HAZRET-İ MUHAMMED
Aleyhisselâm

 

-Hicretin Onuncu Yılı-

Dinin Kemâli

 

Eylül 2019
Hakikat Aylık İslâm Dergisi
s. 32-33

 

Resulullah Aleyhisselâm hutbeden sonra sunulan bir bardak sütü içti, oruçlu olmadığını Ashâb'ına gösterdi. Öğle ile ikindi namazlarını arka arkaya kıldırdı. Sonra devesine bindi, Arafat'a geldi.

"Burada babanız İbrahim'in size miras bıraktığı yerler üzerinde durunuz!" buyurdu.

Kendisi de Kıble'ye karşı deve üstünde vakfe yaptı. Güneş batıncaya kadar uzun bir duâda bulundu. Tam bu sırada, henüz deve üstünde iken Âyet-i kerime nâzil oldu:

"Bugün kâfirler sizin dininizden ümitlerini kestiler. Onlardan korkmayın, benden korkun!

Bugün sizin dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm'ı beğendim." (Mâide: 3)

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in tebliğine memur buyurulduğu dini hükümlerin tamamlandığını bildiren bu Âyet-i kerime, Kur'an-ı kerim'in ahkâm bakımından nâzil olan Âyet-i kerime'lerinin sonuncusudur.

Arefe günü güneş battıktan sonra tekrar devesine bindi. Terkisine Üsame bin Zeyd -radiyallahu anh-i alarak Arafat'tan ayrıldı. Hacc kafileleri ile birlikte ağır ağır "Müzdelife"ye geldi. Akşam namazı kılınmamış fakat yatsı vakti girmişti. Müzdelife'de akşamla yatsıyı birleştirerek arka arkaya kıldırdı, geceyi burada geçirdi.

Ertesi sabah güneş doğmadan evvel, sabah namazından sonra Müzdelife'den kalktı. Bu sefer terkisine Fazl bin Abbas -radiyallahu anh-i aldı. "Meş'ar-i haram"a gitti. "Cemre-i akabe"de ufak çakıl taşlarından yedi cemreyi attıktan sonra "Mina"ya vardı.

Resulullah Aleyhisselâm Minâ'da da bir hutbe irad buyurdu. Bu hutbe Arafat'ta söylediği ilk hutbesinin ikincisi oldu.

Bu ikinci hutbesinden sonra, kurbanlık için hazırlanan yüz deveden altmış üçünü, ömrünün her yılı için bir deve hesabiyle bizzat kendisi kurban etti. Geri kalanlarını Hazret-i Ali -radiyallahu anh- kesti. Kurban etinden birer parça ayrılarak pişirildi, üst tarafı fukaraya dağıtıldı. Sonra saçlarını kestirerek ihramdan çıktı, devesine binerek Beyt-i şerif'e geldi. "Ziyaret Tavafı"nı yaptı. Zemzem kuyusu'nun başında durarak bir bardak su içti. Minâ'ya döndü, bayram günlerini hep Minâ'da geçirdi. Hacc menâsikini yerine getirdi. Ashâb-ı kiram da ona bakarak Hacc ibadetini öğrenmiş oldular.

Bayramın birinci gününde olduğu gibi, ikinci gününde de Ashâb'ına hitap ederek üçüncü hutbesini irad buyurdu, onlarla vedâlaştı.

Bayramın beşinci günü sabahleyin Minâ'dan Mekke-i mükerreme'ye döndü ve "Vedâ Tavafı"nı yaptı. Diğer hacılar memleketlerine dönerlerken, Resulullah Aleyhisselâm da Mekke-i mükerreme'den ayrıldı.

Medine-i münevvere'ye geldiğinde devesini Mescid'in kapısında durdurduktan sonra Mescid'e girdi ve iki rekât namaz kılarak hane-i saâdetine döndü.

•

Resulullah Aleyhisselâm'ın bu Hacc'ına tarihte "Vedâ Haccı" denilmektedir. Bu onun ilk ve son Hacc'ı oldu. Ashâb-ı kiram'ı ile vedâlaştığı ve bir daha Kâbe-i muazzama'yı göremediği için bu Hacc'a "Vedâ Haccı" denilmiştir.

Resulullah Aleyhisselâm'ın bu Hacc'ı son derece değişik bir mânâ taşımaktadır. Bilindiği gibi müslümanlar namazını da, orucunu da, zekât ve diğer ibadetlerini de hep onun tatbikatlarından alarak öğrendiler. Artık öğrenmeleri gereken temellerden Hacc ve onun menâsikı, yerine getirmede takip edilecek usulü kalmıştı. Çünkü câhiliye döneminin en çirkin kalıntılarından, Hacc adı altında işlenen, hacc mevsiminde el çırpmak, tavafı çıplak yapmak, ıslık çalmak gibi sapıklıklar toptan dürülüp atılmış oldu.

Böylece artık Allah-u Teâlâ'nın Beyt-i haram'ını haccetmeye dâir olan dâvet kıyamete kadar sürecektir.

 

 

HİCRETİN ON BİRİNCİ YILI

RESULULLAH ALEYHİSSELÂM'IN AHİRETE İRTİHÂLİ

 

 

Son Yıl:

 

On birinci hicret yılı, Resulullah Aleyhisselâm'ın Rabb'ine kavuştuğu yıldır. Yirmi yıl içinde tebliğ işi tamamlandı.

Önceleri Kureyş'in her ferdine İslâm'ı kabul ettirmek için nice mesai sarfetmeye ihtiyaç duyulurken, son zamanlarda ise Arap yarımadası halkı akın akın gelip hidayete ulaştılar. Artık Resulullah Aleyhisselâm'ın vazifesi mükemmel bir şekilde tamamlanmıştı.

İslâm dini bütün insanlığa gönderilen son din olduğu için, bütün insanlığa duyurmak gerekiyordu. Halbuki henüz Arap yarımadası'nın hududunu pek aşmamıştı. Bu şerefli vazifeyi de hiç şüphesiz ümmeti yapacaktı.

Peygamber Aleyhimüsselâm Hazerâtı için ölüm bahis mevzuu değildir. Onlar sadece bu dünya hayatından çekilirler ve fakat onların tebliğlerine inanıp izlerini takip edenler vasıtasıyla tesirlerini devam ettirirler. On birinci yılın başından itibaren Resulullah Aleyhisselâm'ın vefatına kadar iki ay on iki günlük bir zaman geçmişti.

 

 

Vedâ Günleri:

 

Resulullah Aleyhisselâm'ın Vedâ Haccı, peygamberlik vazifesinin sona erdiğini gösteriyordu. Vedâ Hutbesi'ni Vedâ Haccı'nda irad buyurdu, Ashâb-ı kiram'ı ile burada vedâlaştı. İslâm dini, bu Hacc'da kemâlini buldu, son Âyet-i kerime burada nâzil oldu.

Ashâb-ı kiram "Nasr sûre-i şerif'inin" gelişini, Kur'an-ı kerim'in son Âyet-i kerime'sinin indirilmesini, Resulullah Aleyhisselâm'ın vefatı zamanının yaklaşmış olduğuna işaret saymışlar, bu yüzden ağlayanlar olmuştu.

Resulullah Aleyhisselâm Mekke'den Medine'ye döndü. Sekiz yıllık hasretten sonra Uhud şehitlerini ziyaret etti, namazlarını kıldı. Daha evvel bu şehitlerin cenaze namazları kılınamamıştı.

Hastalanmasından bir gece evvel, Medine-i münevvere'nin "Cennet'ül-Bâki" denilen mezarlığına gitmiş ve:

"Ey yüce Allah'ım! Burada yatanlardan mağfiretini esirgeme!" diye duâ etmişti.

Geri dönerken: "Bana dünya hazinelerinin anahtarlarıyla Cennet'in anahtarları uzatıldı. Bunlar arasında muhayyer bırakıldım. Ben, Allah'ıma kavuşmayı, Cennet'te yaşamayı seçtim." buyurdu.

Ukbe bin Âmir -radiyallahu anh- der ki:

"Resulullah Aleyhisselâm Uhud şehitlerinin üzerine cenaze namazı kıldıktan sonra gelip minbere çıktı. Dirilerle ölülere vedâ eder gibi hutbe okudu ve şöyle buyurdu:

'Ben Havz'ın başına sizden önce varacağım. Onun genişliği Eyle ile Cuhfe arası gibidir. Sizin benden sonra şirk koşacağınızdan korkmuyorum. Fakat ben sizin dünya hakkında yarışa girişeceğinizden ve birbirinizle çarpışıp sizden öncekilerin helâk olduğu gibi helâk olacağınızdan korkuyorum.'" (Müslim: 2296)

Ukbe -radiyallahu anh-: "Bu benim Resulullah Aleyhisselâm'ı minber üzerinde son görüşüm oldu." demiştir.

•

Resulullah Aleyhisselâm Nasr Sûre-i şerif'inin inişinden beri ecelinin yaklaştığını hissetmiş bulunuyordu.

Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz buyururlar ki:

"Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- vefatından önce;

'Allah'a hamdederek O'nu tesbih eylerim. Allah'tan mağfiret diler ve O'na tevbe ederim.'

Sözlerini çok söylüyordu.

Ben: 'Yâ Resulellah! Görüyorum ki bu duâyı çok yapıyorsun!' dedim.

Şöyle buyurdu:

'Rabb'im bana ümmetim hakkında bir alâmet göreceğimi haber vermişti. O alâmeti gördüğüm zaman kendisine çok çok tesbih ve hamd ile istiğfarda bulunacaktım. İşte o alâmeti gördüm.'

Daha sonra da Nasr sûresi'ni okudu.

'Resul'üm! Allah'ın yardımı ve zafer günü gelip de insanların akın akın dalga dalga Allah'ın dinine girdiklerini görünce, Rabb'ine hamdederek O'nu tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. O, tevbeleri daima kabul edendir.' (Nasr: 1-3)" (Müslim: 220)

•

Resulullah Aleyhisselâm bir gün kızı Fâtıma -radiyallahu anhâ-ya gizlice şöyle buyurdu:

"Her sene Cebrâil Kur'an'ı benimle bir kere mukabele ederdi. Bu sene iki defa mukabele etti. Öyle sanıyorum ki ecelim yaklaşmıştır." (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1767)

Bu gibi beyanlar Resulullah Aleyhisselâm'ın haber verdiği gibi tahakkuk ettiği için nübüvvet alâmeti olmuştur.

Cebrâil Aleyhisselâm'ın Kur'an-ı kerim'i Resulullah Aleyhisselâm'la mukabele edişi Ramazan aylarında idi. Ramazan ayında her gece iner, Kur'an-ı kerim'i Resulullah Aleyhisselâm'la başından sonuna kadar mukabele ederdi. Vefatından önceki yılın Ramazan ayında ise bu mukabele iki kere yapılmıştı.

Her yıl Ramazan ayının son on gününde itikafa da giren Resulullah Aleyhisselâm, son Ramazan'da ise itikafa yirmi gün girmişti.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |