Güneş ve Ay:

Güneş, dünyanın da dahil olduğu güneş sisteminin merkezi, aynı zamanda dünyaya en yakın olan yıldızdır. Büyük görünmesinin sebebi de bu yakınlığıdır. Güneş dünyaya ısı, ışık, dolayısıyle hayat veren kaynaktır. Güneş olmasaydı, dünyada hayat olmayacaktı.

Güneş kendi sistemindeki gezegenlerin merkezidir. Bu gezegenler güneş etrafında yörünge çizerler. Bu gezegenleri ayakta tutan da güneştir.

Güneşle, güneşin etrafındaki yörüngelerin üzerinde dolaşan gezegenler ve bu gezegenlere bağlı uyduların hep birlikte meydana getirdiği uyarlı ve hareketli topluluğa güneş sistemi adı verilmektedir.

Ay ise dünyanın tek uydusudur. Dünya, güneşin çevresinde nasıl dönerse, o da dünyanın çevresinde öyle döner. Bu şekilde aynı zamanda dünya ile beraber güneşin de çevresinde dönmüş olur. Ayın dünya etrafındaki hareketi bir yörünge üzerindedir. Bu yörünge dünyanın güneş etrafındaki yörüngesi gibi, bir elips biçimindedir.

Allah-u Teâlâ güneşin ve ayın; kudretinin kemâline, saltanatının büyüklüğüne işaret eden alâmetler olduğunu Âyet–i kerime’sinde beyan buyurmaktadır:

“Gökte burçlar yaratan, orada ışık saçan güneşi ve nurlu ay’ı vâreden Allah, yüceler yücesidir.” (Furkan: 61)

Güneş bu burçlarda gezinir, dünyaya ışık saçar. Geceleri yeryüzünü aydınlatan parlak ay da bu burçlarda yer almaktadır.

Kaynağı kendinden değil de başka bir cisimden alıp yansıttığı için aya nur denilmiştir.

“Güneşi ışık, ayı nur yapan O’dur.” (Yunus: 5)

Allah-u Teâlâ güneşten çıkan şualara “Işık”, ayın şualarına da “Nur” adını vermiştir.

Ayın nuru, güneşin ışığının bir yansımasıdır. Güneşin ışığı aslından, ayın nûru ise güneştendir.

“(Göğe) ışık saçan bir kandil astık.” (Nebe: 13)

Allah-u Teâlâ’nın güneşi yegâne enerji kaynağı olarak yaratması sebebiyledir ki, bütün yeryüzündekiler için parlar ve onları ısıtır.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde güneş üzerine, onun sürekli aydınlığına ve ardından gelen aya yemin etmiştir.

“Andolsun güneşe ve aydınlığına, ardından gelmekte olan aya!” (Şems: 1-2)

Güneşten dünyaya doğru yayılan bir çok faydalar bulunabilmekle beraber, bunlar içinde en belli olan ısı ve ışıktır.

“Andolsun toplu hâle geldiği (dolunay olduğu) zaman aya!” (İnşikâk: 18)

Ay’ın gerek kamerî ayın ilk yarısında, gerekse sonunda güneşin batmasına tâbi olarak “Bedir” ve “Hilâl” şeklinde görünmesi güneş sisteminin emsalsiz bir düzene ve şaşmayan hesaba göre hareket ettiğinin başlıca delillerinden biridir.

•

Diğer Âyet-i kerime’lerde şöyle buyuruluyor.

“Görmez misiniz, Allah yedi göğü birbiriyle âhenkdar olarak nasıl yaratmıştır?” (Nuh: 15)

Öyle harikulâde bir surette vücuda getirmiştir ki, hiç birinde bir eksiklik ve düzensizlik bulunmaz.

“Onların içinde ayı bir nur yapmış, güneşin de ışık saçmasını sağlamıştır.” (Nuh: 16)

Ay ile geceleri yeryüzü aydınlanmakta, güneş ile de gecelerin karanlıkları kaybolmakta ve ziyalar içinde kalmaktadır.

•

Güneş ve ay, bir tür hesabın işaretidirler.

Âyet-i kerime’lerde şöyle buyuruluyor:

“Güneş’i ve ay’ı da hesap için bir ölçü kılmıştır.” (En’âm: 96)

Gündüzün alâmeti olan güneş ile, gecenin alâmeti olan ay hesap vasıtalarıdır zamanın hesabı onların hareketleriyle bilinir. İnsanlar günlerin sayısını, haftaları, ayları, mevsimlerin vaktini, meyvelerin ve bitkilerin olgunlaşma zamanlarını bunlarla tesbit edebilmektedirler.

Canlılar, güneşin yeryüzünden belli mesafede tutulması sebebiyle varlıklarını sürdürebilmektedirler. Eğer güneş ölçüsüz hareket etseydi, yeryüzüne az da olsa yaklaşsa veya uzaklaşsa idi, hayatın idâmesine imkân olmazdı.

•

Bu nizam ve intizam olmamış olsaydı, yeryüzünde bu tarz bir hayat görülmezdi.

Güneşin doğuşundaki ve batışındaki sonsuz hikmetleri bir düşün!

Eğer güneş olmasaydı, dünya karanlık olurdu. Bu karanlık dünyada insanlar birbirleriyle anlaşamaz, işlerini göremezlerdi. Aynı zamanda hayati ihtiyaçları için çalışamazlardı. Güneş ışığı olmasa gözlerden istifade edilmez, renkler görülmezdi.

Güneşin hareketi olmasaydı, devamlı gündüz olacağından insanlar durup dinlenmez, gündüzden faydalanmak için devamlı çalışırlardı.

Geceleyin çalışmaya mecbur olduğumuz zamanlarda ay ışığından faydalanırız. Ayın ışığı mutedildir. İnsanların geceleyin rahatça çalışmaları ve yorgun düşmemeleri için ısısı ve ışığı azdır.

Bir düşün! Allah-u Teâlâ geceyi istirahat zamanı, gündüzü de mâişet zamanı olarak tayin etti.

Güneşi hergün doğudan doğduruyor, tâ batıya kadar hiçbir boşluk bırakmadan ısısını ve ışınlarını her yere ve her canlıya ulaştırıyor. Güneşin bu nimetlerinden doğu ile batı arasında hiç bir yer ve hiç bir canlı mahrum bırakılmıyor, her şey ölçülü olarak istifade ediyor.

Bir bak! Mevsimlerin meydana gelmesi için güneşin eksenini nasıl eğik tuttu?

Mevsimler sayesinde insanlar, hayvanlar ve bitkiler muhtaç oldukları yaşama zeminini bulurlar.

Kış mevsiminde ağaç ve bitkilerdeki ısı azalır, bu suretle ağaç ve bitkilerin tomurcukları husûle gelir. Hava sıcaklığının düşmesiyle bulutlar ve yağmur meydana gelir.

İlkbaharda tomurcuklar harekete geçer. İzn-i ilâhî ile bitkiler doğar, ağaçlar çiçek açar.

Yazın havalar ısınır, meyveler olgunlaşır, hasat yapılır.

Sonbaharda hava ılır, geceler uzamaya başlar.

Bütün bunlar Allah-u Teâlâ’nın Ulûhiyet’ini ve Samediyet’ini açıkça gözler önüne serer. Her şey, her an O’na muhtaçtır, O’nun hayat vermesiyle hayat bulmakta, varlıklarını devam ettirmektedirler.

•

Karanlığı ile gecenin, aydınlığı ile gündüzün birbirini takip etmesi, dünyanın yaratıldığı andan bugüne kadar sürüp gelmektedir ve kıyamete kadar da bu düzen devam edecektir.

Bütün bunlar O’nun yarattıkları hakkında dilemiş olduğu hikmet ve takdire göre olmakta, son derece hassas ve mükemmel bir şekilde cereyan edip durmaktadır.

“Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katarsın!” (Âl-i imran: 27)

Bir yandan gece kırpılıyor, gündüze ekleniyor; bir yandan da gündüz kesiliyor, geceye ekleniyor. Yavaş yavaş gecenin karanlığı gündüzün aydınlığında kayboluveriyor, gecenin karanlığı içerisinden şafağın aydınlığı yavaş yavaş ortaya çıkıyor.

Kış mevsiminin başlangıcında yavaş yavaş geceler uzuyor ve gündüzden kırpmaya başlıyor. Bir müddet sonra da yavaş yavaş gündüzler uzuyor, geceler kırpılmaya başlıyor ve yaz mevsimi geliyor.

•

Gece ve gündüzün birbirini takip etmesi, dünyanın kendi ekseni etrafında ve güneşin çevresinde dönmesiyle meydana gelmektedir.

Dünya güneşe karşı kendi etrafında dönerken, onun her bir noktası güneşe karşı dönüşünü yapar. Bu nokta gündüz olur. Nihayet o nokta güneşi görmez olunca, oradan gündüz soyulup çıkartılır, orayı karanlıklar kaplar. Bu hadise her bir nokta üzerinde düzenli bir şekilde ardı ardına sürüp gider.

Âyet-i kerime’de şöyle buyurulmaktadır:

“Gece onlar için bir delildir. Biz geceden gündüzü sıyırıp çekeriz de, onlar birden karanlıkta kalıverirler.” (Yâsin: 37)

Dünya kendi etrafında güneşe karşı dönmeseydi, gece ve gündüz olmazdı. Kendi etrafında şimdikinden daha hızlı dönmüş olsaydı her şey yıkılır gider, darmadağın olurdu. Eğer kendi çevresinde şimdikinden daha ağır dönmüş olsaydı, sıcaktan ve soğuktan bütün insanlar ölürdü. Kendi etrafında deveranı olmasaydı, bütün denizlerin suları boşalırdı.

Âyet-i kerime’lerde şöyle buyuruluyor:

“Resul’üm! De ki: Hiç düşündünüz mü? Eğer Allah geceyi kıyamet gününe kadar aralıksız devam ettirse, Allah’tan başka size ışık getirecek bir ilâh var mıdır?” (Kasas: 71)

Buna kim kâdir olabilir, kim güç yetirebilir?

“Hâlâ işitmeyecek misiniz?” (Kasas: 71)

İnançsız kimseler her ne kadar işitseler de, işittikleri gibi icraat yapmadıkları için işitmeyen sağır mesabesindedirler.

Gece ve gündüz olmasaydı, bu kâinatın kanunları çerçevesinde hayat diye bir şey olmazdı. Her şey bir ölçüye göredir.

“De ki: Hiç düşündünüz mü? Eğer Allah gündüzü kıyamet gününe kadar aralıksız devam ettirse, Allah’tan başka hangi ilâh istirahat edeceğiniz geceyi getirebilir?” (Kasas: 72)

Elbette ki hiç bir kimse bunu getiremez.

“Hâlâ görmeyecek misiniz?” (Kasas: 72)

Elbette ki Allah-u Teâlâ’dan başka Hâlik, bu gibi tasarruflara kâdir bir ilâh yoktur.

 

DEVAM

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |