HÂTEM-İ VELİ HAKKINDA
RESULULLAH -SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM- EFENDİMİZ’İN HADİS-İ ŞERİF’LERİ VE ONA VÂRİS OLAN VEKİLLERİNİN İFŞAATLARI (26)

 

Bosnalı Abdullah Rûmî -Kuddise Sırruh-

 

Osmanlı âlim ve velilerinin büyüklerinden olan Hazret 1583 senesinde Bosna’da doğmuş olup, asıl ismi Abdullah Abdi bin Muhammed’dir.

İlk ilim tahsiline doğduğu yer olan Bosna’da başladı. Kısa bir süre İstanbul’da kaldıktan sonra Bursa’ya yerleşti. Burada iken tanışmış olduğu Hacı Bayram-ı Velî -kuddise sırruh- Hazretlerinin halifelerinden birinin talebesi olan Hasan Kabaduz Efendinin tasarruf ve himmeti sayesinde, devrindeki pek çok âlim ve veliyi hayrette bırakacak büyük bir mânevi olgunluğa erişti.

1636 yılında önce Mısır’a, sonra da Hacc vazifesini yapmak üzere Hicaz’a giden Hazret, Hacc dönüşünde Şam’a gelerek, Muhyiddin-i İbn’ül Arabî -kuddise sırruh- Hazretlerinin türbesinin yanında bir müddet inzivaya çekildi.

Buradan ayrılınca da, hayatı boyunca dolaşmış olduğu beldelerin en son durağı olan Konya şehrine yerleşti. Sadreddin-i Konevî -kuddise sırruh- ve Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî -kuddise sırruh- Hazretleri, Hazreti burada yalnız bırakmayıp tasarrufları altına aldılar. O da bu iki büyük velinin rûhâniyetinden geniş ölçüde istifâde etti.

Hayatını, talebelerini Hazret-i Allah ve Resul’üne yöneltmekle, her türlü zandan kurtararak ahkâm rayları üzerinde yürütmekle geçirdi, bütün ömrünü bu uğurda ve bu yolda sarfetti.

Fusûsu’l-Hikem ve Mesnevî’ye yazdığı şerhler sebebiyle, tasavvuf ehli arasında daha çok “Şârih el-Fusûs”, “Şârih el-Mesnevî” olarak tanınan Bosnalı Abdullah Efendi, ilim irfan meclislerinde geçen 61 yıllık bir ömürden sonra, 1644 yılında Konya’da vefat etti.

“Menâkibü’l-Fukarâ”, “Hakîkatü’l-Yakîn”, “Risâle-i Hazerât’ül-Gayb” ve “Muhâdaratü’l-Evâil”; çoğu tasavvufla ilgili olan eserlerinin önde gelenlerinden bazılarıdır.

•

Abdullah-ı Bosnavî -kuddise sırruh- Hazretleri “Şerh-i Fusûsu’l-Hikem-i Bosnevî” isimli eserinde, Hâtem-ül enbiya’nın ve onun kâmil vârisi Hatem-ül evliya’nın ilmi hakkında mühim izahlarda bulunmuş; bu ilmin ancak ümmetin bu iki Hâtem’inin kandilinden alınabileceğini beyan buyurmuştur:

“Bu ilim asâleten Hâtemü’r-Rüsul olan Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-in ve onun vârisi olan Hâtemü’l-evliya’nın mişkâtından (kandilinden) verilmedikçe hâsıl olmaz.” (Şerh-i Fusûsu’l-Hikem-i Bosnevî; sh: 447)

•

Bosnalı Abdullah Rûmî -kuddise sırruh- Hazretleri eserinin 450. 455. ve 456. sayfalarında, Hâtemü’l-evliya’dan ve bağlı bulunduğu velâyet mertebesinden şu şekilde bahsetmiştir:

“Bil ki velâyet nübüvvetin bâtını, nübüvvet de velâyetin zâhiridir. Zikrolunduğu gibi, Hâtemü’l-evliya mişkâtı da, velâyet-i hassa-i Muhammediye’den ibârettir. Yani peygamberlerin ve velilerin hepsinde farklı farklı olan velâyetler, bu velâyette toplanmış durumdadır.”

“Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- zâhirde Hatemü’n-nübüvvet, bâtında Hâtemü’l-velayet’tir.”

“O velâyet-i Muhammediyye-i hassa’nın Hâtem’idir ve hâtemiyet mertebesinde Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- in kâmil vârisidir.”

•

Eserin diğer bir noktasında ise, bu ilmin mahiyet ve hususiyetine temas ederek şöyle buyuruyorlar:

“Hakikat, kemâliyet ve insaniyete mahsus olan ilimler, şüphesiz ki ancak peygamberlerin ve velilerin Hâtem’inin mişkâtından (kandilinden) alınabilirler. Hâtemü’l-velâyet mişkâtı olmadıkça müşahade edilemezler.” (Şerh-i Fusûsu’l Hikem-i Bosnevî, sh: 454-455)

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |