HAZRET-İ MUHAMMED
Aleyhisselâm

 

-Hicretin Dokuzuncu Yılı-

Tebük Seferi (3)

 

Aralık 2018
Hakikat Aylık İslâm Dergisi
s. 32-33

 

Muaf Tutulanlar:

 

Müslümanların sefere katılmaları hususu üzerinde bu kadar hassas bir şekilde durulmakla birlikte, mazeretleri sebebiyle cihaddan muaf tutulanlar da vardı.

Âyet-i kerime'de şöyle buyurulmaktadır:

"Zayıflara, hastalara ve harcayacak bir şeyleri bulunmayanlara, Allah'a ve Resul'üne sâdık kaldıkları takdirde bir vebâl yoktur. İyilik edenlerin aleyhine de yol yoktur.

Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir." (Tevbe: 91)

Bu gibi kimselerin, hile ve aldatma yoluna sapmadan, sadâkat göstermeleri şart koşulmuştur.

İslâmiyet kolaylık dini olduğu için, hiç kimseye gücünden fazlası teklif edilmemiştir.

 

•

 

Ensâr'dan yedi kişi gelerek Tebük seferi için Resulullah Aleyhisselâm'dan binek istediler. Resulullah Aleyhisselâm onlara verilecek binek olmadığını söyleyince ağlayarak geri döndüler.

Bu hususta nâzil olan Âyet-i kerime'de ise şöyle buyuruldu:

"Kendilerine binek vermen için sana geldiklerinde:

'Size bir binek bulamıyorum.' dediğin zaman, infak edecek bir şey bulamadıkları için üzüntüden gözyaşı dökerek geri dönenlere de bir vebâl yoktur." (Tevbe: 92)

Bunlar cihaddan geri kalmakla birlikte kalpleri üzüntü ile doludur. Bunlar gerçekten özür sahibi olan kimselerdir.

 

 

Yardım Yarışı:

 

Tebük seferi için hazırlıklara karşı şiddetli bir kuraklığın varlığı, Suriye hududuna kadar yolun uzunluğu, meyvelerin toplanma zamanı olması, sıcağın şiddeti, Bizans ordusunun çok kuvvetli oluşu gibi birçok engeller ortaya atılmıştı. Başta Resulullah Aleyhisselâm olduğu halde, Ashâb'ın yüksek azmi halkı harekete getirdi. Müminler bütün engelleri yendi. Kıtlık yüzünden zenginlerin yardımına başvuruldu. Asker için pek çok bağışlar sağlandı. Herkes yapabileceği fedâkarlığın en büyüğünü ortaya koydu.

Hazret-i Ömer -radiyallahu anh-:

"Ebu Bekir şimdiye kadar beni hep geçti, ben de bugün onu geçeceğim." dedi.

Servetinin yarısını getirip Resulullah Aleyhisselâm'a verdi.

"Yâ Ömer! Ev halkına ne bıraktın?" diye sorduğunda:

"Bir bu kadarını bıraktım." dedi.

Sonra Ebu Bekir -radiyallahu anh- geldi, yanında bulunan servetinin hepsini verdi. Resulullah Aleyhisselâm ona da:

"Yâ Ebu Bekir! Ev halkına ne bıraktın?" diye sorduğunda:

"Onlara Allah'ı ve Resul'ünü bıraktım." dedi.

Hazret-i Ömer -radiyallahu anh- ağlayarak:

"Yâ Ebu Bekir! Hayır yolunda hiçbir yarış yapmadık ki, sen beni geçmiş olmayasın! Artık anladım ki hiçbir şeyde seni geçemeyeceğim."

Resulullah Aleyhisselâm yardıma dâvet ve teşvik ettikçe, müslümanlar karşılığını Allah-u Teâlâ'dan umarak derece derece yardımlarda bulundular.

Kimi bir deve getirip bir veya iki fakir mücâhide: "Buna aranızda nöbetleşe binersiniz!" diyor, kimisi de bir miktar yiyecek getirip fakir mücâhidlere veriyordu. Başına sardığı sarığı çıkarıp verenler de vardı.

Kadınlar da ellerinden gelen yardımı yapmaktan geri durmadılar, küpelerini, bileziklerini ve sâir mücevherlerini orduya hibe ettiler.

 

•

 

Hazret-i Abbas -radiyallahu anh-, Talha bin Ubeydullah -radiyallahu anh-, Sa'd bin Ubâde -radiyallahu anh-, Muhammed bin Mesleme -radiyallahu anh- gibi zâtlar Resulullah Aleyhisselâm'a yüklerle mallar taşıdılar.

Abdurrahman bin Avf -radiyallahu anh- dört bin dirhem getirip verdi, dört bin dirhemi de ev halkına ayırdığını söyledi. Resulullah Aleyhisselâm:

"Allah senin getirip verdiğini de, ev halkın için alıkoyduğunu da bereketlendirsin!" buyurdu.

Münâfıklar ise her zaman olduğu gibi fitnelerine devam ediyorlar; "Bunların yaptıkları gösterişten başka bir şey değildir." diyorlardı.

 

 

En Büyük Bağış:

 

En büyük bağışı Hazret-i Osman bin Affan -radiyallahu anh- yaptı.

O sıralarda Şam'a göndermek üzere bir ticaret kervanı düzenlemiş bulunuyordu. Sırt çuvalları ve semerleri ile birlikte üç yüz deveyi, ayrıca bin altını Resulullah Aleyhisselâm'a teslim etti.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bu durumdan fevkalâde memnun oldu.

"Bu günden sonra Osman her ne yaparsa yapsın (yaptıkları kendisine) zarar vermeyecektir." buyurdu. (Tirmizî: 3702)

Bu sözü birkaç defa tekrarladı. Daha sonra da:

"Ey Allah'ım! Ben Osman'dan râzıyım, sen de râzı ol!" diyerek duâ etti.

 

 

Karargâh:

 

Resulullah Aleyhisselâm işini çok hızlı ve sıkı tuttu. Kısa zamanda büyük bir kuvvet toplandı. Etraftaki kabilelerden de takım takım mücâhidler Medine'ye gelmeye başladılar. Ordunun sayısı otuz bine çıktı. On bini süvâri, on iki bini ise develi idi.

Resulullah Aleyhisselâm karargâhını şehrin dışında Seniyyetü'l-vedâ denilen yerde kurdu. En büyük sancağı Ebu Bekir -radiyallahu anh-e verdi, ayrıca ordugâhta namaz kıldırmakla vazifelendirdi.

Talha -radiyallahu anh-ı sağ kanada, Abdurrahman bin Avf -radiyallahu anh-ı sol kanada ayırdı. Evs'in sancağı Üseyd -radiyallahu anh-de, Hazreç'inki ise Ebu Dücâne -radiyallahu anh-de idi. Ensâr'ın bütün boylarına ve Arap kabilelerinin hepsine birer sancak veya bayrak edinmeleri emredildi. Halid bin Velid -radiyallahu anh- bu seferde öncü tayin edildi.

 

 

Hareket:

 

Gazâlarının sonuncusu olan bu sefere Resulullah Aleyhisselâm Perşembe günü hareket etti, çünkü Perşembe günü yola çıkmayı severdi.

Ordunun karargâhtan hareketi pek muhteşemdi. Kadınlar evlerin damlarına çıkmışlar orduyu teşyi ediyorlardı.

Resulullah Aleyhisselâm her sefere çıkışında Ashâb'tan birini Medine'de vekil bırakırdı. Tebük seferinde de Hazret-i Ali -radiyallahu anh-i vekil olarak bıraktı. Münâfıkların dedikodu yapması üzerine Hazret-i Ali -radiyallahu anh- silâhını alarak yola çıktı ve Seniyetü'l-vedâ'da Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e yetişti. Gazâya katılacağını bildirdi: "Beni çocuklar, kadınlar içinde vekil mi bırakıyorsun?" dedi.

Resulullah Aleyhisselâm:

"Yâ Ali! (Bu seferde) bana sen Musâ'ya nisbetle Hârun mevkiinde bulunmaya râzı olmaz mısın? Ancak benden sonra peygamber gelmeyecektir." buyurdu. (Buhârî)

Hazret-i Ali -radiyallahu anh- de Medine-i münevvere'ye geri döndü. Münâfıkların alevlendirmek istediği bir fitne daha böylece sönmüş oldu.

Resulullah Aleyhisselâm'ın ordusu Seniyetü'l-vedâ'dan hareket edince, münâfıklar gitmek istemeyip reisleri Abdullah'la birlikte Medine'ye döndüler.

Resulullah Aleyhisselâm müslümanlara hitap ederek:

"Onun dönmesinden memnun olunuz. Eğer bize hayrı olsaydı dönmezdi." buyurdu.

 

 

Yorucu Bir Yolculuk:

 

Resulullah Aleyhisselâm Mekke'nin fethi günündeki sayıdan üç kat daha artmış olan İslâm ordusu ile Medine-i münevvere'den ayrıldıktan sonra ilk olarak Zû-huşub denilen mevkide konakladı, geceyi orada geçirdi.

Hava son derece sıcaktı. Mücâhidler bu seferde çok büyük sıkıntılar çektiler. Binecek deve bulamazken, susuzluktan develeri boğazlayıp içindeki suyu içtikleri oluyordu.

Sefer esnasında Semud kavmi'nin yerleşim yeri olan Hicr'e uğradılar. Semud kavmi'nin kalıntılarına yakın bir yerde mola verdiler. Mücâhidler oradaki kuyulardan su çekmişler, kaplarını doldurmuşlar, hamurlarını yoğurup tencerelerini hazırlamışlardı. Resulullah Aleyhisselâm bundan haberdar olunca, onlara kaplara doldurdukları suları dökmelerini, yoğurdukları hamurları develere yedirmelerini emir buyurdu.

Sonra kalkıp Sâlih Aleyhisselâm'ın devesinin nöbetleşe su içtiği kuyunun başına geldiler.

Onlara:

"Burası Allah'ın cezalarını başlarına geçirdiği bir kavmin arazisidir. Bu yüzden buradan olabildiğine nefret ederek, tiksinti duyarak geçin." buyurdu.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |