HAZRET-İ MUHAMMED
Aleyhisselâm

 

-Hicretin Dokuzuncu Yılı-

Hazret-i Ebu Bekir -Radiyallahu Anh-in Hacc Emirliği

 

Haziran 2019
Hakikat Aylık İslâm Dergisi
s. 30-31

 

Hicretin sekizinci yılında Mekke fethedilmiş, Kâbe putlardan temizlenerek Hazret-i İbrahim Aleyhisselâm zamanındaki gibi Tevhid inancının âbidesi haline getirilmişti. Hicretin dokuzuncu yılında ise, Arap kabilelerinin temsilci heyetleri Medine'ye gelip Resulullah Aleyhisselâm'ı ziyaret ediyorlardı.

Hacc, hicretin dokuzuncu yılı farz kılındığı halde Resulullah Aleyhisselâm o sene Mekke'ye gidememiş, Hacc farîzasını edâ edememişti. Çünkü Mekke çevresinde henüz müşrikler vardı ve Kâbe-i muazzama'yı anadan doğma çıplak tavaf ediyorlardı.

"Onların Beytullah'ın yanındaki duâları da ıslık çalmak ve el çırpmaktan ibarettir." (Enfâl: 35)

Âyet-i kerime'sinde beyan buyurulduğu üzere; Kureyşliler bir sapıklık eseri olarak Beytullah'ı öteden beri çıplak olarak, kadın ve erkekler parmaklarını birbirlerine kenetlemiş halde, ıslık çalarak ve alkış tutarak tavaf ederlerdi. Bu şekilde Allah'a yaklaşacaklarına inanırlardı.

O zamana kadar müşriklere Kâbe ziyareti yasak edilmemişti. Putlar kırılmış, fakat müşriklerin ibadet namına yaptıkları rezalet devam ediyordu.

Hacc farizasını hakiki vaktinde Zilhicce ayında ifâ etmek istemiş, bu sebepten bu farîzayı bir sene sonraya Hicret'in onuncu senesine bırakmıştı.

Hicret'in dokuzuncu yılında Hazret-i Ebu Bekir -radiyallahu anh-i Hacc emiri tayin ederek üç yüz kişi ile Mekke'ye gönderdi. Kendisine yirmi deve teslim olundu. Resulullah Aleyhisselâm'ın eliyle işaretlenen bu develer, Mekke'de kurban edilecekti. Ebu Bekir -radiyallahu anh- kendisi için de ayrıca beş deve götürdü. Onun bu haccı Resulullah Aleyhisselâm'la yapacağı ve bütünüyle sistemleşeceği hacca bir hazırlık mahiyetindeydi.

Hazret-i Ebu Bekir -radiyallahu anh-in hareketinden sonra "Tevbe sûre-i şerif'i"nin baş tarafları nâzil olmuştu. Bu Âyet-i kerime'lerde muahede hakkında bazı hükümler bulunduğu için ilân edilmesi gerekiyordu. Araplar'da bir antlaşma yapılır veya bozulurken, ya kabile reisi veyahut onun adına akrabasından birinin ilân etmesi âdetti. Bu sebepten Resulullah Aleyhisselâm Hazret-i Ebu Bekir -radiyallahu anh-in arkasından Mekke'ye Hazret-i Ali -radiyallahu anh-i de yolladı. Hazret-i Ali -radiyallahu anh- Hazret-i Ebu Bekir -radiyallahu anh-e yetişti, beraberce yola devam ettiler.

Zilhicce ayının sekizinci günü yani Arafat'a çıkmazdan bir gün önce Ebu Bekir -radiyallahu anh- Mekke'de bir hutbe okudu. Vaktiyle İbrahim Aleyhisselâm kavmine nasıl Hacc merasimini öğrettiyse, Resulullah Aleyhisselâm adına Ebu Bekir -radiyallahu anh- de Hacc ibadetini halka öğretti. Müslümanlar Hacc farîzasını buna göre yaptılar. Müşrikler de eski âdetleri üzere hacc ettiler.

Hacc ibâdeti edâ edilirken Mina'da nahir günü Hazret-i Ali -radiyallahu anh- de Cemre-i akabe'de bir hutbe irad etti:

"Ey İnsanlar! Ben size Resulullah Aleyhisselâm tarafından geliyorum." diye sözüne başladı. Tevbe sûre-i şerif'inin baş tarafındaki Âyet-i kerime'leri okudu:

"Allah'tan ve Resul'ünden, antlaşma yaptığınız müşriklere bir ihtardır." (Tevbe: 1)

"Ey müşrikler! Bundan böyle yeryüzünde dört ay daha istediğiniz gibi gezip dolaşın. İyi bilin ki siz Allah'ı âciz bırakacak değilsiniz. Allah kâfirleri mutlaka perişan edecektir." (Tevbe: 2)

"Ayrıca Hacc-ı ekber gününde Allah ve Resul'ünden insanlara bir ilândır.

Allah ve Resul'ü müşriklerden uzaktır.

Eğer hemen tevbe ederseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.

Ve eğer yüz çevirirseniz, iyi bilin ki siz Allah'ı âciz bırakacak değilsiniz. O kâfirlere acıklı bir azabı müjdele!" (Tevbe: 3)

"Ancak kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklerden size olan ahidlerinde hiçbir eksiklik yapmamış ve sizin aleyhinizde hiçbir kimseye yardımda bulunmamış olanlar bu hükmün dışındadır.

Siz de onlarla olan antlaşmalarınızın hükümlerini, kendilerine tanıdığınız süreye kadar tamamlayın.

Şüphesiz ki Allah muttakileri sever." (Tevbe: 4)

"Haram aylar çıkınca artık o müşrikleri nerede bulursanız öldürün, onları yakalayın, hapsedin ve onları her gözetleme yerinde oturup bekleyin.

Eğer tevbe eder, namazı dosdoğru kılar, zekâtı da verirlerse onları serbest bırakın.

Şüphesiz ki Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir." (Tevbe: 5)

"Eğer müşriklerden biri senden eman dilerse ona eman ver. Tâ ki Allah'ın kelâmını dinlesin. Sonra onu güven içinde bulunacağı yere kadar ulaştır. Çünkü onlar gerçekten de bilgisiz bir kavimdirler." (Tevbe: 6)

"O müşriklerin Allah katında ve Resul'ü katında nasıl bir antlaşmaları olabilir?

Ancak Mescid-i haram'da antlaştıklarınız hariç. Onlar size karşı dürüst davrandıkları müddetçe siz de onlara dürüst davranın.

Şüphesiz ki Allah muttakileri sever." (Tevbe: 7)

"Onların nasıl antlaşmaları olabilir? Onlar size galip gelselerdi (Sizin aleyhinize ellerine bir fırsat geçseydi), hakkınızda ne yemin ne de antlaşma gözetirlerdi. Onlar ağızlarıyla (dil ucuyla) sizi hoşnut etmeye çalışırlar, halbuki kalpleri istemez. Onların çokları yoldan çıkmış fâsıktırlar." (Tevbe: 8)

"Allah'ın âyetlerini az bir dünya menfaati karşılığında sattılar da insanları O'nun yolundan alıkoydular. Onların yaptıkları gerçekten ne kötüdür!" (Tevbe: 9)

"Onlar bir mümin hakkında ne bir yemin gözetirler ne de bir antlaşma gözetirler. Çünkü onlar saldırganların tâ kendileridir." (Tevbe: 10)

"Bununla beraber kâfirlikten vazgeçip tevbe eder, namaz kılar ve zekât verirlerse, artık onlar dinde kardeşlerinizdir. Biz bilen bir kavme âyetlerimizi böyle açıklıyoruz." (Tevbe: 11)

"Eğer antlaşma yaptıktan sonra yeminlerini bozarlar ve dininize dil uzatırlarsa, küfrün önderlerine karşı savaşın. Çünkü onlar yeminleri olmayan kimselerdir. Umulur ki küfre son verirler." (Tevbe: 12)

"Yeminlerini bozan, Peygamber'i sürgüne göndermeye kalkışan ve ilk önce size karşı savaşa başlamış olan bir kavme karşı savaşmayacak mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer siz inanıyorsanız, bilin ki asıl korkmanız gereken Allah'tır." (Tevbe: 13)

"Onlarla savaşın ki Allah sizin ellerinizle onlara azap etsin, onları rezil etsin, sizi onlara karşı galip kılsın ve müminlerin gönüllerini ferahlandırsın." (Tevbe: 14)

"Ve onların kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah en iyi bilendir, hikmet sahibidir." (Tevbe: 15)

"Yoksa siz, Allah içinizden cihad edenleri ve Allah'tan, Peygamber'inden ve müminlerden başkasını kendisine sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan bırakılacağınızı mı sandınız?

Allah yaptıklarınızdan haberdardır." (Tevbe: 16)

"Müşrikler kendi küfürlerine bizzat kendileri şâhit olup dururlarken, Allah'ın mescidlerini imar etme salâhiyetleri yoktur. Onların bütün yaptıkları boşa gitmiştir ve onlar ateş içinde ebedî olarak kalacaklardır." (Tevbe: 17)

"Allah'ın mescidlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekât veren ve Allah'tan başkasından korkmayanlar imar eder.

İşte hidayet üzere bulunanlardan olmaları umulanlar bunlardır." (Tevbe: 18)

"Siz hacılara su dağıtma işi ile Mescid-i haram'ı onarma işini; Allah'a ve ahiret gününe inananla, Allah yolunda cihad edenle bir mi tutuyorsunuz? Halbuki onlar Allah katında eşit değildirler.

Allah zâlimler gürûhunu hidayete erdirmez." (Tevbe: 19)

"İman edenler, hicret edenler, mallarıyla canlarıyla Allah yolunda cihad edenler, Allah katında büyük dereceye sahiptirler.

İşte kurtuluşa erenler de onlardır." (Tevbe: 20)

"Rabb'leri onları kendi katından bir rahmet ve hoşnutluk ile içinde tükenmez nimetler bulunan cennetlerle müjdeler." (Tevbe: 21)

"Onlar orada ebedi kalacaklardır. Hiç şüphesiz ki Allah katında büyük bir mükâfat vardır." (Tevbe: 22)

Hazret-i Ali -radiyallahu anh-in o gün otuz veya kırk kadar Âyet-i kerime'yi okuduğu rivayet edilmektedir.

Daha sonra:

"Dört şeyi size bildirmeye memurum; Müminden başka hiç kimse Cennet'e giremez. Bu yıldan sonra hiçbir müşrik, Kâbe'ye yaklaşamayacak, hiç kimse Kâbe'yi çıplak tavâf etmeyecek. Her kimin Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- ile antlaşması varsa, müddeti sona erinceye kadar ona riâyet olunacak." buyurdu.

Bu ilândan sonra çok geçmedi, bütün Arabistan müslüman oldu. O yıldan sonra da hiçbir müşrik Mekke-i mükerreme'ye bırakılmadı.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde hidayetten mahrum olan müşriklerin mânen pis mülevves olduklarını ve bunların Harem-i şerif'e girmelerine izin verilmemesini müminlere emir buyurmaktadır:

"Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktirler. Onun içindir ki bu yıllarından sonra artık Mescid-i haram'a yaklaşmasınlar. Eğer (onlarla ticaretinizin kesilmesi sebebiyle) yoksulluktan korkarsanız, Allah dilerse yakında sizi kendi lütfuyla zenginleştirir. Çünkü Allah en iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir." (Tevbe: 28)

Müşrikler pislik hükmünde olan şirk ile iç içedirler, bizzat necasetin kendisidirler. Onların Mescid-i haram'a girip çıkmaları yasaklanmakla birlikte, câhiliye çağının bütün izleri de o mübarek mekânlardan kaldırılmış oldu.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |