TASAVVUF'UN ASLI
HAKİKAT VE MARİFETULLAH İNCİLERİ

İbtilâ ve İmtihan (33)

 

Haziran 2019
Hakikat Aylık İslâm Dergisi
s. 38-39

 

Hastalık ve Tedavi

 

Tedavi Emri:

 

Sağlığımızın korunması dini bir vecibedir. Sağlığı korumak lâzım geldiği gibi, hasta olunca da sabretmek, maddî ve mânevî çarelere başvurarak tedavisine çalışmak da vazifemizdir.

Şu kadar var ki; tedavi olurken, hakiki şifa verenin Allah-u Teâlâ olduğuna inanmak, doktoru ve ilâcı sebep kabul etmek lâzımdır.

Dinimiz tedaviyi emretmiştir, sağlığını korumayan kimse günahkâr olur.

Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz hastalıkların tedavisini emir buyurdukları gibi, bizzat kendileri de o günün şartlarına göre tedavi olmuşlardır. Diğer taraftan da şifâ duâlarını ve Âyet-i kerime'lerini okumuşlar, okuyanları tasvip etmişlerdir.

"Ey Allah'ın Resul'ü! Tedavi olalım mı?" sualine şöyle cevap vermişlerdir:

"Evet... Ey Allah'ın kulları! Tedavi olunuz. Şüphesiz ki Allah, her hastalığın şifâsını da yaratmıştır. Ancak bir hastalık müstesna, o da ihtiyarlıktır." (Ebu Dâvud)

Diğer Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:

"Allah-u Teâlâ derdi de devâyı da indirdiği gibi, her dert için bir devâ yaratmıştır. Binaenaleyh tedaviye devam ediniz, fakat haram ile tedavi etmeyiniz." (Ebu Dâvud)

"Azîz ve Celîl olan Allah, dermanını vermediği hiçbir hastalık yaratmamıştır. Onu bilen bilir, bilmeyen bilmez." (Buhârî)

 

•

Musa Aleyhisselâm hastalandığında Allah-u Teâlâ'dan devâ istemişti.

Allah-u Teâlâ:

"Şu bitki senin şifândır." diye ilâcını beyan buyurdu.

Musa Aleyhisselâm o ilâcı kullandı, fakat iyi olamadı. Tekrar müracaatta bulunduğunda aynı ilâç beyan buyuruldu. Tekrar kullandı, fakat yine şifâ bulamadı. Üçüncü müracaatında filân tabibe gitmesi beyan buyuruldu. O tabibe gittiğinde, tabib daha önce tarif edilen aynı bitkiden ilâç tavsiye etti. O ilâcı tabibin tarifi üzere kullandığında şifâya kavuştu.

Musa Aleyhisselâm;

"Yâ Rabb'i! Daha önce de aynısını kullandım, devâ bulamadım. Bu tabib aynı ilâcı tarif etti, kullandım, iyi oldum. Bunun hikmeti nedir?" diye sordu.

Allah-u Teâlâ buyurdu ki:

"Yâ Musa! Her kulum hastalığında bana müracaat edemez. Her ilmin tahsili için ehline müracaat etmek lüzumu vardır. Bunun içindir ki o tabibin tarifinden istifade ettin."

 

 

Hastalıkların İlâhî Bir Rahmet Oluşu:

 

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir ağacın altında oturuyordu. Ashâb-ı kiram'ı da etrafını sarmıştı. Bir ara hastalıklardan ve dertlerden bahsederek şöyle buyurdu:

"Mümine bir hastalık gelir, sonra da Allah ona şifâ verirse, bu hastalık onun geçmiş günahlarına kefâret olur.

Şayet münâfık hastalanır, sonra da kendisine âfiyet verilirse; o, sahibi tarafından bağlanıp da salıverilen, fakat niçin bağlandığını, niçin salıverildiğini bilmeyen bir deve gibidir."

Orada bulunanlardan bir zât:

"Yâ Resulellah! Hastalık nedir? Ben aslâ hiç hastalanmadım." diye sorunca Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

"Kalk! Sen bizden değilsin." buyurdu. (Ebu Dâvud: 3089)

Hadis-i şerif münâfığın hastalıktan ders almayacağını, tevbeye yönelmeyeceğini, hastalığının ne geçmişteki hatalarının affı hususunda, ne de gelecekte günah işlemek hususunda bir fayda temin etmeyeceğini ifade etmektedir.

 

•

 

Atâ bin Ebî Rebah -rahimehullah- der ki:

"Abdullah bin Abbas -radiyallahu anhümâ- bana: 'Sana cennetlik bir kadın göstereyim mi?' dedi. Ben de: 'Evet göster!' dedim.

'İşte dedi şu siyah kadın var ya, o Resulullah Aleyhisselâm'a gelip: 'Ben saralıyım, nöbet gelince üstümü başımı açıyorum, Allah'a benim için duâ ediver de hastalıktan kurtulayım.' dedi.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:

"Dilersen sabret, sana cennet verilsin, dilersen sana şifâ vermesi için Allah'a duâ edivereyim!" buyurdu.

Kadın: 'Öyleyse sabredeceğim, ancak üstümü başımı açmamam için Allah'a duâ ediver.' dedi. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de kendisine duâ etti." (Müslim: 2576)

Ve kadın bir daha açılmamıştır.

 

•

 

Abdullah bin Abbas -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir hastayı ziyarete gittiği zaman şöyle buyururdu:

(Lâ be'se. Tahûran inşaallah)

"Merak etme, zararı yok, günahları temizleyicidir inşaallah." (Buhârî)

 

•

 

Zâhirî hastalıklar zararlı gibi görünür, insanın nefsine ağır gelir, fakat faydası daha çoktur. Hadis-i şerif'te kul için hastalıkların Allah-u Teâlâ tarafından hediye olduğu beyan buyuruluyor.

Diğer bir Hadis-i şerif'te ise şöyle buyuruluyor:

"Allah, mümin kulunu hastalığa mübtelâ eder ki, üzerindeki bütün günahları döksün." (Hâkim)

Allah-u Teâlâ kulundan kuvvetini ve lezzetlerini alırken, günahlarını da alıyor. Daha sonra şifâsını vererek bir çok nimetlerini mükâfatı ile beraber yine iâde ediyor.

Hastalık, insana ölümü hatırlatır. Yönünü ebedî ahiret yurduna çevirmesine sebep olur. Tûl-u emeli, dünyaya muhabbeti azalır, ümitleri kırılır. Bazı hastalıklar da vardır ki şehitliğe vesile olur. Zararı ise kişiyi ibadetten alıkoyar.

Mühim olan mânevî hastalıklardır.

"Onların kalplerinde hastalık vardır." (Bakara: 10)

Âyet-i kerime'si ile işaret buyurulan bu korkunç hastalıklar, insanın ebedî hayatını öldürdüğü için çok tehlikelidir. Hususiyetle ve öncelikle bu hastalıkların tedavisine ağırlık vermek lâzımdır.

Dâvud Aleyhisselâm:

"Yâ Rabb'i! Emrettiğin şekilde, bedenimi oruç ve namazla temizledim; peki kalbimi ne ile temizleyeceğim?" diye sorduğunda Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştu:

"Gamlarla ve kederlerle, ey Dâvud!"

 

 

Gözyaşı

(Muhammed Es'ad Erbilî -kuddise sırruh-
Hazretlerimizin beyanları teberrüken buraya alınmıştır.)

Hakk yolcularının Cenâb-ı Allah'a yaklaşabilmeleri için yegâne sığınak gözyaşıdır. Çünkü;

Gözyaşı: İçin tehassür ifadesi ve gözün niyazıdır.

Gözyaşı: Nedamet mânâsını taşır, Allah'a bir nevi tevbedir.

Gözyaşı: Aşkın derûnî hislerini coşturan kelimesiz ve sadasız lisanıdır.

Gözyaşı: Ârifin kalbinin tercümanıdır.

Gözyaşı: Mağfiret için Allah'ın kullarından istediği istirhamdır.

Gözyaşı: Hakk'ın rahmetini tahrik ve merhametini celbeder.

Gözyaşı: Günahkârın sıdk ve ihlâs ile Rabb'lerine eyledikleri ubudiyet incisinin dâneleridir.

Gözyaşı: Yokluğa erenlerin saâdet sermayeleridir.

Gözyaşı: Allah için öyle bir sermaye-i saâdettir ki, rahmet, merhamet ve mağfiret habbelerini içinde taşıyan seyyid-ü istiğfar ve tevbe-i nasuhtur.

Gözyaşı: Günahların gufrânıdır.

Gözyaşı: Muhlisin habbe-i ihlâsıdır.

Gözyaşı: Âsinin kurtuluş ipidir.

Gözyaşı: Hülâsa, vuslata erenlerin yegâne istinadgâhıdır.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |