik ise nifaktan...

Müslümanların birbirine yaklaşmaları, birleşmeleri, aralarında bir dayanışma husule gelmesi en büyük arzumuzdur.

Âyet-i kerime’de:

"Siz beşeriyet için meydana çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeye çalışırsınız.” buyuruluyor. (Âl-i imran: 110)

Eğer dikkatle bakarsanız, solcular hakkında hiç bahsetmiyoruz. Neden? Onların cephesi var, söylüyor... Ben solcuyum!..

Allah-u Teâlâ insanları üç kısma ayırmıştır. Sağcı, solcu, öncü:

"Siz de (kıyamette) üç sınıf olmuşsunuzdur. Sağcılara gelince; o sağcılar ne (mutlu)durlar. Solculara gelince; o solcular ne (bedbaht)tırlar.

Hayır yarışlarında tâ öne geçip kazananlara gelince, onlar orada öncüdürler.” (Vâkıa: 7-8-9-10)

Aleviler de böyledir. Onlar da Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-i tanımazlar, iman etmezler. "Lâ ilâhe illâllah. Aliyyül Veliyullah” derler.

Bunlar iman etmiş değildir. Zîra imanın şartı Kelime-i şehâdet’tir: "Lâ ilâhe illâllah. Muhammedürresulullah.” Ve hiç bir iş ve icraatları zaten İslâm’a uymaz.

Bunların cepheleri var. İslâm’a karşı olduklarını açık açık görüyorsunuz.

Bölücüler ise görünüşte İslâm’ın ön safında gibi görünür. Ve fakat İslâm dinini ve vatanını paramparça ettiklerinden ötürü Allah-u Teâlâ bunları dininden çıkarıp atmıştır. Nasıl ki isyan eden bir evladı babası nüfustan sildiği gibi.

"İlâhi Görüş Birliğine Davet” isimli kitabımızda onbir Âyet-i kerime var. Onlar dinlerini açık ilân etmişlerdir.


| İçindekiler | Yayınlarımız | Ana Sayfa |