TÜRKİYE BU BUNALIMLARI ATLATABİLECEK Mİ?

 

Türkiye, üzerinde oynanan sinsi bir oyunla derinden sarsılıyor. Daha evvelki yazılarımızdan okuyucularımız hatırlayacaklardır; “Türkiye’nin üzerinde oynanan oyunlar.” “Adım adım parçalanmaya doğru.” “Sevr yeniden uygulanmaya konuluyor...” başlıklarıyla endişelerimizi yıllardır dile getiriyorduk. Son çıkarılan krizler, IMF’in çıkarılması için dayattığı 15 yasa, kredi verilecek bahanesiyle Türk tarımı, madenleri, toprakları üzerinde oynanan oyunların perde arkasını aralamaya çalıştığımızda Türkiye’nin bölünmesi, parçalanması, batırılması gündeme gelmiştir.

Türkiye’de özelleştirme, reformlar, siyaset ve iktisat; IMF, Dünya Bankası, ABD ve Batı’nın istekleri doğrultusunda, onların lehine yapılıyor, öylece şekilleniyor. Yeni Dünya Düzeni’nin yeni sloganı “Küreselleşme” dünya ülkelerini yutma operasyonundan başka bir şey değildir. Sayılan kurum ve ülkelerin uykularını kaçıran ülke ise Türkiye’dir. Türkiye her şeyi ile çökertilmeli, bin yıllık bitmeyen haçlı kini ile intikam alınmalı, yeraltı ve yerüstü zenginliklerine el konulmalıdır. Esas gaye budur, nihayeti ise ya Anadolu’dan çıkartılmalı veya toptan imha edilmelidir. Siyonizmin ve hıristiyanlığın asıl gayesi bundan ibarettir.

Türkiye, IMF’in isteklerini kayıtsız şartsız yerine getirerek Bankalar Yasasıyla, Telekom, Şeker, Tütün kanunlarıyla sömürge ülkesi konumuna getirilmiştir. IMF, bu politikalarıyla maalesef Türkiye’yi esir almıştır. Dün ihracatla para kazandığımız ürünler artık ithalatla geri alınacak konuma indirilmiştir.

Siyaset Bilimci Prof. Dr. Çetin Yetkin diyor ki:

“İngiltere, Fransa ve ABD’nin resmi silah satışından kazandıkları para, resmi tütün satışından aldıklarından azdı. Şimdi adamlar silah satmak için sağda ve solda savaş çıkarıyorlar. Bu yasayla tütün üretimi azaltılıyor. Belli bölgelerde üretim yapılmayacak. Üretim yapılırsa hapis cezası geliyor. Osmanlı’dan beri var olan ihracat maddesini yok ediyoruz.Düyun-ı Umumiye alacaklarını almak için ilk el koydukları Türkiye’deki tütün geliriydi...”

IMF, Türkiye’den yasaları acilen çıkartmasını bekliyor. Dünya Bankası daha etkin bir kamu borç yönetimi ve daha şeffaf bir kamu yönetiminin oluşmasını destekliyor. Türkiye’ye 3,2 milyar doları bu yıl olmak üzere üç yıl içinde 6,2 milyar dolar kredi kullandıracağını bildiriyor. Danimarka’da alınan bir kararda beş yıl içinde Türkiye’nin tamamen batırılması plana alınıyor, bunun kesinleşmesi için ne gerekirse onun yapılmasının icap ettiği adamlar tarafından söyleniyor.

Zorla çıkartılan Şeker kanunu ile 1,5 milyon ton şeker açığının olacağı ve ilerki yıllarda açığın daha da artacağı, ihtiyaçların Batı ve ABD’den sağlanacağı yetkililer tarafından açıklanıyor.

Bu kanunlar, istekler ve Derviş kenara atılmazsa tarım da, sanayi de, kültür de, iktisat da elden gidecek, vatan toprakları pazarlanacak ve milletimiz ölüme mahkûm edilecektir. Böyle giderse artık “Hakimiyet kayıtsız şartsız IMF’indir.” olacaktır.

Tek Gıda-İş Sendikası Genel Başkanı Hüseyin Karakuş: “Tekel bir dev. Öylesine bir dev ki, kamuya tekbaşına 2 katrilyon liraya yakın kaynak aktarıyor. Günde 17 trilyon lira kasasına giriyor. Böyle muhteşem bir gelir doğrudan devletin elindedir. Bu para makinasından vazgeçmek için insanın ya deli ya da kör olması gerekiyor. Borç üstüne borç yapıyor. Sonra da bir günde 17 trilyon lira kazandığı işletmesini “IMF istedi” diye çokuluslu şirketler için elinden çıkarmaya bakıyor...” diyerek işin ehemmiyetine dikkat çekiyor, yetkililerin, yöneticilerin hallerini de izah ediyor. Buna ancak insanın “Bindiği dalı kesmesi” denir.

Özelleştirme, ama nasıl, neye göre, kimin için, kimin menfaatine özelleştirme?Türkiye’de tekel kaldırılıyor, ancak uluslararası şirketlerin tekel devri başlıyor.

600 bin âile açlık ve sefalete düşecek. Yoksulluk sınırının 650 milyon, açlık sınırının 250 milyon olduğu Türkiye’deki bu nevi uygulamalar Sevr’in yeni yüzü olarak görülmemeli midir?Her gün yeni zamlar, yeni vergiler, gizli kaçırmalar, hortumlamalar.

Terörle etkisizleştirilemeyen Türkiye’nin krizlerle gücü kırılmak istenmiş, bunda muvaffak olunmuştur. Bu krizleri dış güçlerle onların içerdeki lobileri çıkardılar. Kasım ve Şubat krizlerinde yurtdışına çıkarılan para miktarı yaklaşık olarak 35 milyar dolar, CIA’nın raporlarına göre Türk müteşebbislerin sadece İsviçre bankalarında yatırdıkları para 40 milyar dolar civarında, birkaç bankadan hortumlanan miktar 11,3 milyar dolar, 1986 yılından bugüne kadar özelleştirilen KİT’lerden elde edilen ise 7,5 milyar dolar olduğu hesaplanırsa Türkiye terörden daha şiddetli bir kuşatma altına alınmıştır.

Kriz bahanesiyle Türkiye’nin önemli sanayi tesislerini ölü fiyatına kapatmak, satın almak peşindedirler. GAP, THY, Telekom, Şeker fabrikaları, çimento fabrikaları, çay, fındık fabrikaları vs. Hepsini içine alan geniş çevreli bir kuşatma harekâtı. Dün hile ve oyunlarla Musul petrollerini gasbeden güçler, bugün aynı oyunları oynuyorlar ve diğer madenlerimiz, kıymetli mallarımız üzerinde tekel kurmaya çalışıyorlar.

Amerika’nın Florida eyaletindeki Miami Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Prof. Nejat Veziroğlu: “IMF Türkiye’yi kasten batırdı, Türkiye’nin yaşadığı son ekonomik kriz uluslararası finans kuruluşlarının bir komplosudur. Türkiye’nin 20 milyar dolarlık kaybı IMF ve Dünya Bankası’ndan istenmelidir... Uluslararası finans kuruluşları ile Dünya Bankası ve IMF yetkililerinin samimi ilişkiler içinde olduğunu herkes biliyor...” demektedir. Aynı paralelde BM Teşkilatı Körfez Savaşı için uğradığı zararlar nedeniyle 3.3 milyar dolar talep eden Türkiye’ye 1800 dolar tazminat verilmesini kararlaştırmıştır.

Krizler özel olarak çıkartıldı, hükümet hizaya geldi. Kriz sebebiyle Türkiye’nin zenginlikleri yabancı şirketlere devrediliyor. Hükümet, IMF ve Dünya Bankası’na verilen sözler çerçevesinde Türk tarımına büyük bir darbe vurmaya hazırlanıyor. IMF’e sunulan (Yeniden Yapılanma Programı) kapsamında Türk tarımı dört aşamalı planla tasfiye edilecek. Fındık, çay, tütün, şeker pancarı ekim alanları daraltılıyor. TMO, asgari düzeyde alım yapması için yeniden yapılandırılacak. Tekel’in tüm fabrikaları, şeker ve çay fabrikaları özelleştirilecek. Türkiye, Türk’lere bırakılmayacak kadar zengin bir ülkedir. Siyonizmin ve hıristiyanlığın ülkemiz üzerinde bitmeyen arzuları vardır. Bugüne kadar ne yapıldıysa başarılamadı, bu ülke batırılamadı. Terörle, uyuşturucuyla, iç kışkırtmalarla vs. Şimdi tarım, tekel politikalarıyla tarım tamamen yabancıların kontrolüne bırakılacak, halk aç kalacak.

Tarım Bakanı “Türkiye için AB’ne üyelik yolu tarımdan geçmektedir. Türkiye’ye ABD’nin kapılarının açılması büyük ölçüde ülkemiz tarımının sorunlarının çözümüne ve tarımsal alt yapısının iyi bir seviyeye getirilmesine bağlıdır.” diye dursun AB’nin uygulamalarının kendi tarım üreticilerinin hayat standartlarını daha da yükseltmesine çalıştığını, Türk tarımını yoketmeye çalıştığını görmekteyiz.

1999 yılında 85 milyar Euro’luk ABbütçesinin 45 milyar Euro’su tarımın desteklenmesi için ayırılmıştır. ABD iç piyasasında buğday 230 dolardan satılırken Türk çiftçisine 130 dolara verilsin demek Türk tarımını öldürmek demektir. Global Dünya patronları Türkiye’yi çökertmeye karar vermişlerdir. Köylü çökmeli, çiftçi erimeli, esnaf bitmeli, memur ölmeli, milli iktisat ortadan kalkmalı, iç piyasa yabancıların eline geçmeli, millet dağıtılmalı, uyutulmalı, sonra yutulmalıdır. Hesap budur ve kitabına uydurulmuş, 15 günde 15 yasa dayatılmıştır. “İki kuruluş” bu yasaları çıkarın, buğday, tütün, şeker pancarı ekmeyin diyor.

Meclis’te kamu bankalarının birleştirilmesi ile ilgili yasa tasarısına, banka yöneticilerinin eylem ve işlemlerinden dolayı haklarında dava açılamayacağına dair bir hüküm konuluyor. İlgili hüküm: “Kamu bankaları yöneticilerinin eylem ve işlemleri hakkında açıkça suç teşkil etmedikçe dava açılamaz.” şekline getiriliyor. Gizlice işledikleri kadar işleyebilirler, çalabilirler, hortumlayabilirler, kaçırabilirler.

Endüstriyel bölgeler yasa tasarısı meclisten geçip yürürlüğe girmek için kuyrukta bekliyor. Sırf bu işleri kotarmak için 1996 yılında 58 bin km2 toprak satılmış bulunuyor. Ermeni’ler Anadolu’da toprak satın alıyorlar. Adana’da tapu aldılar. Kayseri’de, Van’da, Kars’ta uğraşıyorlar. Necdet Sevinç’in tesbitlerine katılmamak mümkün mü?

“Sadece Trakya’daki topraklarımızla dahi mukayese edildiğinde, yorgun, küskün ve umutsuz emeklilerimizin ikindi namazından sonra buluşup, varlık günlerinin bereketine dair sohbete daldığı, mahalle camiinin avlusu kadar bir vatancık olan Moldova’ya bile muhtaç edilmiştir Türkiye... Ve: ‘Türkiye birkaç ay sonra Amerikan borsasından 180 bin liradan buğday ithal edecektir. Ve Ankara Derviş’i mervişi bir kenara savurup, Türkiye’nin kaderini kendi ellerine almazsa, tarımda da, sanayide de, kültür ve siyasette de çöküşün önüne geçemeyecektir.”

Osmanlı devlet adamları 1838’de imzaladıkları ticaret anlaşmasıyla Türkiye’yi sömürge haline getirmişlerdi. Düyun-ı Umumiye kurulmuş, vatan topraklarının üstündeki pek çok kıymetli mallara yabancılar kendilerince haklı nedenlerle alacaklarının yerine el koymuşlardı. Batı’nın büyük şirketleri Türkiye’nin denizyollarına, demiryollarına ve bütün fabrikalarına sahip olmuşlardı. İstanbul şehir hatları vapurları bile yabancılar tarafından çalıştırılıyordu. Siyasi ve iktisadi egemenlik başkalarınındı. Coğrafyamızın bir kısmında toprak mülkiyeti bile elimizden çıkmıştı. Ermeniler, Rumlar, Yahudiler yoksul Türk köylüsünden topraklarını yok pahasına satın alıp yerleşiyordu. Paraya hakim olanlar, siyasete de hakim olmuşlardı. Küreselleşme, globalleşme yeni dünya düzeni adına milli şirketler sömürge patronlarına devrediliyor.

Eğer bu işlere son verilmezse önce iktisadi, sonra kültürel daha sonra da siyasi hakimiyet Türkiye’nin elinden alınacaktır. Uluslararası sermaye vatan topraklarımız üzerinde kendi piyon devletini kuracaktır.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |