Bismillahirrahmanirrahim

"Allah-u zül-celâl vel-kemâl Hazretleri'ne; O'nun sevdiği ve beğendiği şekilde bitmez-tükenmez hamd-ü senâlar olsun.
Peygamberimiz Efendimiz'e, onun diğer peygamber kardeşlerine, hepsinin Âl ve Ashâb-ı kiram'ına, etbâına, ihsan duygusuyla kıyamete kadar onlara tâbi olup izinden gidenlere; sonsuzların sonsuzuna kadar salât-ü selâmlar olsun."

Muhterem Okuyucularımız;

İçinde bulunduğumuz bu ekonomik kriz; Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in yaşadığı ve tavsiye ettiği sade hayatın, kanaatkâr olmanın ehemmiyetini bir kez daha ortaya çıkarmıştır.

En büyük rehberimiz Muhammed Mustafa -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz hayat-ı saadetlerinde nasıl yaşadılar, bugünkü müslümanlar nasıl yaşıyorlar?

Onun varisi hakiki âlimler nasıl yaşıyordu, bugünkü müslümanlar nasıl yaşıyor?

Onlar her türlü eziyete katlanırlardı. Aç dururlar, hasır üstünde yatarlardı.

Misafir geldiğinde iyi bir hurma varsa ikram edebilmek huzur vesilesi idi.

Bütün Ashâb-ı kiram Efendilerimiz vefat ettiklerinde geride hemen hiçbir şeyleri yoktu. Niçin? Allah için Allah yolunda, fakir fukaraya, garip gurabaya harcamış, infak etmişlerdi. Hayat-ı saadetlerinde mütevâzı, sade bir hayat yaşamışlardı.

Resulullah Aleyhisselâm günlerce aç susuz kaldığı, üç gün yemek yiyemediği, karnına taş bağladığı rivayet edilir.

Allah-u Teâlâ onlara sırf maneviyat bahşetti. Dünya nimetlerini onlardan almış, hep ahiret nimetlerini bahşetmiş.

Biz ise dünya nimetlerine daldık, ahiret nimetlerini unuttuk.

Binaenaleyh; nefsimize uymayalım. Biz ilâhî ahkâmı, Sünnet-i Resulullah'ı -sallallahu aleyhi ve sellem- yaşamaya gayret edelim. Dünyaya dalmayalım.

•

Değerli insanlar, Hazret-i Allah'ın değer verdiği şeylere değer verdikleri için değer bulmuşlardır. Değerli olana değer vermeyenler değerden mahrum olurlar.

Değerli insan değersiz dünyaya meyleder ve severse değerden düşer. Değersiz olan şeylere değer vermeyen bir insanı da Hazret-i Allah değerlendirir. Nefsimiz bunu hem anlamıyor, hem de anlamak istemiyor.

Allah-u Teâlâ'nın hükmüne teslim olan, itaat eden, iffetini koruyan bir kimse kadın olsun erkek olsun Allah katında değerli olur. Allah-u Teâlâ bu gibi müminler için mağfiret ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir.

"Allah ve Resul'ü bir işe hüküm verdiği zaman, mümin bir erkekle mümin bir kadın için, artık o işte kendi arzularına göre seçme hakkı yoktur." (Ahzâb: 36)

Resulullah Aleyhisselâm'ın verdiği hüküm, Allah-u Teâlâ'nın verdiği hükümdür. Çünkü o, hevâ ve hevesine uyarak konuşmaz. Ona itaat, onun Sünnet-i seniyye'sine uymaktan ibarettir. Resulullah Aleyhisselâm'a itaat etmek, getirmiş olduğu esasların hepsini kabul etmeyi, ahlâkı ile ahlâklanıp edebi ile edeplenmeyi gerektirir.

•

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurmaktadır:

"İyi kadınlar, itaatkâr olanlardır." (Nisâ: 34)

İtaatkâr olmak, mümin bir kadınının imanının ve sadakatinin vazgeçilmez hususiyetlerindendir. Erkeğin, evin reisi olması sebebiyle ona itaat etmek kadının en mühim vazifelerinden birisidir. Bu vazife mehir üzerinde anlaşıp, nikâh akdinin yapılmasıyla başlar ve ölünceye kadar devam eder.

Âyet-i kerime'nin devamında şöyle buyuruluyor:

"Allah'ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi koruyan kadınlardır." (Nisâ: 34)

İşte sâliha hanımların vasfı budur, sâliha olmalarının icabı da budur.

Allah-u Teâlâ'nın da sakladığı ve saklanmasını emir buyurduğu sırları saklamaktır.

Sâliha hanımlar kocaları yanlarında bulunmadığı zaman, ırzlarını namuslarını korurlar; kocalarının evlerini, mallarını muhafaza ederler. Kocalarının sırlarını da saklarlar. Bunu, Allah-u Teâlâ onları muhafaza ettiği için yapabilirler. Çünkü bu imkânı onlara bahşeden O'dur.

•

Bu ay içerisinde idrak edeceğimiz "Hicrî Yeni Yıl"ınızı ve "Aşure Günü"nüzü tebrik eder, hayırlara vesile olmasını niyaz ederiz.

Baki esselâmü aleyküm ve rahmetullah...

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |