HAZRET-İ MUHAMMED
Aleyhisselâm

 

-Hicretin Dokuzuncu Yılı-

Tebük Seferi (7)

 

Nisan 2019
Hakikat Aylık İslâm Dergisi
s. 36-37

 

Dünya Başlarına Dar Gelen Üç Kişi (2)

 

Resulullah Aleyhisselâm gazaya gitmeyenler arasından bizlerle müslümanların konuşmasını yasak etti.

Onlar bizden kaçıyorlardı. Onlar gözüme başka görünmeye başladılar, şaşırıp kaldım. Bu boykot elli gün sürdü. Diğer iki kişi evinden çıkmayıp ağlıyorlarmış. Ben genç ve dinç olduğumdan çarşıya çıkar, cemaatle namaza giderdim. Fakat kimse benimle konuşmazdı. Namazlardan sonra Resulullah Aleyhisselâm'ın yanına gider, selâm verir, selâmlarımı alır mı diye dudaklarına bakardım. Namazda onun yakınına durur, bana göz atar mı diye süzerdim. Namaza kalkınca göz ucu ile bana bakar, ben ona yüzümü çevirince o yüzünü döndürürdü. Bu durum bana çok ağır geliyordu. Bir gün amcazâdem ve ahbâbım Ebu Katâde'nin bostanına duvardan atlayıp girdim, üç kere selâm verdimse de almadı. Ben: "Ebû Katâde! Allah için söyle, Allah'ı ve Resulullah Aleyhisselâm'ı sevdiğimi bilmez misin?" diye üç kere söylediğim halde karşılık vermedi. Sonuncusunda: "Allah ve Resulullah Aleyhisselâm bilir!" dedi. Bunun üzerine iki gözümden çeşme gibi yaşlar aktı.

Bu bostanın duvarından atlayıp çıktım. Çarşıdan geçerken Şam hıristiyanlarından zâhire satmak için Medine'ye gelen bir çiftçinin beni sorup aradığını gördüm. Halk işaretle beni gösteriyordu. O çiftçi yanıma gelip Gassan Meliki Eyhem bin Cebele'nin bana yolladığı bir mektubu verdi. Açıp okudum, şöyle diyordu: "Sahibin Muhammed'in sana cefâ ettiğini duydum. Allah seni orada hor hakir bırakmaz. Orada kalman yakışmaz. Mektubumu alınca yanıma gel seni rahat ettiririm."

Bu mektup da ikinci bir baş belâsı diyerek mektubu yırtıp fırına attım. Müslümanların boykotu başlayalı kırk gün olmuştu. Resulullah Aleyhisselâm'ın yolladığı Huzeyme bin Sâbit bana gelip karıma yaklaşmamamın emredildiğini bildirdi. Ben: "Onu boşayayım mı ne yapayım?" dedim. Huzeyme: "Yok boşama, fakat yaklaşma!" dedi. Diğer iki arkadaşıma da Huzeyme bu türlü emri bildirmişti.

Ben zevceme: "Allah'tan bir emir gelinceye kadar babanın evine git!" dedim. O da gitti.

Sonra duydum ki onlardan Hilâl'ın karısı Havle binti Asım Resulullah Aleyhisselâm'a gidip: "Yâ Resulellah! Kocam düşkündür, kendini idare edemez. Bıraksam ölür. Hizmetine bakacak kimsesi yoktur. Ona ben bakadursam hoş görmez misiniz?" demiş, Resulullah Aleyhisselâm:

"Uygundur, fakat ona yakın olma!" buyurmuş.

O da:

"Efendim, kocam düşkündür, kımıldayamaz. Bu iş başına geleli, zavallı dâima ağlıyor!" demiş.

 

•

 

Âilemden birisi bunu bana anlatarak, Resulullah Aleyhisselâm'a gidip hanımının sana bakması için ricada bulun demişti. "Ben gencim, peygamberimize söylemekten sıkılırım..." dedim. On gün daha geçti. Boykotun ellinci gecesi sabahı olmuştu. Evimin damlarından birinde sabah namazını kılmıştım. Âyet-i kerime'de bildirildiği gibi keder içinde geniş dünya bana dar gelmişti. Bir de Sel' dağının tepesinden yüksek bir ses geldi:

"Ey Ka'b! Müjde!" deniliyordu. Sevinç haberinin geldiğini anlayarak şükür secdesine kapandım.

Allah, Resulullah Aleyhisselâm'a üçümüzün de tevbemizin kabul olunduğunu vahyetmiş. O da herkese söylemişti. Müjdeciler evlerimize koşuyordu. Bir atlı müjdeci de bana geldi. Yukarıda söylediğim gibi, tepeden müjdecinin sesi atlıdan evvel gelmişti. Sonra giydiğim iki elbiseyi o müjdeciye verdim. Başka elbisem olmadığından birinden emanet bir elbise giyerek, Resulullah Aleyhisselâm'ın huzuruna vardım. Cemaat tevbemin kabulünü tebrik ediyor, Resulullah Aleyhisselâm da mescidde oturuyordu. Talha bin Abdullah beni görünce koşup geldi, elimi sıktı ve tebrik etti. Vallâhi muhâcirlerden kimse beni karşılamadı. Talha'nın bu karşılamasını hiç unutmuyorum. Resulullah Aleyhisselâm'a selâm verdim, sevincinden yüzü pırıl pırıl parlıyordu.

Bana:

"Annenden doğduğundan beri üzerinden geçen en hayırlı gün sana müjdeler olsun!" buyurdu.

Ben:

"Yâ Resulellah! Müjde sizden mi Allah'tan mı?" dedim.

"Benden değil, Allah-u Teâlâ'dandır!" buyurdu.

Yüzünün çok parlaklığından Resulullah Aleyhisselâm'ın çok sevindiğini anlardık.

Ben:

"Ey Allah'ın elçisi! Allah tevbemi kabul buyurduğundan, bütün malımı Allah ve Peygamber'in hoşnutluğu için sadaka vereceğim." dedim.

Resulullah Aleyhisselâm:

"Malının birazı kalsın, sana faydalı olur." buyurdu.

Ben:

"Hayber ganimetinden elime geçeni bırakıyorum. Allah beni doğru söylemem sebebiyle affetti. Yaşadıkça doğru söylemek tevbemin şartlarındandır. Ahdım olsun doğru söyleyeceğim!" dedim.

Vallâhi o günden sonra doğru söylediğimden dolayı Allah bana, kimseye vermediklerini verdi. Ben de artık hiç yalan söylemedim. Bundan sonra da Allah beni saklar ümidindeyim.

Allah-u Teâlâ şu Âyet-i kerime'lerini indirdi:

"Andolsun ki Allah, sıkıntılı bir zamanda bir kısmının kalpleri kaymak üzere iken Peygamber'i ve güçlük zamanında ona uyan Muhâcirler'i ve Ensâr'ı affetti, sonra da onların tevbelerini kabul etti. Çünkü O, onlara karşı çok şefkatli ve çok merhametlidir." (Tevbe: 117)

"Tevbelerinin kabulü geri bırakılan üç kişiyi de bağışladı. O derece bunalmışlardı ki, yeryüzü olanca genişliğine rağmen onların başlarına dar gelmişti. Vicdanları da kendilerini sıkmıştı. Allah'tan kurtuluşun ancak Allah'a sığınmakla olacağını anlamışlardı. Sonra tevbelerini kabul buyurdu ki, onlar da tevbekârlar arasına dahil oldular.

Şüphesiz ki Allah tevbeleri çok kabul buyurandır, çok merhametli olandır." (Tevbe: 118)

Bana İslâm'dan sonra yalan söyleyip de helâk olan kavimler gibi olmamam, yani Resulullah Aleyhisselâm'a doğru söylemem kadar büyük nimet gelmedi. Yalan söyleyenler hakkında (Tevbe: 95-96) Âyetleri geldi. Onlar felâkete uğradılar. Hülâsa Tebük gazasına gitmeyenler Resulullah Aleyhisselâm Medine'ye gelince asılsız özürler ileri sürdüler. Onların özürlerini kabul ederek onlara duâ edip, Allah'tan aflarını istedi. Biz üç kişi böyle yapmadık. Resulullah Aleyhisselâm bizi Allah'ın vahyine bıraktı. (Buhârî - Müslim)

 

 

Ümmü Gülsüm -Radiyallahu Anhâ-nın Vefatı:

 

Resulullah Aleyhisselâm'ın muhtereme kızı, Hazret-i Osman -radiyallahu anh-in hanımı Hazret-i Ümmü Gülsüm -radiyallahu anhâ- hicretin dokuzuncu yılında vefat etti. En küçük kızı Hazret-i Fâtıma -radiyallahu anhâ-nın bir büyüğü idi.

Resulullah Aleyhisselâm kızını yıkayacak olanlara, onu üç, beş veya daha çok yıkamalarını, yıkanırken üzerinin yeşil hurma dalları ile örtülmesini emir buyurdu.

Cenaze namazını Resulullah Aleyhisselâm kıldırdı. Kabrinin başında oturdu, gözleri yaşardı. Hazret-i Osman -radiyallahu anh-de son derece üzüldü ve ağladı.

Hazret-i Ümmü Gülsüm -radiyallahu anhâ-yı, Ebu Talha -radiyallahu anh- kabrine koydu.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

"Kabrin kerpiçlerini düzeltiniz. Aslında bunun ölene faydası yoktur. Ancak hayatta kalanların gönlü hoş olur." buyurdu.

Hazret-i Hatice -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz müslüman olduğu zaman, Ümmü Gülsüm -radiyallahu anhâ- da, annesi ile birlikte müslüman olmuştu.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |