EVLİYÂ-İ KİRAM
-Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN
"HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI (225)

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- (29)

 

Eylül 2019
Hakikat Aylık İslâm Dergisi
s. 36-37

 

 

 

"Menâzilü'l-Kurbe":

"Yakınlık Menzilleri" / 20

 

Marifet, İman, Tevhid ve Buna Benzer Şeyler Arasındaki Fark Hakkında Bir Bâb:

 

Ebu Abdullâh -rahimehullâh- buyurdu ki:

Marifet, Allah'ı kalbiyle bildirip tanıtınca, o artık O'na karşı itminan bulup yatışır ve kalbi O'nda karar kılar. İşte marifet budur. O'nun mebdei ve başlangıcı ismi mübarek olan Allah'tır.

Tevhid ehline "Ârif" demeleri vâciptir. Ancak onların da ameli ve hizmetiyle O'nu tasdik etme hususunda aralarında farklar vardır. Onların çoğu ondan bol hisse alırlar ve bu tasdikleri hususunda ihlâsa kavuşurlar.

Asıl marifete gelince; marifet, yani O'nu tanıma ve bilme sona erince, artık kendisiyle birlikte hiçbir şeyin kalmaması ve nefsinin kendini övmesinden korkmasıdır.

Çünkü nifak, imandan koparıp çıkarır.

"Kin ve öfke cinlerin bir sihridir." (Muttakî el-Hindî, Kenzü'l-Ummâl, 15180)

Kin ve öfke insanları sihirleyip büyülediği gibi, kurtuluş ve kazanma yolundan onları saptırma noktasına bile vardırır.

İşte nifak da, tâ ki dalâlete düşürüp yoldan saptırıncaya kadar hidâyet gözlerini tutup kapatması bakımından böyledir. Günahkârlık artık ona sevinç ve neşe verir, gurur ise boyun eğdirir. Çünkü günahkârlık, onun içinde Azîz ve Celîl olan Allah'ın hükümlerinin perdesini kapatır; boyun eğdiricilik ise ona âkıbetinin ne olacağını göstermez. Bu neyin sevinç ve neşesidir ki?..

O ancak buna gâlip gelebildikçe, Allah'ın tedbir ve idaresinden yana görebildiği kimi durumlarda ona uyum sağlayabilir. Onun için artık her şey kolaydır. Nefsi kendisiyle dâimâ berabedir, sürûr ve neşe içinde gözükse de emniyet hususunda fakirdir.

Zikrettiğim hasletlerin hakikatlerine gelince; bunların imandan, tevhidden, istiğfardan, hamdden ve buna benzer şeylerden ibaret olduğunu söyleyebilirim.

Şu eşyanın hakikatlerini ancak ona ehil olanlar bilir ve anlar. Onlar ona vâsıl olduklarında, onlar için bu hakikatler akıllarda görünür hale gelir. İşitmenin en güzelinin alâmeti, söyleyenin söylemesiyle fayda elde etmekten de ferâgat etmektir.

Allah Tebâreke ve Teâlâ tevhid ehline yapılacağın en güzelini yapar; nefislerini cezâya uğramaktan korkutma, âkıbetten korkutma, ilâhi tedbir ve boyun eğdirmenin güzelliği ve iyileştirmesiyle onları kayıt altına alır. Onlar tek bir günah işlemekten bile uzak durup, onun yanıltıcılığını da içlerinden söküp atarlar. Bu tek bir günah için bile cezâ ve azap vâcip olur, onun gönlü daha bu diyarda azap ve cezadan haberdar olur. İşte bu, âkıbetleri üzerinden onları kayıt altına almaktır; tâ ki nefis âkıbet ithâmıyla arzu ve ümit hakkında kasda karar verdiğinde, muvahhidler için onu kayıt altında tutmuş olsun. Şu hale göre korku da nefsin ıslâhı içindir.

Allah tüm ilâhi korkuyu bir kulunda toplayınca, diğerleri de korkuyla haykırır ve göğsünün içinde sanki bir aslanla karşılaşmış gibi olur. Sâdıklar işte bu mahalde onun sâyesinde bulunur, sıddîklar da aynı şekilde şiddetle korkar ve devamlı hüzünlü olurlar.

Sonra Allah, ona Sıddîklar'ın en ulu ve en yüce kulluk yapan kişisi olma lütfunu tahsis kılar.

İşte onlar yeryüzünde parmakla sayılabilecek kadar azdır.

Nitekim onların kalpleri O'ndan, O'nunla haşyet duyar.

Onlar onun ilâhi kabzasında, himâye-i ilâhi'si içinde esirleridir. Şayet bu olmazsa, onlar için durum çok önemlidir.

O, ilâhi kabzası içinde arzu ve emelini kesip atmakla onları en yüce ve en üstün kılar.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onunla ilgili olarak şöyle buyurmuştur:

"Ben yükselip irtifâya ermek içinim. Benim düşündüğüm şey, karşılıklı bir buluşma için sefer etmek ve sonunda ilâhi kabzaya girmektir." (Tirmizî)

İşte ilâhi kabza ve himâye içinde onun arzu ve emelinin kesilmesi de bu şekilde gerçekleşir. Buna bu tabakanın dışında hiç kimse güç yetiremez.

Onlar Allah ile mesrûr olup, O'nunla sevinç ve neşe duymaya ehildir. Zira bunlar ilâhi kabza ve himâye içinde terbiye edilir.

Onlar O'nun lütfu ile sabaha ulaşırlar.

İşte o, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-in şu buyruğunun içindedir:

"Hiç şüphe yok ki Allah'ın afiyeti içinde bulunan sayılı kulları vardır. Onlar O'nun afiyeti içinde akşamlar ve O'nun rahmetiyle sabahlarlar.

Onlar kötü huy ve hastalıklara karşı Allah'ın yardımına mazhardırlar. Kavmin ikram sahibi olanından size kurbanlık gelmesi gibi, onlara da kurbanlık gelir.

Onlar O'nun temizlemesiyle ilâhi kabza içinde bulunurlar ve şehitlerin ecirleri onlara da taksim edilir." (Tirmizî)

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |