ASHÂB-I KİRAM -Radiyallahu anhüm- HAZERÂTI'NIN
HAYATI

"Ashâbım Yıldızlar Gibidir. Hangisine Uyarsanız Hidayeti Bulmuş Olursunuz." (Beyhâkî)

 

HAZRET-İ EBU BEKİR SIDDÎK -Radiyallahu Anh- (63)

 

Ocak 2019
Hakikat Aylık İslâm Dergisi
s. 43

 

Rızâ-i İlâhi Yolunda Savaş (1)

 

Hazret-i Ebu Bekir -radiyallahu anh- Efendimiz'in döneminde de fetihler Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in dönemindeki gibi devam etti.

Müslümanlar hiçbir sebep olmaksızın bir başka topluma savaş açmamıştır. Ne zamanki müslümanlara tecavüz olmuş, isyanlar baş göstermiş, tehditler oluşmuş o zaman savaş meşru bir hâl almıştır.

Bizans'ın hâkim olduğu bölgelerde müslümanlığını açıkça söyleyenler öldürülüyordu. Buna cevap verilmesi gerekiyordu.

Dönemin Bizans ve Sasani devletleri ile savaşlar yapılıyordu.

Bu iki ülke kendi yönetimindeki bölgelerin insanlarını öldürüyor, ağır vergilerle bunaltıyor, yağma ve talan yapıyor ve neticede nefret uyandırıyorlardı. Halkı ağır vergi zulmü ile eziyorlar zorla mezhep değiştirmeleri için olmadık baskıları uyguluyorlardı. Bizans ortodokslarından farklı bir inanca sahip olan hıristiyanların kiliselerine el konuyor, katliamlar yapılıyordu. Zulümler had safhaya ulaşmıştı.

Meselâ; Süryaniler Humus yakınlarında tarihin en kanlı soykırımlarından birine uğramışlar; kadın, ihtiyar, çocuk demeden hepsi kılıçtan geçirilmişlerdi.

Böyle bir dönemde müslümanların bu bölgelere ulaşmaları ile baskı ve zulümler son bulmuştu. Müslümanlar bölge halkının kurtarıcıları olmuşlardı. Şam müslümanlar tarafından kuşatıldığında bölge halkı müslümanların şehri fethetmeleri için yardım etmişlerdi. Bölge hıristiyanları, müslümanları Hama civarında davul zurna eşliğinde şenlikler yaparak karşılamışlardı.

Bizans İmparatoru Heraklius, ordusunun müslümanlar karşısında devamlı mağlup olmasının sebebini araştırmak amacıyla etrafındakilerle yaptığı istişare sırasında ihtiyar bir kişi şöyle demişti:

"Müslümanların orduları gecelerini ibadetle geçirirken, gündüzlerini savaşla geçirmekte, iyiliği emretmekte, kötülükleri engellemekte, parasını vermeksizin hiçbir şeyi yememekte, her yere barışla girip galip gelince zulmetmemekte, verdiği sözleri yerine getirmektedir. Biz ise sözümüzden döner, halka zulmeder, içki içer, haramları işler, fesat çıkarırız."

Müslümanların cihad ruhu İmparator'u derinden etkilemişti. Bu sözler üzerine şunları söylemeden edememiştir:

"Eğer söylediklerin doğru ise, onlar şu ayak bastığım yerlere hâkim olacaklardır."

Ülkesinin topraklarının bir kısmını müslümanlara bırakmak zorunda kalan İmparator; "Elveda Suriye" diyerek İstanbul'a dönmüştür.

Müslümanlar fethettikleri topraklarda kimseye zulmetmemişlerdir.

Dönemin İskenderiye Başpiskoposu müslümanlar hakkında şöyle diyor:

"Bunlar ölümü hayata, tevâzuyu şöhrete tercih ediyorlar. Onlar için dünyanın hiçbir çekiciliği bulunmamaktadır. Dizleri üzerinde oturup azıcık yemek yiyorlar. Liderleri, içlerinde sıradan birisidir. Köle-efendi birbirlerinden ayırt edilmiyor. Namaza çağrılınca hep beraber ibadete koşuyorlar."

 

•

 

Hazret-i Ebu Bekir -radiyallahu anh- Arabistan'da birliği sağladıktan sonra ordusunu kuzeye göndermiştir. Ordusunu cepheye gönderirken başlarında hakkı bilen, İslâm'ın emirlerine riayet eden cesur, kararlı komutanları görevlendirmiştir. Ordu komutasında Peygamber Efendimiz'in terbiyesinden geçmiş yüksek karakterli komutan ve sahabeler bulunuyordu. İslâm ordusunun içinde yüksek şahsiyetli sahabelerin bulunmuş olması tarihte eşine rastlanmayan bir savaş ahlâkının uygulanmasında çok önemli bir amil olmuş ve bu terbiye bütün İslâm ordularının savaşlarında ana manayı teşkil etmiştir.

İslâm ordusunun gayesi ganimet değil "Rızâ-i ilâhi yolunda savaş" idi. İslâm'ın yayılması, kök salması, insanlığın huzur ve saadeti idi. Savaşın ancak bir katliam olarak bilindiği asırda İslâm ordusu disipliniyle, savaş tekniği ve kalitesiyle, uyguladığı strateji ile eşine rastlanmayan bir yapıya sahipti. Halife bu orduya uyacakları taktikleri izah ediyor, komutanlar da bu emirlere harfiyen uyuyorlardı. İslâm'ın ahlâkı ile yapılan bu savaşların neticeleri çok parlak oldu. Ordu komutanları hedefi çok iyi bildikleri için parlak neticeler elde ediyorlardı...

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |