"Fitne Çıkarmak, Adam Öldürmekten Daha Kötüdür." (Bakara: 191)

"Kim Bir Hatâ veya Bir Günah İşler de Sonra Onu Bir Suçsuzun Üzerine Atarsa, Muhakkak ki Büyük Bir İftira ve Apaçık Bir Günah Yüklenmiş Olur." (Nisâ: 112)

"Şeytanların Kime İneceğini Size Haber Vereyim mi? Onlar Her Günahkâr Yalancıya İnerler." (Şuarâ: 221-222)

"Her Yalancı Günah Yüklü Kimsenin Vay Haline!" (Câsiye: 7)

Yalan Söyleyip İftira Atan, FETÖ'ye Methiyeler Düzen;
Sahte Profesör Ahmet Akgündüz!

 

İsmail Yavuz - Ağustos 2018
Başyazı - Hakikat Aylık İslâm Dergisi
s.3-46

 

"Biz onları Hazret-i Allah'a, Kitabullah'a, Resulullah'a çağırdık. İslâm'ın emir ve hükümlerini önlerine sürdük. İman ile küfür arasına berzah koyduk. Dinlemediler, bizi düşman bildiler. Nasihatteki hikmeti bilemediler. Büsbütün uzaklaştılar. Bizim bu mücadelemiz birçok sahtenin menfaatine, kurmuş olduğu dine zarar verdi. Her türlü iftirayı, ellerinden gelen her şeyi yapmaya çalıştılar. Bizi halkın nazarından düşürmeye çalıştılar. Eserlerimizin okunmasını engellemek için her yolu denediler.
Allah-u Teâlâ onlara hitaben buyuruyor ki:
"Ve her yolun başına oturup da tehdit ederek inananları yolundan alıkoymaya ve o Allah yolunu eğriltmeye çalışmayın." (A'raf: 86)
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:
"Âhir zamanda öyle kimseler türeyecektir ki, bunlar dinlerini dünyalığa alet edeceklerdir. İnsanlara karşı koyun postuna bürünmüş gibi yumuşak ve güzel huylu görünürler. Dilleri şekerden bile tatlıdır, amma kalpleri kurt gönlü gibidir. Azîz ve Celîl olan Allah-u Teâlâ (bu gibi kimseler için) şöyle buyurur:
'Bunlar acaba benim sonsuz affediciliğime mi güveniyorlar, yoksa bana karşı meydan mı okuyorlar? Ululuğum hakkı için, onlara öyle ağır bir musibet vereceğim ki, aralarında bulunan yumuşak başlılar şaşakalacaklardır.'" (Tirmizî. Zühd, 60)"
(Ömer Öngüt -kuddise sırruh-)

 

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri hakkında sahte profesör Ahmet Akgündüz aleni yalanlar uydurmuş, iftira ve hakaret etme cüretinde bulunmuştur.

Bu sahte profesörün içyüzünü, nasıl bir yalancı olduğunu, nasıl bir iftiracı olduğunu, niçin böyle bir fitne çıkarmaya çalıştığını arz ediyoruz.

Sen de gör, âlem de görsün?

Allah-u Teâlâ bu gibi yalancılar hakkında şöyle buyurmaktadır:

"Her yalancı günah yüklü kimsenin vay haline!" (Câsiye: 7)

"Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi? Onlar her günahkâr yalancıya inerler." (Şuarâ: 221-222)

Allah-u Teâlâ bu gibi fitneciler hakkında şöyle buyurmaktadır:

"Fitne çıkarmak, adam öldürmekten daha kötüdür." (Bakara: 191)

Bu sahte profesör bir tuzak kurmaya çalıştı, ancak tuzakları boşa çıkaran Allah-u Teâlâ'yı hesap etmedi:

"Kötülüklerle tuzak kuranlara gelince, onlar için çok şiddetli bir azap vardır ve onların kurdukları tuzaklar da mutlaka boşa çıkacaktır." (Fâtır: 10)

Bu sahte profesör Twitter hesabında şu yalan ve iftirayı yazdı:

"Sahte şeyh Ömer Öngüt'ten bir başka sahte şeyh Ömer Öztürk'e!

Ortak noktaları: Bediüzzaman düşmanlığı" (@AhmetAkgunduz, 17 Temmuz 2018)

Hem "Sahte şeyh" diye hakaret ve iftira atıyor, hem de "Bediüzzaman düşmanı" diyerek yalan söylüyor.

Kendisini allame yerine koyan, "Devlete ve millete akıl verme" makamında zanneden bu sahte profesörün içyüzü böylece meydana çıkmış oldu.

Zira âlim olsa Allah dostuna düşmanlık yapmaz, "Sahte şeyh" diyerek iftira atmaz.

Profesör olsa bilgisiz, belgesiz, karalamak için "Bediüzzaman düşmanı" diye yalan uydurmaz.

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri değil Bediüzzaman Hazretleri'ne düşman olmak, Bediüzzaman Hazretleri'nin ledün ilmi verilmiş bir veli olduğunu söylemiştir. Bediüzzaman Hazretleri'nin aleyhinde tek bir beyanları dahi yoktur.

Bilakis Bediüzzaman Hazretleri hakkında şöyle beyan buyurmuşlardır:

"Ben size önce onu anlatayım. O öyle bir zât-ı âlidir ki, Hazret-i Allah zahiri ilimle, tarikat ilmiyle, mârifetullah ilmiyle mücehhez kılmıştı. Allah-u Teâlâ'nın veli kuludur, bir iman abidesidir. Ona tâbi olanlar, onun ahlâkını alanlar da yine aynı öyledir. Onlar hapishaneden hapishaneye giderdi, fakat her çıkan iman ile gürlerdi. Onları hiçbir şey yıldırmadı. Canını verdi, fakat imanını vermedi." ("Küfrü Hoş Gören NARCILAR'ın İçyüzü", s. 46)

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri din ve vatan bölücüsü, küffarın ajanı FETÖ'nün içyüzünü ortaya seren eserleri ve makalelerinde FETÖ'cülerin Bediüzzaman Hazretleri'nin nurlu yolundan gitmediklerini söylemiş, onlara "Narcı" ismini vermişlerdir. Ki mümin ile münafık, nur ile nar ehli ayrılabilsin.

Nitekim FETÖ'cülerin içyüzünü beyan eden, birinci baskısı 1999 yılında yapılan "Küfrü Hoş Gören NARCILAR'ın İçyüzü" isimli eserinde şöyle beyan buyurmuşlardır:

"Bunların vasıfları daha önce "Nurcu" iken, bu hallerinden ötürü "Nurcu" isimlerini "Narcı" olarak vasıflandırdık. Bu ismi onlara biz verdik ve artık "Narcı" olarak tanınıyorlar. Nurculuk Said-i Nursî Hazretlerinde ve onun yolunda olanlarda kaldı.

Çünkü bunlar papazlarını hazret kabul ettikleri için, bunlara nurcu demek, İslâm'a büyük bir zillet getirir." ("Küfrü Hoş Gören NARCILAR'ın İçyüzü", s. 325)

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri FETÖ'nün Bediüzzaman Hazretleri'nin yolundan ayrıldığını, "Nurcu" müslüman olmadıklarını, bilakis cehennem ehli "Narcı" kâfir olduklarını ortaya koymak için bunlara "Narcı" ismini vermişler ve bunlar hakkında "Küfrü Hoş Gören NARCILAR'ın İçyüzü" isminde bir kitap yazmışlardı.

Bu kitap çıktığı zaman samimi nurcular, Bediüzzaman Hazretleri'nin yolunda gidenler kendisine gelerek "Bizi Fetullah Gülen ile karıştırmayın, o nurcu değil!" dediler. Bunun üzerine Bediüzzaman Hazretleri'nin yolundan giden bu insanlardan gelen ricaya cevap mahiyetinde, bu ayrımı izah eden ve ortaya koyan "Nurcu Müslümanlar ve Narcı Kâfirler" dergisini neşrettiler. (Bkz. Hakikat Dergisi, Temmuz 2000, 82. Sayı)

Bu kadar nazik ve mükerrem bir insandı.

Bu husustaki bir beyanları da şöyledir:

"Nurcular o büyük Zevât-ı kiram'ın izinden yürüyen, nuru takip eden, Allah-u Teâlâ'nın nurunu yaymaya çalışanlardır.

Narcılar ise münafıktır, küfür izini takip ederler, küfrü yaymaya çalışırlar. Bunlar bir tutulmasın ve bir sanılmasın." ("Hazret-i Kur'an'da Yahudilerin Hıristiyanların ve Münafıkların İçyüzü", Temmuz 2000, s. 470)

Binaenaleyh "Profesör" sıfatını taşıyan bu adamın "Bediüzzaman düşmanı" yakıştırması aleni bir yalandır, iftiradır. Büyük bir bühtandır.

Bunun "Profesör" sıfatı da böylece müslümanlar nezdinde sakıt olmuştur. Zira bu sıfatı haketmiş olsaydı böyle alenî yalan ve çarpıtma yapmaz, iftira atmazdı.

Yalan ve iftira çok büyük bir cürümdür. Dinimizin kesinlikle yasakladığı büyük bir günahtır.

Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:

"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin." (Ahzâb: 70)

"Yalan sözden çekinin." (Hacc: 30)

"Her yalancı günah yüklü kimsenin vay haline!" (Câsiye: 7)

Doğruluk imanın sermayesi, yalan da nifakın sermayesidir.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmuşlardır:

"Yalandan sakınınız. Zira yalan ile iman bir arada bulunmaz." (Ahmed bin Hanbel)

"Yalan söyleyenler muhakkak lânete uğramıştır." (Münavi)

Yalan söyleyen kimselerin sıfatları bunlardır.

Gördünüz mü, meğer bu bir "Sahte profesör" imiş.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz münafığın alâmetlerini şöyle beyan etmişlerdir:

"Münafıklığın alâmeti üçtür: Söylerse yalan söyler, söz verirse sözünde durmaz. Kendisine bir şey emanet edilirse hıyanet eder." (Buhârî)

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bu gibi yalancılar hakkında diğer bir Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyuruyorlar:

"Üç şey yardır ki, bunlardan biri kimde bulunursa, namaz kılsa da, oruç tutsa da münafıktır. Konuşunca yalan söyler, söz verince sözünde durmaz, kendisine verilen emanete hıyanet eder." (Camiu's-Sağir)

Âyet-i kerime'de ise münafıklar hakkında şöyle buyuruluyor:

"Allah münafık erkeklere, münafık kadınlara ve kâfirlere ebedî kalacakları cehennem ateşini hazırlamıştır. Bu onlara yeter. Allah onlara lânet etmiş, rahmetinden uzaklaştırmıştır. Onlar için sürekli bir azap vardır." (Tevbe: 68)

Gördünüz mü bunun allame olmadığını!

"Onların çoğu zanna uyarlar. Gerçekte ise zan hakikat karşısında hiçbir şey ifade etmez. Şüphesiz ki Allah onların yaptıklarının tamamını bilmektedir." (Yunus: 36)

 

 

Allah'ın Veli Kulu'na İftira, Hakaret ve Düşmanlık Gadabullahı Celbeden Bir Cürümdür, Çok Büyük Bir Ziyandır:

 

Bu yalancı bu yalanı ile yetinmiyor, bir de Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri'ne "Sahte şeyh" diyerek hakaret ve iftira atıyor.

Bir Allah dostuna "Sahte Şeyh" diyerek hakaret ve iftirada bulunmak ne büyük bir cür'ettir, ne büyük bir ifsattır, ne büyük bir yalandır, ne büyük küfürdür.

Zira Allah-u Teâlâ Hadis-i kudsî'de bu gibiler hakkında şöyle buyurur:

"Velilerimden birisine düşmanlık eden kimseye ben harp ilân ederim." (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 2042)

Yine İmam-ı Gazali Hazretleri "İhya-u Ulumid'din" adlı eserinde Allah dostlarını inkâr edenlerin dinden çıktıklarını beyan buyuruyor:

"Sakın anlamıyorum diye bu ilmi inkâra kalkışma, aklî ilimleri kavradığını zannederek çizmeden yukarı çıkan âlimlerin helâk noktası burasıdır. Allah dostlarının bu hallerini inkâr eden bir ilimden cehalet çok daha iyidir. Kaynak bir olduğu için velileri ve kerametlerini inkâr ise tamamen dinden çıkmaktır."

Bir müslümana küfür isnad eden Hadis-i şerif hükmüne göre isnadı kendisine döndüğüne göre bir Allah dostuna "Sahte" diyenin durumu da budur. Hatta daha beterdir.

İşte bu adam böyle münafık tabiatlı bir kimsedir.

Allah-u Teâlâ'nın ilim verdiği veli kullarını inkâr etmek, onlara düşmanlık yapmak gadabullahı mucib çok büyük bir cürümdür.

İmam-ı Rabbani -kuddise sırruh- Hazretlerimiz şöyle buyuruyorlar:

"Bu tâifeyi inkâr edenler onların bereketlerinden mahrum olurlar. Onlara iftira edenler ziyan ederler. Hem de her zaman." (313. Mektup)

Bu kullarını Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle beyan buyuruyor:

"İyi bilin ki, Allah'ın veli kulları için hiçbir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklar." (Yunus: 62)

Bunlar Allah-u Teâlâ'nın ilim ve hikmet verdiği kullarıdır:

"Allah hikmeti kime dilerse ona verir. Kime de hikmet verilirse, ona muhakkak ki çok hayır verilmiştir. Bunu ancak akl-ı selim sahipleri düşünüp anlar." (Bakara: 269)

Bunlar Allah-u Teâlâ'nın beğenip seçtiği kullarıdır:

"Hamd olsun Allah'a, selâm olsun O'nun beğenip seçtiği kullarına." (Neml: 59)

Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz de Hadis-i şerif'lerinde Allah-u Teâlâ'nın bu kullarına verdiği ilimleri şöyle tarif ediyorlar:

"İlim ikidir. Biri dilde olup (ki bu zâhirî ilimdir) Allah-u Teâlâ'nın kulları üzerine hüccetidir. Bir de kalpte olan (mârifet ilmi) vardır. Asıl gayeye ulaşmak için faydalı olan da budur." (Tirmizi)

"Allah-u Teâlâ kime hayır murad ederse, onu şer'i meselelerde âlim yapar ve dinine zarar verecek şeyleri ona ilham eder, doğruyu gösterir." (Buhârî)

"Öyle ilimler vardır ki, gizlenmiş mücevherat gibidir. Onu ancak Ârif billâh olanlar bilirler. Bu ilimden konuştukları vakit, Allah'tan gafil olan kimseler anlamazlar.

Binâenaleyh Allah-u Teâlâ'nın kendi fazlından ilim ihsan ettiği âlimleri sakın tahkir edip küçük görmeyin. Çünkü Azîz ve Celîl olan Allah onlara o ilmi verirken tahkir etmemişti." (Erbaîn)

Binaenaleyh Allah-u Teâlâ'nın ilham ettiği, ilim ve hikmet verdiği, beğenip seçtiği bir kulu olan Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri FETÖ'nün içyüzünü gördü, bildi ve bildirdi.

FETÖ'nün suret-i haktan görünüp, müslümanları dinden imandan çıkardığını, dini kullanıp halkın parasını, evini, arabasını, arsasını ne varsa gasp ettiğini, himmet geceleri ile trilyonlar vurduğunu, bu paralarla da banka kurduğunu, böylece Hazret-i Allah'a ve Resulullah'a harp ilân ettiğini, hıristiyan papazlarla, yahudi hahamlarla bir olup küfrü hoş gördüğünü, ümmet-i Muhammed'e de küfrü hoş göstermek istediğini, müminleri bırakıp kâfirlerle dostluk kurduğunu, böylece münafık olduğunu, dinlerarası diyalog adı altında küffarın ajanlığını yaptığını, din-i İslâm'ı ve güzel vatanımızı Haçlılara peşkeş çekmek istediğini; beyan etmişler, ümmet-i Muhammed'i bu münafıklara karşı uyarmışlar, bunlar hakkında "Küfrü Hoş Gören NARCILARın İçyüzü", "Hazret-i Kur'an'da Yahudilerin, Hıristiyanların ve Münâfıkların İçyüzü", "Biz Küfrü Hoş Görenlerden Değiliz", "İslâm Dini'ne ve Vatanına İhanet Eden Hâinlerin İçyüzü" isimli kitaplar yazmışlardı.

"Allah'tan korkar, takvâ sahibi olursanız mualliminiz Allah olur" (Bakara: 282)

Âyet-i kerime'sinin sırrına mazhar olmuş bir Zât-ı âli idi.

Bu Zât-ı âli Hakk'tan ilim aldığı için bunların içyüzünü gördü, yıllardır da korkmadan çekinmeden ilân etti.

Şu Âyet-i kerime'yi düstur edindi:

"Hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar." (Mâide: 54)

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri'nin ilmi, Ahkâm-ı İlâhî'ye ve Sünnet-i Seniyye'ye harfiyyen riayeti, mânevî keşfi velâyetinin ve mânevî yüceliğinin ispatı için tek başına kâfidir.

İhanetinizin bir gün alenen ortaya çıkacağını, bu halkın hilenizi anlayacağını, kaçacak delik arayacağınızı, nihayetinde ilâhınızın yanına kaçmak zorunda kalacağınızı keşfen bilmiş ve açık açık ifşâ etmişti. Her şeyi ele geçirdiğinizi sandığınız o günlerde, o Zât-ı âlî gizlemek istediğiniz sinsi niyetinizi alenen ifşâ etmiş, ihanetinizi ve nankörlüğünüzü halka bildirmek için tek başına mücadele etmiş, çirkin iftiralarınıza ve kurduğunuz hain tezgâhlara rağmen son nefesine kadar bu mücadeleden vaz geçmemişti.

FETÖ'nün bu aleni küfrüne rağmen bu kadar palazlanmasının en büyük sebebi bu sahte profesörlerdir. Halkı uyaracakları yerde bunların avukatlığını yapanlar, bunlara müslüman nazarı ile bakanlardır.

Bu kadar küfrüne, din ve vatana ihanetine rağmen sen bunların kâfir olduğunu göremedin. Bilakis onları savundun.

Şimdi kim sahte imiş gördünüz mü?

Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde bu gibi âhir zaman âlimlerini bizlere şöyle tarif ediyorlar:

"İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecektir ki, İslâm'ın yalnız ismi, Kur'an'ın ise resmi kalacak. Mescidler dış görünüşleri ile mamur, fakat içleri hidayetten mahrum olacak.

Onların âlimleri gökkubbe altındakilerin en şerlileridir. Fitne onlardan çıktı, yine onlara dönecektir." (Beyhâkî)

 

Ahmet Akgündüz Kitaplarında FETÖ'ye Methiyeler Düzüyor, "Velidir" Diyor:

 

Ahmet Akgündüz'ün konuşmalarına baktığınızda kendisini devlete akıl verme makamında gösterip FETÖ hakkında "Şöyle ikaz ettim, başbakana şöyle söyledim, bunlara yol vermeyin dedim." mealinde sözler söylediğini görürsünüz.

Yalan ve intihal ile maruf bu adamın bu sözleri ne kadar doğrudur bilemiyoruz, ancak hâlâ yayında olan kendi kitabında FETÖ'ye "Veliyullahtır." diyor ve daha nice methiyelerde bulunuyor ve ajan olmadığını söyleyerek aklamaya çalışıyor.

Ahmet Akgündüz "Tabular Yıkılıyor 4" isimli kitabında "ÜÇ MANEVİYAT KAHRAMANI" dedikten sonra üçüncü olarak kitabın 72. sayfasında "lll- M. FETHULLAH GÜLEN HOCAEFENDİ" diyor ve birçok methiyeler düzüyor:

"Fethullah Hocaefendi ile alakalı bazı tespitlerde bulunmak lazım, ...

1. Fetullah Hocaefendi iyi bir İslam âlimidir.

...

4- Burası önemli bir nokta, Hocaefendi iyi bir Nur talebesidir.

...

5- Benim kanaatim, Hocaefendi çok farklı bir şekilde ehl-i velayettir. Açıkça bir velidir, onda şüphem yok. Herkes hakkında bunu söyleyemezsiniz. Ama Hocaefendi velidir, veliyullahtır.

....

6- Bir kısım çevrelerin iddia ettiği gibi Hoca Efendi -hâşâ- ne Hıristiyanların bir aletidir, ne CIA ve Amerika ile bir alakası vardır. O itham edenlerin tahmin edemeyeceği kadar yüksek seviyede bir iman derecesine sahiptir. Ve kesinlikle bu ithamlar doğru değildir. Bu tür ithamları gülerek karşılıyorum.

...

Hocaefendinin makamına meyvelerine bakın. Bütün dünyada, Afrika'nın en ücra köşelerine kadar gidip, yaşantıları ile İslam'ın güzelliğini gösteren farklı farklı meyveler. ..." ("Tabular Yıkılıyor 4" Mart 2009, s. 72-75)

Bu sahte profesörün hangi sözüne itimat edilir?

Televizyonlarda, konferanslarda allame gibi dolaşıp ahkâm kesen bu adama âlim denir mi?

Bunun âlimliği de profesörlüğü gibi sahte.

Zira hakiki İslâm âlimi olsaydı, bu kadar küfrüne rağmen FETÖ'yü aklamaya çalışmaz, "Allah'ın veli kuludur", "İyi bir Nur talebesidir" demezdi.

Bilakis hakiki İslâm âlimi olsaydı, FETÖ'nün fitnesinden, imansızlığından, küfründen halkı ve nur talebelerini uyandırması gerekirdi.

Hakiki İslâm âlimi olsaydı, halkı otuz yıldır bu FETÖ'ye karşı uyaran Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri'ne "Sahte şeyh" demezdi. Bilakis "Bunlara Narcı diyerek hakiki Nur talebelerini ayırdınız." diye teşekkür etmesi gerekirdi.

Yahut FETÖ'nün küfrü ve hainliği bu kadar aşikâr olduktan sonra nedamet edip, tevbe etmesi, halkı yanılttığı için özür dilemesi gerekmez miydi?

Halbuki bu kitabı halen piyasada, bu ifadeleri de hâlâ kitabında duruyor.

İşte bu böyle münafık tabiatlı bir adamdır.

Zira bir dediği bir dediğini tutmuyor,

Ahmet Akgündüz kurmuş olduğu "Osmanlı Araştırmaları Vakfı" tarafından basılıp dağıtımı yapılan kitaplarından bir diğerinde, "Tabular Yıkılıyor 5" isimli kitabında da FETÖ'ye methiyeler düzmeye devam ediyor:

"(Bediüzzaman Said Nursi'nin) Vefatından sonra onun bu manevî tasarrufunu, şahs-ı manevîye temsil eden talebeleri devam ettirmektedir. Mustafa Sungur, Fethullah Gülen Hoca Efendi ve Mehmed Kırkıncı Hoca Efendi gibi Nur Talebeleri, en az bir kutub kadar hizmet ettikleri halde, ferîd makamını ihrâz eden Bediüzzaman ve Risale-i Nur şahs-ı ma'nevîsinin tasarrufu altındadırlar. Bahsettiğimiz zatlar da, asrımızda yaşayan maneviyât reislerinin başlarında gelen şahsiyetlerdir" ("Tabular Yıkılıyor 5", s. 14)

Kitabın 15. sayfasında ise "Ehl-i İmanın İhtilafları Tartışırken Riayet Etmesi Gereken Prensipler" başlığı altında şöyle söylüyor:

"Birincisi: 'Öfkelerini yutabilenler ve insanlardan sadır olacak hataları affedebilenler' diye Kur'an'ın hakiki müminler hakkındaki yüksek ahlak kaidesine riayet etmek. Bazı ehl-i imanın Hoca Efendi gibi bir şahsiyeti hâşâ CIA ajanı diye itham etmeleri elbette ki bu düstura yüzde yüz muhalefettir. Her insanın peygamber olmadığı sürece hata yapması mümkündür." ("Tabular Yıkılıyor 5", s. 15)

Bu allame kılıklı, FETÖ sevici sahte profesör FETÖ hakkındaki hakikatleri bertaraf etmek için Kur'an âyetlerini bile çarpıtıyor.

Bir müslümanın hatasını affetmekle, küffarın ajanlığını yapıp, İslâm memleketini küffara peşkeş çekmeye çalışmak arasındaki farkı göremeyecek kadar ahmak ve cahil misin, yoksa Kur'an âyetlerini bilinçli olarak çarpıtan bir kripto FETÖ'cü müsün?

FETÖ (Fetullahçı Terör Örgütü) sevici sahte profesör yukarıdaki ilk ifadeleri kitabının 116. sayfasında da tekrarlıyor:

"Vefatından sonra onun bu manevî tasarrufunu, şahs-ı manevîye temsil eden talebeleri devam ettirmektedir. Mustafa Sungur, Fethullah Gülen Hoca Efendi ve Mehmed Kırkıncı Hoca Efendi gibi Nur Talebeleri, en az bir kutub kadar hizmet ettikleri halde, ferîd makamını ihrâz eden Bediüzzaman ve Risale-i Nur şahs-ı ma'nevîsinin tasarrufu altındadırlar. Bahsettiğimiz zatlar da, asrımızda yaşayan maneviyât reislerinin başlarında gelen şahsiyetlerdir." ("Tabular Yıkılıyor 5", s. 116)

FETÖ'yü asrımızın maneviyat reislerinin başında gösteriyor.

Bu münafık tabiatlı sahte profesörün bu kitaplarını hâlâ satıp dağıttığına dair faturayı sayfalarımızda delil olarak arz ediyoruz.

 

 

Hakiki İslâm Âlimi ile Sahtenin Kıyası:

 

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri 30 senedir FETÖ'nün içyüzünü yazıyor.

Bu Zât-ı âli FETÖ'nün "münafık olduğunu, küfrü hoş gördüğünü, dinden çıktığını, en büyük İslâm düşmanı olduğunu" söyledi.

Bu "Sahte Profesör" ise "Benim kanaatim, Hocaefendi çok farklı bir şekilde ehl-i velayettir. Açıkça bir velidir, onda şüphem yok." diyor.

Ömer Öngüt -kuddise sırruh- FETÖ'nün "küffarın ajanı, vatan haini olduğunu, hıristiyanların namına çalıştığını, onların himayesi altında olduğunu, bütün gayesinin hıristiyanlarla bir olup İslâm kalesini içten yıkmak olduğunu, küffarın ordusuna asker yetiştirdiklerini, devleti yıkmakla din ve vatanı da yıkmak istediğini, Türkiye ile İslâm ile hiçbir ilgilerinin olmadığını" söyledi.

Bu "Sahte Profesör" ise; "Bir kısım çevrelerin iddia ettiği gibi Hocaefendi -haşa- ne Hıristiyanların bir aletidir, ne CIA ve Amerika ile bir alakası vardır." diyor.

Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Bediüzzaman Hazretleri'nin nurlu yolundan gidenlerle FETÖ'nün yolundan gidenlerin ayrı olduğunu beyan etmek için FETÖ'ye "Narcı" ismini vermişlerdi. "FETÖ'nün nurcu değil, narcı olduğunu, Bediüzzaman Hazretleri'nin yolundan giden nurcuların başka, narcıların başka olduğunu" söyledi.

Bu "Sahte Profesör" ise; "Hocaefendi iyi bir Nur talebesidir." diyor.

Hakiki nurcular Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri'ne teşekkür ediyorlar. Zira bu Zât-ı âli bu ayrımı yapmamış olsaydı, bunun gibiler yüzünden bugün hepsi zan altında kalacaktı.

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri Hazret-i Allah'ın duyurması ile, imanı ile, ilmi ile bunları seneler önceden gördü, bildi yazdı. Herkesin bunlara müslüman nazarı ile baktığı bir zamanda, hiçbir kınayıcının kınamasından çekinmeden bu hakikatleri neşretti.

Bu "Sahte Profesör" ise göremedi, bilemedi, yahut görmek-bilmek işine gelmedi ve böyle methiyeler düzdü.

Kimmiş sahte gördünüz mü?

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh-un bütün beyanları Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif'ler iledir. Bütün hayatları boyunca hükm-ü ilahî'den, ahkâm-ı ilâhî'den zerre taviz vermemişlerdir, maddeye, menfaate hiç iltifat etmemişler, insanları kendisine değil daima Allah ve Resul'üne davet etmişlerdir.

Onun hayatındaki azmi, üslubundaki mehabeti, daima huzurda bulunan hâl ve ahvali değil ihvanına bütün müslümanlara büyük bir numunedir.

O Zât-ı ali böyleydi, bu ise böyle.

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri dâima dinini ve vatanını düşünürdü.

Bunun için iman ile küfrün, doğru ile eğrinin, hakikat ile dalâletin arasına berzah koymaya gayret etti. Ümmet-i Muhammed'i tenvir etti, hak ve hakikate davet etti.

Bu sahte profesör ise doğru ile eğriyi göremedi, insanları tenvir edemedi. FETÖ'ye "O veli" diyerek, "Nur talebesi" diyerek küfrü hoş görenlerin küfrünü hoş gördü.

Hani profesördü? Hani allameydi?

Kim hakiki, kim sahte işte ortaya çıktı.

 

 

Ahmet Akgündüz'ün Facebook Hesabındaki Yalan, İftira ve Çarpıtmaları:

 

Bu yalancı twitter'daki mesajı ile yetinmemiş, facebook hesabında da bir yazı yayınlamıştır. Üstelik bu aynı yalanlarına başka yalanlar ve çarpıtmalar ekleyerek.

Hazret-i Allah Kelâm-ı kadim'inde şöyle buyuruyor:

"Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle onlara elem verici bir azap vardır." (Bakara: 10)

"Onlar hakikaten kendilerinin bir şey üzerinde bulunduklarını sanırlar. İyi bilin ki onlar yalancıdırlar." (Mücâdele: 18)

Bu gibiler hakkında Allah-u Teâlâ Resulullah Aleyhisselâm'a hitaben şöyle buyuruyor:

"Onlar durmadan yalana kulak verirler. Sana gelmeyen bir başka topluluk lehine kulak verip casusluk yaparlar. Kelimeleri yerlerinden tahrif ederek değiştirirler. "Bu (değişik şekliyle) size verilirse alın, verilmezse sakının!" derler. Allah bir kimsenin fitneye düşmesini isterse, senin Allah'a karşı yapacak hiçbir şeyin yoktur. İşte onlar Allah'ın, kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Dünyada onlar için rezillik, ahirette de büyük bir azap vardır." (Mâide: 41)

Bu Âyet-i kerime'ler şüphesiz iman edenler içindir. Yalan ve iftirayı meslek edinen kimseler, zaten imandan mahrum oldukları için bu kadar rahat bu büyük günahları işliyorlar.

Bunlar Allah-u Teâlâ'nın hükmünün yürümesini istemez, kendi nefsinin hevâ ve hevesine göre hüküm yürütmek ister:

"Nefsinin hevâ ve hevesini kendine ilâh edinen, Allah'ın da dalâleti hak ettiğini bilerek saptırdığı; kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözüne perde çektiği kimseyi gördün mü? Onu Allah'tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâlâ ibret almayacak mısınız?" (Câsiye: 23)

Yalan söyleyenler, iftira edenler, velvele ve fitne çıkaranlar muhakkak bunun vebalini, bu günahın cezalarının kendilerini kuşattığını göreceklerdir.

 

Yalan 1:

"Bu sahte şeyh özellikle Nizam-ı Alem Ocaklarına mensup gençleri çokça zehirlemiştir." diyor.

Bu sözü resmen yalandır. Birincisi "Zehirleme" tabiri hem büyük bir hakaret, hem büyük bir iftiradır.

İkincisi bu Zât-ı âli'nin eserlerini her müslüman okuyor. Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri'nin her vatan evlâdı ile münasebeti ne ise rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu'nun davasını takip eden gençlerle de o kadardır. Ne eksik ne de fazladır.

Rahmetli Alparslan Türkeş birkaç kez Zât-ı âlileri'ni ziyaret etmiştir. 1995 yılındaki son ziyaretinden hemen sonra rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu da kendilerini ziyarete gelmiş, Adapazarı'nda vakıf binasında görüşmüşlerdir.

Bu Zât-ı âli'nin "Din ve Vatan" demesinden rahatsız olan, FETÖ gibi bölücülere arka çıkmaya çalışan bu sahte profesör herhalde bu Zât-ı âli'nin "Din ve vatan" demesinden kendi kafasında alaka kuruyor.

Bu müfteriden, bu kumpasçıdan, FETÖ'ye "Veli'dir." diye methiye düzen bu sahte profesörden fitne ve fesattan başka ne beklenebilir?

Yalan 2:

Bu sahte profesör "Vefatından 3 ay önce Üniversitemize gelen merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nu bu konuda ikaz ettim. O da gereken tedbirleri alacağını söylemişti." diyor.

Doğruluğunu ya da yanlışlığını kendi sözüyle ölçemediğimiz bu lafların altında gizli ve örtülü kalan çok mühim bir soru var ki; bu sahte profesörün asılsız iftira ve saldırılarının altında yatan gerçek sebebi bulmak için, önce örtbas etmeye çalıştığı bu soruyu meydana çıkarmamız gereklidir.

Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri hayatta olduğu bu dönemde acaba kimlerle mücadele ediyordu ve "Sahte profesör" bu tarihte kimlerin güdümünde hareket ediyordu?

Yine aynı tarihte, aynı yöntemle "Sahte" belgeler uydurup Hâin tezgâhlar kurarak, bu Zât-ı âlî'yi hangi ihanet örgütü, hangi sapkın güruh itham altında bırakmaya çalışıyordu?

Tabii ki FETÖ!..

Muhsin Yazıcıoğlu 2009 yılında Ahmet Akgündüz'ü ziyaretinden 3 ay sonra FETÖ suikasti ile hayatını kaybetti.

Hemen akabinde Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri de aynı yıl FETÖ'nün itibar suikastine maruz kaldı. Hakkında iftira ve tertip yapıldı.

FETÖ'nün darbe girişiminin hemen öncesinde, örgüt elebaşına "veliyyullahtır" payeleriyle övgüler yağdıran, girişimden sonra da uzun süre sessiz kalmaya çalıştığı dikkatlerden kaçmayan, şimdi bile örgüte karşı en küçük bir muhalefette bulunmayan bu sahtekârın iç yüzü ve şimdiki iftiralarının altında neyin yattığı, işte tam da burada ayan-beyan kendini belli etmektedir.

Devlet birimlerince yapılan araştırmalarda Muhsin Yazıcıoğlu'nun uçak kazası süsüyle öldürülüşünün altından, o zaman bu şarlatanın da mensup olduğunu herkesin bildiği FETÖ çıkmış ve bu durum İçişleri Bakanlığı'nın ulaştığı kesin delillerle ispatlanmıştır. Bu sahtekâr bugün Yazıcıoğlu ile samimiyet pozları altında, bir taraftan çeşitli maskeler altında onu katleden FETÖ örgütüne mensubiyetini gizlemeye çalışırken, bir taraftan sanki kendisine soran varmış gibi, daha üst bir makammış edasıyla Cumhurbaşkanı'na hitaben abuk sabuk "Uyarı"lar yazıp, içeri tıkılan FETÖ hainlerini bir yolunu bulup "tekfir"den ve hücreden kurtarmaya çalışıyor, diğer taraftan ise örgütün o zamanki saçma sapan iftiralarını diline dolamaktan çekinmeyip, Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif'lerle bu ihanet örgütünün ipliğini yıllar önce pazara çıkaran bu Zât-ı âlî'yi hedef göstermeye kalkışıyor. Üstelik bunu da, sahteliği ve düzmeceliği resmî makamlar tarafından ispatlanan o belgelerdeki aynı üslûp, aynı yafta ve iftiralarla, aynı hain tezgâhı kurarak yapmaya cür'et ediyor.

Yine bu beyanlarından anlaşılıyor ki, bu sahte, kinci profesör öteden beri Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh-u tanıyor ve eserlerinin okunmaması, din ve vatan müdafaasının, bölücülerle mücadelesinin yayılmaması için sinsi sinsi gayret gösteriyor.

 

Yalan 3:

"28 Şubat döneminde büyük bir yayınevi açtılar." diyor.

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri'nin kurucusu olduğu Hakikat Vakfı 28 Şubat sürecinde soruşturma geçirmiş, her ay mutat teftişten geçmiş, ayrıca hakkında kapatma davası açılmıştır. Her müslüman gibi bu Zât-ı âli de bu sürecin mağduriyetini yaşamıştır.

Yalanda sınır tanımayan bu yalancının hangi sözüne itimat edilir?

Bu yalancı sahte profesörden her türlü kurgu ve çarpıtmayı bekleyebilirsiniz.

Bu sahte profesörün bütün yalanlarının karalamaya ve hedef göstermeye matuf olduğu görülüyor.

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh-un eserleri 1980 yılından beri "Hakikat Neşriyat" tarafından yayınlanmaktadır. 1993 yılında İstanbul Cağaloğlu şubesi açılmıştır. 1997 yılında ise İstanbul merkezli "Hakikat Yayıncılık" kurulmuştur.

Bu sahte profesör bu süreci 28 Şubat'a bağlayarak bunların arkasında 28 Şubat'ı yapan darbeciler var demek istiyor.

Bu kadar büyük bir yalan olur mu?

Aynı iftirayı FETÖ'cüler Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri'ne 2009 yılında kurmak istedikleri kumpasta yapmışlardı.

İşte buradan da görebilirsiniz bu sahte profesörün FETÖ ile bağlantısını.

Muhterem Ömer Öngüt'ün başka bir vesileyle söylediği gibi:

"Yalancıların telefonu paralel çalışır."

 

Yalan 4:

Bu sahte allame, bu sahte profesör, Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- hakkında "Eserleriyle tahribatları devam ediyor." diyor.

Böyle büyük bir yalan ve iftira olabilir mi? Bu sözüyle her birisi Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif'lerle bezeli, ilmullahı beyan eden eserlere laf söylemekle aynı zamanda Allah-u Teâlâ'nın bu Zât-ı âli'ye ihsan ettiği ilmini de tahkir edip, küçük görüyor, inkâr ediyor.

Yalan üstüne yalan, iftira üstüne iftira, zındıklık üzerine zındıklık.

Halbuki esas tahribatçı kendisi.

Şunu sormak lâzım:

30 yıldır FETÖ'nün içyüzünü anlatan, halkı uyandırmaya, dinini ve vatanını müdafaa etmeye çalışan Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri mi tahribat yapıyor yoksa kendi yazdığı ve hâlâ satışı yapılan kitabında FETÖ'yü "Maneviyat Kahramanı" diye ilân eden, "Hocaefendi velidir, veliyullahtır." diyen bu sahte profesör mü tahribat yapıyor?

Yıllardır FETÖ'nün Amerikan ajanı olduğunu, hâin olduğunu anlatan Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- mu tahribat yapıyor, yoksa FETÖ için "CIA ile Amerika ile bir alakası yoktur." diyen bu sahte profesör mü tahribat yapıyor? (Bu beyanlarının bulunduğu kitabının kapağını ve bu sözlerinin geçtiği sayfaları, ayrıca hâlâ bu kitaplarını sattığına dair kurucusu olduğu "Osmanlı Araştırmaları Vakfı"na ait 23 Temmuz 2018 tarihli satış faturasını sayfalarımızda arz ediyoruz.)

15 Temmuz darbe girişiminden hemen sonra üç ay boyunca Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh-un FETÖ hakkındaki beyanlarını ve "Hakiki Müslümanlarla Sahteleri"nin ayrımını yayınlayan bu dergi, bu yayınevi mi tahribatçı yoksa darbe gibi büyük bir cürüm işlendikten sonra bile 15 Temmuz Darbe Araştırma Komisyonu'nda hâlâ "Fetö'ye kâfir diyemezsiniz." diyen bu adam mı tahribatçı?

Yıllardır Bediüzzaman Hazretleri'nin yolundan giden nurcu müslümanlar ile FETÖ'nün peşinden giden narcı kâfirleri ayıran Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- mu tahribat yapıyor, yoksa "Hoca efendi iyi bir Nur talebesidir." diyen bu sahte profesör Ahmet Akgündüz mü tahribat yapıyor?

Yıllardır özü sözü bir olan Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- mu tahribatçı yoksa Bediüzzaman Hazretleri'nin en büyük müdafilerinden birisi olan bu zâta "Bediüzzaman düşmanı" diye yalan söyleyip iftira atan bu sahte profesör mü tahribatçı?

Yıllardır iman ve vatan diyen Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- mu tahribatçı yoksa kurduğu üniversitede amaçlarının iyi bir Hollanda vatandaşı yetiştirmek olduğunu söyleyen, dinlerarası diyalogdan bahseden bu sahte profesör mü tahribatçı?

Yıllardır müslümanları tenvir etmek için hükm-ü ilâhî'yi, ahkâm-ı ilâhî'yi neşreden bu Zât-ı âli mi tahribat yapıyor; yoksa senelerdir FETÖ'yü öven, üniversitesinin mütevelli heyetine, rektör yardımcılığına FETÖ'cüleri alan bu sahte profesör mü tahribatçı?

Görüyorsunuz kimin tahribatçı olduğunu!

Bunun her şeyi sahte.

Senin kurduğun vakıfta FETÖ'ye methiyeler düzen bu kitabın satılıyor, Hakikat Yayıncılık'ta ise kurulduğu günden bu yana Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh-un FETÖ'nün "hâin" olduğunu, "ajan" olduğunu, "küfrü hoşgören narcı" olduğunu neşreden eserleri satılıyor, dergilerimiz yayınlanıyor.

Kim tahribat yapıyor, kim zehirliyor görüyorsunuz.

"Doğrusu birçokları bilmeden heva ve heveslerine uyarak halkı şaşırtıyorlar." (En'am: 119)

 

Ey İslâm milleti!

Gençleri zehirleyen bu tahribatçı provokatöre, bu sahte profesöre karşı uyanık olun!

Bunun niyeti kötüdür. Beyanlarından ve tavırlarından bunu görürsünüz.

Ey Müslüman!

Bu sahte profesörün ikide bir çıkıp "Başbakan'ı ikaz ettim", "Muhsin Yazıcıoğlu'nu uyardım." gibi sözlerle meydana çıkıp kendisini devleti yönetenlere akıl veren biriymiş gibi gösterip caka satmasına ne kadar sabredeceksiniz?

Bunun içi dışı bir değil, buna güvenilmez. Bunun hiçbir sözüne itimat edilmez.

Ey müslüman kardeşim!

Bu tahribatçıyı gör ve tanı.

Bunun hiçbir sözüne itimat etme.

Bu tahribatçıyı artık yakandan silk.

Bu yalancının gençleri zehirlemesine fırsat verme.

Şu Âyet-i kerime'yi de hatırlatıyoruz:

"Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onu tahkik edin, içyüzünü araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa sataşırsınız da, sonra yaptığınıza pişman olursunuz." (Hucurât: 6)

 

 

Muhterem Ömer Öngüt'ün -k.s.- Kendi Beyanları İle Yapmış Oldukları Mücadele ve Bu Mücadele Sebebiyle Kendisini Karalamak İsteyenler:

 

"Bizim yaşımız 85'e gelmiştir. Ömrümüz 1950 yılından beri irşadla geçmiştir. Yayınlanan eserlerimizin sayısı 35 cilde varmıştır, toplam 20 bin sahifeyi bulmaktadır. Bütün Kur'an-ı kerim Âyet-i kerime'lerini izahlarıyla beraber havî bu eserlerimiz tefsir hükmündedir. "Kalplerin Anahtarı Külliyatı" ismiyle neşredilmektedir.

Bizi tanıyanlar, sevenler bilirler; bütün rahatsızlıklarıma rağmen, bütün zorluklara rağmen Allah ve Resul'ünün nurunun yayılması için gayret ediyorum. Yaklaşık 20 yıldır İslâm dininde bölücülük yapan, kendi nam ve hesabına İslâm kalesini yıkmaya çalışan fitnelerle mücadele ediyorum, eserler neşrediyorum. İslâm dininde bölücülük yapanların vatanda da bölücü olduklarını ilân ediyorum. Bunların İslâm'dan çıktıklarını Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif'lerle ispat ediyorum.

Biz rahatı ve istirahati, süsü ve lüksü terkettik. Hayatımızı İslâm dini'nin selâmetine adadık. Bu bölücüler gibi para toplamadık, banka kurmadık. İslâm dininin hükümlerini arkamıza atmadık. Adam toplamak, taraftar kazanmak için İslâm dininin hükümlerini değiştirmeye kalkışmadık. Allah'ıma sığınırım.

Bilakis Hazret-i Allah'ın Âyet-i kerime'lerini hatırlattık. Fakat dinlemediler.

"Kendisine Rabb'inin âyetleri hatırlatılarak öğüt verildikten sonra, onlardan yüz çeviren kimseden daha zâlim kim olabilir? Muhakkak ki biz suçlulardan öç alacağız!" (Secde: 22)

Oysa bu zâlimlerin, bu bölücülerin hepsi bunları yaptılar. Taraftar toplamayı İslâm dininden üstün tuttular. Paraya taptılar.

Hadis-i şerif'te:

"Dînuhum dinâruhum = Onların dinleri para olacak." buyuruluyor. (Münâvi)

Topladıkları paraları koyacak yer bulamayınca banka kurdular. Kendi kurdukları dinlerini İslâm dininin yerine koymaya çalıştılar.

"İşte onlar hidayet karşılığında sapıklığı satın almışlardır. Bu alış-verişleri kendilerine kâr sağlamamıştır, doğru yolu da bulamamışlardır." (Bakara: 16)

Biz onları Hazret-i Allah'a, Kitabullah'a, Resulullah'a çağırdık. İslâm'ın emir ve hükümlerini önlerine sürdük. İman ile küfür arasına berzah koyduk. Dinlemediler, bizi düşman bildiler. Nasihatteki hikmeti bilemediler. Büsbütün uzaklaştılar.

Bizim bu mücadelemiz birçok sahtenin menfaatine, kurmuş olduğu dine zarar verdi. Her türlü iftirayı, ellerinden gelen her şeyi yapmaya çalıştılar. Bizi halkın nazarından düşürmeye çalıştılar. Eserlerimizin okunmasını engellemek için her yolu denediler.

Allah-u Teâlâ onlara hitaben buyuruyor ki:

"Ve her yolun başına oturup da tehdit ederek inananları yolundan alıkoymaya ve o Allah yolunu eğriltmeye çalışmayın." (A'raf: 86)"

•

Bu fitneyi yayanlar yanlarına kâr kalacağını mı sanıyorlar?

"Ben onlara mühlet veriyorum. Şüphe yok ki, benim tuzağım metindir." (Kalem: 45)

"Kim Allah'ı, onun Peygamber'ini ve müminleri dost edinirse, bilsin ki galip gelecek olanlar Allah'tan yana olanlardır." (Mâide: 56)

"Allah: 'Ben ve peygamberlerim elbette galip geleceğiz!' diye yazmıştır. Şüphesiz ki Allah kuvvetlidir, yegâne galiptir." (Mücâdele: 21)" ("Hâin Tezgâh", s. 7-8)

 

 

İntihal ve Çarpıtma Uzmanı Sahte Profesör:

 

Bunun birçok eserinin çalıntılarla dolu olduğu ehlince malum olduğu gibi doktora tezi de tamamen çalıntıdır. Tarihçiliği de çarpıtmalarla doludur. İlmi olarak hiçbir şekilde kâle alınacak bir adam değildir.

"Tarih kitapları yazıyorum" diye "Profesörüm" diye ortalıkta dolaşan bu adamın tarih ilmi ile uğraşan camiada bir itibarı olmadığı gibi, makale ve kitaplarında bilgi hırsızlığı yaptığı, ifadeleri değiştirerek kendisine maletmeye çalıştığı tespit edilmiştir.

Prof. Dr. Ali Birinci'nin "Tarihin Kara Kitabı-Tarihçiliğimizde Usul ve Ahlak Meseleleri" ve Y. Hakan Erdem'in "Tarih-Lenk" isimli kitapları bu husustaki tespitlerin yer aldığı eserlerden sadece ikisidir.

 

 

Sahte Profesörün Doktora Tezi Çalıntıdır:

 

Bir dönem Türk Tarih Kurumu başkanlığı da yapmış olan Prof. Dr. Ali Birinci, sahtekârlıkta çığır açan bu intihal uzmanının hamileri tarafından torpille, süratli bir şekilde profesörlüğe kadar yükselişine dikkati çektiği "Tarihin Kara Kitabı" adlı eserinde, Arap bir yazarın vakıflarla ilgili eserini dipnot sırasını bile bozmadan Türkçe'ye tercüme edip, jüri mensuplarına "Doktora tezi" diye yutturması sahtekârlığına "Yakın tarihimizdeki intihâllerin en dikkate değerlerinden biri, belki de birincisi" pâyesini vererek şu neticeye ulaşmıştır:

"Yakın tarihimizdeki intihâllerin en dikkate değerlerinden biri, belki de birincisi Ahmet Akgündüz tarafından vakıflara dair Arapça (yazan Muhammed Ubeyd el-Kubeysi) bir kitabın dipnot sırası bile bozulmadan Türkçe'ye tercüme edilmesi ve doktora tezi olarak jüri mensuplarına yutturulmasıdır. Bu arada teze, Osmanlı tatbikatına dair, klasik vakıf kitaplarından alelacele çırpıştırılmış bir bölüm de eklenmiştir. Akgündüz, aynı şekilde çok hızlandırılmış bir akademik süratle ve hamileri sayesinde 1986'da doktor, 1987'de doçent, 1993'de de profesörlük unvanlarını şereflendirmiştir." ("Tarihin Kara Kitabı-Tarihçiliğimizde Usul ve Ahlak Meseleleri", Basım yılı: 2014, sh. 201-202)

 

 

Akgündüz Terör Örgütü Propagandası Yapıyor, Gençleri Zehirliyor:

 

Bu sahte profesörün Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) elebaşına methiyeler düzen, onu maneviyat önderi imiş gibi gösteren beyanlarını içeren kitaplarını hâlâ satıyor olması suçtur, terör örgütü propagandası yapmıştır ve yapmaktadır. Kripto FETÖ'cüdür.

PKK ne kadar terör örgütü ise FETÖ de o kadar, hatta daha tehlikeli bir terör örgütü olduğuna göre, FETÖ'nün başındaki teröristbaşını metheden bu kitaplar nasıl hâlâ piyasada dolaşabiliyor, gençleri ve milletimizi zehirlemeye devam ediyor?

Bu terör destekçisini kim koruyor?

 

 

Rotterdam İslâm Üniversitesi'ndeki FETÖ'cüler:

 

Ahmet Akgündüz 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra darbe komisyonuna verdiği ifadede Abdullah Aymaz'ın Aralık 2005'de kendisine gelerek "Rotterdam İslam Üniversitesini bizim cemaate devretmeni istiyoruz. Maddi sıkıntı yaşıyorsun, yürütemiyorsun, gel, bize devret." dediğini kendisinin de cevap olarak:

"Muhterem Hocam -'Hocam' diyorum ona, benden büyük- bir; 'Ben Nur talebesiyim', iki; 'Rektör yardımcım sizden, Profesör Suat Yıldırım mütevellide; Mustafa Ermek mütevellide, sizden; ... Ne gereği var?'" dediğini söylüyor.

Komisyon üyeleri Abdullah Aymaz'ı "Kimdir bu şahıs?" diye sorduklarında ise:

"Bu, Fetullah Hoca'nın bir numaralı adamlarından. Yani, hem âlim hem de takva sahibi bir insan ama maalesef böyle bir teklifle geldi." diye cevap veriyor.

Bu ifadelerinden gördüğünüz gibi Rotterdam İslâm Üniversitesi'nin en tepe yönetiminde hem rektör yardımcısı hem mütevelli heyeti olarak FETÖ mensupları varmış.

Bu adam FETÖ'yü eleştiriyormuş gibi ifade veriyor ama bir taraftan da hem "Fetullah Hoca" diyor, hem de FETÖ'nün Fetullah Gülen'den sonraki en önemli adamı Abdullah Aymaz hakkında "hem âlim hem de takva sahibi bir insan" diyor. Üstelik bu ifadeleri darbe girişiminden sonra TBMM 15 Temmuz Darbe Araştırma Komisyonu'nda veriyor.

Bu münafık tabiatlı adam bütün konuşmalarında bir taraftan güya FETÖ'yü eleştiriyor, bir taraftan böyle methiyeler düzüyor.

FETÖ teröristine "Evliyaullahtır" diye kitabına yazan ve bu kitabı hâlâ satmaya devam eden sensin,

Senin hangi sözüne itibar edilir? Hangi üniversitene itibar edilir?

FETÖ kâfirine 15 Temmuz darbe komisyonuna verdiğin ifadede "Kâfir diyemeyiz." diyen sensin.

İmanı ve İslâm'ı kabul etmeyen kimse apaçık kâfirdir. Artık onu İslâm kardeşliğinin içerisine dahil etmek, müslüman demek, Allah-u Teâlâ'nın Âyet-i kerime'lerini inkâr etmek demektir.

"Bir kimse müslüman kardeşine fısk ve küfür isnad etmesin. Zira o kimsede bu haller yoksa, sözler sahibine döner." (Buharî)

Hadis-i şerif'i mucibince inanan bir müslümana küfür isnad etmek insanı küfre götürdüğü gibi, iman dairesinde olmayan bir kâfiri iman hudutları içine koymak da insanı küfre götürür. Neden küfre götürür? Karşıdaki alenen küfrettiği halde İslâm dairesine sokmak istediği için, bile bile söylediği için, Allah-u Teâlâ'nın koyduğu hudutları kaldırdığı için kâfir olur.

Bu kadar aleni küfrüne rağmen; küfrü hoş gören, "Muhammedürresulullah demese de olur." diyen, küffarla iş birliği yapıp memleketi darbe ile ele geçirmeye çalışan bir kâfire "Kâfir diyemeyiz" diyen kimse de bu hükmün şümulüne girer, dinden çıkar.

İşte bunun durumu budur.

Bunun hangi ilmine itibar edilir. Bunun hangi üniversitesine itibar edilir?

Nitekim bu darbeci alçakların namazları kılınmadı.

Bu münafığa, yıllarca bizden, suret-i haktan görünüp, müslüman görünüp küfrün ajanlığını yapan, hıristiyanlarla işbirliği yapan bu adama sen laf kalabalığı yapıp "İtikadi münafık diyemeyiz" diyorsun. Münafıkça yorumlarla halkın kafasını karıştırıp, gençleri zehirliyorsun.

Kitaplarında hâlâ "Hoca Efendi" deyip duruyorsun.

Halbuki Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyuruyor:

"Münafık adamlara 'Efendi' diye hitap etmeyin. Zira o, efendi denilerek büyütülecek olursa, Allah'ın sevmediğini tâzim ettiğinizden dolayı, Aziz ve Celil olan Rabb'inizin gadabını celbetmiş olursunuz." (Ebu Dâvud)

Göz göre göre küffarın ajanına "Efendi" diyorsun.

Demek ki sen de onlardansın.

Senin hangi itikadına inanacağız?

Senin hangi ilmine itimat edilir, hangi üniversitene itimat edilir?

Oysa bu alçak FETÖ münafığı "Haçlıların ülkenizi işgal etmesi çok tehlikeli değil." diyorken sen ise kitabında "Bir kısım çevrelerin iddia ettiği gibi Hoca Efendi -hâşâ- ne Hıristiyanların bir aletidir, ne CIA ve Amerika ile bir alakası vardır." diyorsun.

Senin hangi ilmine, hangi vatanperverliğine itimat edilir? Hollanda'da kurduğun üniversitede bu dinin ve bu vatanın lehine çalıştığını nasıl iddia edeceksin?

İşte bu adam FETÖ'ye hem eşkıya filan diye konuşurken hem de böyle methiyeler düzüyor.

Bu iküyüzlülüğe "Münafıklık" deniliyor.

İşte bu sahte profesör böyle bir adamdır.

Hiçbir sözüne itimat etmeyin, verdiği eğitime kesinlikle itibar etmeyin. Gençleri zehirleyen bu adama gençlerinizi emanet etmeyin.

Bu sahte profesör elde ettiği "İslâm Üniversitesi Rektörü" sıfatını kullanarak devlette olsun, halkta olsun bir çok kimseyle görüşmesinden kendine pay çıkartıp kendisini millete ve devlete akıl verme makamına koyuyor. "Hatalarını da söylüyorum." diye kasılıyor.

Bu münafık tabiatlı adama verilen itibar İslâm'a verilen en büyük bir zarardır.

Bunun içyüzü budur. Tanıyın!

 

 

Diyalogcu Üniversite:

 

Ahmet Akgündüz "Tabular Yıkılıyor 5" isimli kitabında kurmuş olduğu üniversiteyi ve amaçlarını anlatırken kitabın 153. sayfasında "Entegrasyon ve diyalog" başlığı altında şunları yazıyor:

"Gerçek bir entegrasyon ancak karşılıklı değer ve görüşlerin saygıya dayandığı diyalog ile mümkündür. Diyalog, özellikle bilimsel verilere dayalı dinlerarası bir diyalog, İUR'nin (Rotterdam İslâm Üniversitesi'nin) bu yeni binasında gelecek yılın üzerinde önemle duracağı konularından birisidir" (Tabular Yıkılıyor 5", s. 153)

"Bir Müslüman, ister bu ülkenin vatandaşı olsun isterse göçmen konumunda, kendisini içinde yaşadığı ülkenin hem moral hem de sosyal değerlerinin bir parçası olarak görmelidir." (Tabular Yıkılıyor 5", s. 154)

"Üniversitenin Hedefleri" başlığı altındaki sözlerinden birisi de şu:

"Asimilasyonu değil, ama uyumu, diyaloğu ve hoşgörü içinde yaşamayı hedeflemek gibi." (Tabular Yıkılıyor 5", s. 145)

Görüyorsunuz ki bu da FETÖ gibi "Dinlerarası diyalog" projesini benimsemiş ve üniversitesinde de bunun eğitimini yapacağını söylüyor.

O kadar allame geçiniyor ancak "Dinlerarası Diyalog" kelimesinin küfür olduğunu bilmiyor. Yahut dinini değiştireli, FETÖ'nün narcılık dini'ne gireli çok olmuş da kimsenin haberi yok.

Zira "Dinlerarası diyalog" dediğiniz an Allah katındaki din İslâm'ı tevhid akidesinden saparak bozuk birer din haline gelmiş hıristiyanlık ve yahudilikle bir tutmuş olursunuz ki bu da küfürdür.

Bunun da kripto bir FETÖ'cü olduğu tekrar anlaşılmış oluyor.

Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:

"Allah katında din İslâm'dır." (Âl-i imran: 19)

"Bugün size dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm'ı beğendim." (Mâide: 3)

"Kim İslâm'dan başka bir din ararsa, onunki aslâ kabul edilmeyecektir. Ahirette de ziyan edenlerden olacaktır." (Âl-i imran: 85)

İşte ilâhi hüküm, işte kripto FETÖ'cünün iş ve icratları.

 

 

İnananlara Kâfirlerin Murdarlığını Hoş Göstermeye Kalkışanlar:

 

Bu sahte profesör üniversitesinde "Dinlererası diyalog" eğitimi vereceğini söylüyor.

Halbuki Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde müslümanlara şöyle hitap ediyor:

"Allah size imanı sevdirdi ve onu kalplerinizde süsledi. Küfrü, fıskı ve isyanı da çirkin gösterdi. İşte doğru yolda olanlar bunlardır." (Hucurât: 7)

Allah-u Teâlâ bunları sevdi, seçti, imanla süsledi.

Siz ise bu iman ehli kimselere kâfirlerin murdarlığını, pisliğini, necisliğini hoş göstermeye mi çalışıyorsunuz? Yazıklar olsun size!

Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:

"Birbirine hasım iki zümre." (Hacc: 19)

"İman ile küfür birbirinden kesin olarak ayrılmıştır." (Bakara: 256)

Görüldüğü üzere Allah-u Teâlâ iman ile küfrü kesin olarak ayırmıştır. İman bizim olsun, küfür de sizin olsun. Artık aramızda bir şey kalmadı.

Zira Allah-u Teâlâ yahudi ve hıristiyanlarla dost olmayı yasaklamış ve Âyet-i kerime'sinde:

"Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin! Onlar birbirinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, o onlardandır." buyurmuştur. (Mâide: 51)

Diğer Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:

"Onlar müminleri bırakıp kâfirleri dost edinirler. Onların tarafında bir şeref ve kudret mi arıyorlar? Bilsinler ki, şeref ve kudret tamamen Allah'a âittir." (Nisâ: 139)

"Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Allah'ın aleyhinize apaçık bir ferman vermesini mi istersiniz?" (Nisâ: 144)

"Allah'a ve ahiret gününe inanan bir milletin; babaları, oğulları, kardeşleri veya akrabaları da olsa, Allah'a ve Peygamber'ine muhalefet eden kimselere sevgi beslediklerini göremezsin." (Mücâdele: 22)

Gerçek iman budur. Bu, İslâm dinine göredir.

"Ey iman edenler! Küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi dost edinmeyin.

Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zâlimlerdir." (Tevbe: 23)

İslâm bu imanı gerektirir. Bu Âyet-i kerime'ler kimlerin dost ve kardeş olacağını anlatıyor.

 

 

"İslâm Üniversitesi Rektörü" Sıfatı'ndan Nemalanan Kripto FETÖ'cü:

 

Kurduğu üniversiteye İslâm Üniversitesi dediği ve "İslâm Üniversitesi Rektörü" sıfatıyla piyasada dolaştığı için bunu adam zannedip görüşlerine değer verenler oluyor.

Nitekim "TBMM 15 Temmuz Darbe Araştırma Komisyonu" da bunu adam diye çağırıp dinledi.

FETÖ'nün bombaladığı meclis çatısı altında bu adam bu komisyonda bile "Fetullah Hoca" dedi, "FETÖ'ye kâfir diyemezsiniz." dedi, FETÖ'nün iki numaralı adamı Abdullah Aymaz hakkında "hem âlim hem de takva sahibi bir insan" diye konuştu.

Bu adamı buradan da tanıyamadınız?

Bunu kripto FETÖ'cüler yapıyor, bir de bu adam yapıyor. Demek ki bu da onlardanmış.

Allah-u Teâlâ niyetlerinin anlaşılmadığını zanneden bu gibi "sahte" kahramanların durumunu Âyet-i kerime'sinde şöyle açığa vuruyor:

"Kalplerinde hastalık olanlar, yoksa onların kinlerini Allah'ın aslâ dışarı vurmayacağını mı sandılar?

Eğer biz dileseydik onları sana gösterirdik de onları simâlarından tanırdın. Andolsun ki sen onları sözlerinin üslûbundan tanırsın. Allah bütün yaptıklarınızı bilir." (Muhammed: 29-30)

 

 

Ahmet Akgündüz de FETÖ Gibi Yalan ve İftira İle Karalamaya Çalışıyor:

 

Şimdi sen de iftira atıyorsun, yalan söylüyorsun.

Senin kuyruk acın nereden?

Senin hedefin Bediüzzaman Hazretleri ile ilgili sözleri sebebiyle Ömer Öztürk ise bu Zât-ı muhterem'i neden diline doluyorsun?

Niye böyle bir söz söyledin? Bir maksadın, bir gayen mi var? Hakkındaki zanları bertaraf etmek, kendini aklamak için hedef mi saptırıyorsun?

FETÖ'cüler Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri'ne kumpas kurmaya çalıştıkları zaman, Taraf gazetesinde yayınlattıkları Ergenekon belgesi dedikleri dökümanda bu Zât-ı âli'nin isminin yanına İskender Evrenesoğlu isimli sahte mehdiyi de karıştırmışlar, bu Zât-ı âli'yi kullanılan bir şahıs gibi göstermeye çalışarak karalamak istemişlerdi. "İskender Evrenesoğlu, Ömer Öngüt gibi hazırda beklettiğimiz elemanlar" diyerek güyâ Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri'ni birilerinin kullandığı, hazırda bekleyen elemanları gibi göstermek istemişlerdi. Sırf bu cümle bile belgenin sahte olduğuna bir delil olarak yetmişti.

Bu sahte profesör de aynı FETÖ'cüler gibi güya Bediüzzaman Hazretleri'ni müdafaa ederken "Sahte şeyh Ömer Öngüt'ten bir başka sahte şeyh Ömer Öztürk'e!" diyor.

Taktik aynı taktik, üslup aynı üslup, kibir aynı kibir, kumpas aynı kumpas, tezgâh aynı tezgâh, tıynet aynı tıynet.

Demek ki senin içyüzün de bu imiş. Sen de FETÖ'cü imişsin.

Ortaya çıkmış oldu. Sen de aynı tıynettesin.

Bediüzzaman Hazretleri'nin talebesi gibi ortaya çıkıyorsun. Sen kim Bediüzzaman Hazretleri'nin talebesi olmak kim? O Zât-ı âli, tevazu, vakar, ihlâs, istikamet ve doğruluk timsali idi.

Sende ise; yalan, iftira, kibir, takiyye, adavet.

Bu sıfatlar ancak bir münafıkta bulunur.

Bediüzzaman Hazretleri hayatta olsa yüzüne tükürürdü.

"Nurcuyum" diyorsun amma işte açığa düştün, yalan söylediğin ortaya çıktı. Belgelendi.

Cenâb-ı Hakk Âyet-i kerime'lerinde:

"Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi?

Onlar her günahkâr yalancıya inerler." buyuruyor. (Şuarâ: 221-222)

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyuruyorlar.;

"Günahların en büyüğü lisânın yalanıdır." (Camiüs-sağir).

"İnsan yalanı irtikâb edince o yalanın kötü kokusuyla muhâfızı olan melâike-i kirâm kendisinden bir mil uzaklaşır." (Tirmizi)

Senin bu yalanın ve iftiran sebebiyle yaydığın pis kokudan melâike-i kiram rahatsız oldu, müslüman halk rahatsız oldu.

Ey "Profesör" sıfatlı iftiracı!

Koskoca profesör lakabını almışsın, delilin var mı? Yok. Bir de kalkıyorsan bu muhterem Zât-ı âli'ye iftira atmaya cüret ediyorsun.

Gerçek bir profesör bunu yapar mı? Yapmaz.

Demek ki "Sahte profesör" imişsin.

FETÖ'nün kâfir, münafık, vatan haini olduğunu görebildin mi? Göremedin. "FETÖ velidir" diye yazdığın kitaplarını hâlâ satıyor musun? Satıyorsun.

Bir âlim bunu yapar mı? Yapmaz. Bir âlim yalan söyler mi? Söylemez. Bir âlim, Allah dostu bir Zât-ı âli'ye "Sahte şeyh" diye iftira atar mı? Atmaz.

Demek ki allameliğin de sahte imiş.

Ne kaldı "İslâm Üniversitesi Rektörüyüm" diye ortalıkta dolaşıyorsun ama hakikat ile dalâleti ayıramıyorsun!

İman olmadıktan sonra istediğin kadar kendine allame süsü ver, istediğin kadar profesörüm diye dolaş. Profesör olsan ne yazar, olmasan ne yazar, iman olmadıktan sonra. Mühim olan imandır, hakiki iman…

 

 

Bu Adam Kimin Sesi:

 

Sen FETÖ'nün hâin olduğuna inanmıyorsun ki hâlâ ona methiyeler düzen kitaplarını piyasaya yaymaya, halkı zehirlemeye devam ediyorsun.

Eğer birazcık imanın olsaydı, o hâini öven kitaplarını hemen piyasadan toplatırdın. Demek ki sen kripto FETÖ'cüsün.

Şimdi masken düştü, içyüzün ortaya çıktı.

FETÖ'nün nasıl etkin olduğunu suret-i haktan görünerek nasıl fitne çıkarmak istediğini görün.

Üstelik FETÖ ile mücadele eden eserleri olan bu zâtı karalamak için, hakkı batıl ile karıştırmak için yalan söylüyorsun, iftira atıyorsun.

"Hakkı bâtıl ile karıştırmayın, bilerek hakkı gizlemeyin." (Bakara: 42)

Hollanda'da Resulullah Efendimiz'e yapılan saldırılara sesini çıkarmayan kişi nasıl iman sahibi olabilir? O Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ki Hazret-i Allah'ın Habib'idir.

"Ey Peygamber! Biz seni bir şâhit, bir müjdeci, bir uyarıcı, Allah'ın izniyle Allah'a çağıran ve nur saçan bir kandil olarak gönderdik." (Ahzâb: 45-46)

"Resul'üm! Biz seni ancak bütün insanlara müjdeci ve uyarıcı olarak göndermişizdir. Ne var ki insanların çoğu bilmezler." (Sebe: 28)

"Allah'ın Peygamber'ini incitip üzenlere acıklı bir azap vardır." (Tevbe: 61)

Hiçbir kâfire hiçbir münafığa sesin çıkmıyor.

Ancak müslümana çıkıyor hem de çirkin, ortalığı ifsat eden ve kokutan bir ses çıkıyor.

Sen kimin sesisin?

"Çek elini ey dil-i siyah!

Püf demekle hiç söner mi meşâle-i nûr-i ilâh."

 

 

Herkese Akıl Vermeye Kalkıyor, Kendisi Akla Muhtaç:

 

Bu sahte profesör Hollanda'da üniversite kurup ismine de İslâm Üniversitesi dediği için olmuş mu sana "İslâm Üniversitesi Rektörü"

Kağıt üstündeki sıfatına bakanlar bunu adam zannedip, akıl danışmışlar.

Konuşmalarına baktığınızda bu durumdan büyük bir kibir ve enaniyet topladığını; kendisini devlete, devlet yöneticilerine, herkese akıl verme makamında gördüğü görürsünüz.

Ahkâm kesip duruyor. Bazen Reis-i cumhur'a, bazen diyanete aklına ne eserse...

Ancak bunun gerçek sıfatını görüyorsunuz.

Bunun bu gerçek sıfatını görülmüş olsa idi, kurduğu üniversitenin içyüzünü bilinmiş olsa idi, hiç kimse buna itibar etmezdi.

Artık meydana çıktı.

Sen de gör, âlem de görsün!

 

 

Güya İslâm Üniversitesi Rektörü; Hollanda'da Resulullah Aleyhisselâm'a Hakaretler Edildi, Gıkı Çıkmadı:

 

Hollanda'da "İslâm Üniversitesi" ismindeki bir okulda rektörlük yapıyor.

Hollanda gibi bir küfür memleketinde, en ırkçı, en çok Türk ve İslâm düşmanı hareketlerin zuhur ettiği Avrupa ülkelerinden birinde hakiki İslâm'ı öğreten bir üniversiteye hem de "İslâm Üniversitesi" adı altında izin verilir mi?

Hollanda'nın Türkiye ve İslâm düşmanlığı malum.

Resulullah Aleyhisselâm'a hakaret eden, karalamaya çalışan karikatürlerin yayınlandığı ülkelerden birisi Hollanda idi.

Ne gibi bir müdahalen oldu?

Resulullah Aleyhisselâm'a düşmanlık bunların iliklerine işlemiştir. Nitekim Hollanda'nın ırkçı siyasetçisi Wilders geçtiğimiz aylarda yine Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz aleyhinde bir karikatür yarışması düzenleyeceğini açıkladı. Yine Hollanda savcısı büyük tepki çeken İslâm karşıtı bir propaganda filmine izin verdi.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e yapılan bu hakaretlere hiç gıkın çıkmadı. Küfre karşı İslâm'ı, imanı savunmadın!

Bir açıklamada bulundun mu? Biz duymadık.

Resulullah Aleyhisselâm'a hemen her fırsatta hakaret eden, karikatürler yayınlayan, yarışmalar yapan Wilders gibi ırkçı Hollandalı siyasetçilere bir cevap verdin mi? Resulullah Aleyhisselâm'ı anlatan, müdafaa eden ne gibi bir çalışman oldu? Allah ve Resul'ünün yanında mısın, küfür safında mısın?

Hepsinden daha mühimi bu İslâm düşmanı küfür memleketi "İslâm Üniversitesi" adı altında bir okula nasıl izin veriyor?

Hollanda Amerika ile içli dışlı olan, benzer zihniyette bir ülkedir.

Yusuf İslâm'ı Amerika'ya sokmadılar. Malcom X gibi hakiki İslâm'a gönül verenleri yaşatmadılar, yaşatmıyorlar.

Ancak her türlü suçu ayyuka çıkmış, FETÖ gibi ajanlarını koruyup kolluyorlar. Türkiye o kadar bastırıyor iade etmiyorlar, faaliyetlerine engel olmuyorlar, bilakis PKK'yı besleyip üzerimize saldıkları gibi FETÖ'yü besleyip üzerimize salıyorlar.

Bunu Amerika da yapıyor, Hollanda gibi Avrupa ülkeleri de yapıyor.

Bu küffar hakiki İslâm'a müsaade eder mi?

Hiçbir Haçlı ülkesi İslâm ehlinin kendi dinini yaymasına müsaade etmez, müsamaha göstermez. Ama siz kendi dininizi küffarın hoşuna gidecek şekilde, eğip bükerek eğitim verirseniz, o başka.

Sizin bu okullarınız FETÖ'nün Amerika'da yıllardır İslâm'ı yayma faaliyetinde bulunma iddiasıyla aynı.

Eğer siz gerçek İslâm'ı yayma ve anlatma peşinde olsaydınız hemen sizi sınırdışı ederlerdi.

Yine FETÖ'nün aleyhinde konuşmalar yapıyor gibi görünüyor, ancak Avrupa'da çok etkin olan FETÖ ile nasıl bir münasebeti var ki Hollanda gibi bir ülke bunlara dokunmuyor?

İşte bu böyle münafık tabiatlı bir adamdır.

Bu gibi kimselere karşı müslümanların uyanık olması, bunları tanıması ve aldanmaması lâzımdır.

 

 

Aşağıların En Aşağısı:

 

Allah-u Teâlâ'ya ve Resulullah Aleyhisselâm'a düşmanlık etmek, küfrün ve şirkin en şiddetlisidir. Küfre ve kâfirlere muhabbet ise iman ile bir arada bulunmaz. Kim Allah'ı ve O'nun Peygamber'ini severse, onların düşmanlarına düşman olur.

Allah-u Teâlâ bir Âyet-i kerime'sinde buyurur ki:

"Allah'a ve Peygamber'e muhalefet edenler, işte onlar en aşağılık kimseler arasındadırlar." (Mücâdele: 20)

Binaenaleyh Allah-u Teâlâ Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e saygısızlıkta ve hürmetsizlikte bulunan kimseyi aşağıların aşağısına indireceğini, rezil ve rüsvay edeceğini haber veriyor.

Her kim ne şekilde olursa olsun, Resulullah Aleyhisselâm'ı incitirse, Allah-u Teâlâ'yı incitmiş olur.

Allah-u Teâlâ onu rahatsız edenleri, dâvetine kulak vermeyenleri, emirlerine aykırı hareket edip yasaklarından kaçınmayanları ve bu hususta ısrar edenleri Âyet-i kerime'lerinde çok çetin bir azapla tehdit ediyor:

"Allah'ın Peygamber'ini incitip üzenlere acıklı bir azap vardır." (Tevbe: 61)

Onlar dünyada da ahirette de belâlarını bulacaklar, ebedî bir azaba uğrayacaklardır.

"Allah'ı ve Peygamber'ini incitenlere, Allah dünyada da ahirette de lânet etmiştir. Onlara alçaltıcı bir azap hazırlamıştır." (Ahzâb: 57)

Peygamber'e yapılan eziyetin, Allah'a eziyet mânâsına gelmesi, azabın şiddetini daha da arttırmaktadır. Çünkü o, âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir. İnsanların hidayete ermeleri onu sevindirir, dalâlete sapmaları onu üzer.

Âyet-i kerime'lerde ona iman etmeyenler hakkında şöyle buyuruluyor:

"Kim Allah'a ve Resul'üne iman etmezse, bilsin ki biz kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır." (Fetih: 13)

"Bunlar Allah'ın lânetlediği kimselerdir. Allah'ın rahmetinden uzaklaştırdığı (lânetli) kimseye gerçek bir yardımcı bulamazsın." (Nisâ: 52)

Allah ve Resul'ünü inciten, aşağılık karikatürler yayınlayan, bunu da "Medeniyet" diye pazarlayan bu aşağılık kâfirlere bu sahte profesörün bir müdahalesini, bir fiske söz söylediğini duydunuz mu?

Hakiki âlim odur ki; hakkı söyler, Allah ve Resul'ünün safında olur. Küfre ve kâfire karşı durur.

İşte görün, kendi de görsün âlem de görsün, bunun âlim olmadığını, sahte âlim olduğunu!

 

 

Hollanda Bir Bayan Bakanımızı Taciz Edip Sınırdışı Etti; Fakat O, Dinini ve Vatanını Müdafaa Etmedi:

 

Hollanda'daki skandalın ardından İstanbul'a dönen Bakan Fatma Betül Sayan Kaya yaşadıklarını anlattı. Türk konsolosluğuna girişine izin verilmeyen ve saatlerce bekletildikten sonra polisin eskortluğunda Almanya'ya götürülen Kaya "Gayri insani, gayri ahlaki bir muameleyle karşı karşıya kaldık. Maslahatgüzarımız gözaltına alındı. Danışmanım, 5 kişilik ekibim gözaltına alındı. Hollandalı polisler eşliğinde Almanya sınırındaki polis merkezine götürüldük. Orada polis merkezinde 1,5 saat bekletildik" dedi.

Geçtiğimiz yıl Mart ayında referandum arefesinde Türkiye hükümetinin bir üyesini, bayan bir bakanımızı taciz ettiler, Türk toprağı kabul edilen Rotterdam Konsolosluğumuza girmesine izin vermediler, mahsur bıraktılar, polis eşliğinde Hollanda'dan çıkartıp Almanya'ya gönderdiler. Maslahatgüzarımızı, korumalarını, danışmanlarını gözaltına aldılar. Bütün diplomatik teamülleri, uluslararası hukuku çiğnediler. Hollanda polisi olay sırasında orada bulunan ve protestoda bulunan Türklere çok sert müdahale etti. Zor kullanarak, köpeklerle saldırarak dağıttı. Batı Türkiye'de OHAL var diye eleştirip duruyor ancak Hollanda bir bakanımızı engellemek için o gün bir gecede olağanüstü hâl ilân etti. Aynı Hollanda Referandum çalışması için Hollanda'ya gitmek isteyen Dışişleri Bakanımızı uçağının uçuş iznini iptal etmekle tehdit etti. İşte bunların gerçek yüzü bu. Küffar böylece gerçek yüzünü gösterdi.

Bütün bu olaylar sebebiyle Türkiye ayağa kalktı, Avrupa'daki Türkler ayaklandı.

Bütün bunlar olurken, sen neredeydin? Yine gıkın çıkmadı.

Hollanda bu düşmanlıkları yaparken bu adamın çıkıp Hollanda'ya bir fıske söz söylediğini duydunuz mu?

Yok. Gıkı çıkmadı.

Hakiki âlim odur ki, hakkı söyler, Allah ve Resul'ünün safında olur. Küfre ve kâfire karşı durur.

İşte durumun meydanda.

Ehl-i küfür hiçbir zaman müslümanlara olan düşmanlıklarından vazgeçmezler.

Nitekim Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurmaktadır:

"Eğer onların güçleri yetse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler. Sizden her kim dininden döner ve kâfir olarak ölürse, onların yaptıkları işler dünyada da ahirette de boşa gitmiştir. Onlar cehennemliktirler ve orada ebedî kalacaklardır." (Bakara: 217)

Bu zâlimlerin yaptıklarına rızâ göstermemek ve onlara meyletmemek hakkında Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurmaktadır:

"Zulmedenlere meyletmeyin, yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka dostunuz yoktur. Sonra yardım da görmezsiniz." (Hûd: 113)

Kendilerinde zulüm bulunan kimselere meyletmek insanı ateşe götürürse, zulmü kökleşmiş olanlara eğilim duymanın, üstelik tamamen meyletmenin neticesini düşünmek gerekir.

Sen orada Hollanda'da bir üniversitenin rektörü olacaksın gıkın çıkmayacak.

Gerek Peygamber'imizi savunmamandan, gerekse bakanımıza hakaretlere karşı sesini çıkartmamandan senin din ve vatan için çalışmadığın, Hollanda'nın memuru gibi hareket ettiğin anlaşılıyor.

Bu gibi kimselere karşı devletin uyanık olması, gerekli tedbirleri alması lâzımdır.

 

 

Münafık Tabiatı:

 

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyuruyor:

"Andolsun ki sen onları sözlerinin üslûbundan tanırsın." (Muhammed: 30)

Biz de bunu üslubundan tanıyorduk. Şimdi aşikâr oldu.

Her ne kadar kendisini Bediüzzaman Hazretleri'nin yolundan giden birisi gibi göstermeye çalışsa da üslubu, kibri, sinsiliği FETÖ'cülere daha çok benziyor.

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri'ni FETÖ Ergenekon kumpasının içine katarak intikam almak, susturmak istedikleri zaman; kendilerine kurulan bu kumpas sebebiyle yazmış oldukları "Hâin Tezgâh" isimli kitaplarında bu münafık tabiatlı kişiler hakkında şöyle buyurmuşlardı:

"İslâm dini adına ortaya çıkıp dünya menfaat ve saltanatı uğruna yolunu değiştiren, haram yollara dalan gruplar-cemaatler, maksat ve niyetlerini gizlemek için "Hak" ile "Bâtıl"ı, "Hakikat" ile "Dalâlet"i karıştırmaya çalışıyorlar.

"Hakkı bâtıl ile karıştırmayın, bilerek hakkı gizlemeyin." (Bakara: 42)

Fermân-ı ilâhisi'ni çiğnerken kılları kıpırdamıyor.

Bu sıfatlarının ve asliyetlerinin bir neticesi olarak bunların bu durumunu ortaya koyan ve din-i mübin'i muhafaza için iman kurtarma mücadelesi yapan İslâm hizmetçilerini, Hakikat müdafilerini karalayarak susturmaya çalışıyorlar. "Hak" ile "Bâtıl"ı, "Hakikat ile Dalâlet"i karıştırmaya çalıştıkları gibi, suçlarını gizlemek için; "Hakikat ehli" ile "Bâtıl ehli"ni, suçlu ile masumu karıştırmaya, bir göstermeye çalışıyorlar, iftira ediyorlar.

Allah-u Teâlâ'nın izni ve desteğiyle İslâm dini'nin müdafaası, imanların kurtarılması yolunda yaptığımız mücadele, kalemle yapılan mücahede, bu gaye ile neşredilen ikaz ve irşad eserleri ehlince malumdur.

Bu eserlerimizdeki İslâm hakikatlerine cevap veremeyenler bu hakikatlerin müslüman halkımıza ulaşmasına engel olmaya çalışıyorlar. Bugüne kadar "Okumayın!" diye propaganda yapıyorlardı. Ancak muvaffak olamadılar. Bu yüzden çok büyük bir yalan ve iftira ile bizi karalamaya, böylece halkın nazarından düşürmeye çalıştılar. Ancak yalan ve iftira o kadar büyük ve aleni ki, ancak yalana kulak vermek için can atan kendi taraftarlarını inandırabildiler.

Bunlara ne söylense faydası yok. Çünkü bunlara yalan lâzım.

Allah-u Teâlâ bu gibiler hakkında şöyle buyuruyor:

"Onlar hep yalana kulak verirler, durmadan haram yerler." (Mâide: 42)

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde bunların yalana iştiyaklı olduğunu haber verdiği gibi aynı zamanda haramzâde olduklarını da beyan buyuruyor.

Nitekim dikkat ederseniz bu gibi kimselerin her türlü haramı işlediklerini görürsünüz. Allah-u Teâlâ Yâsin Sûre-i şerif'i 21. Âyet-i kerime'sinde para toplamayı men ettiği halde, bunlar dilenciler gibi para topluyorlar, hem haram yiyorlar hem de İslâm'ın izzetini ayaklar altına alıyorlar. Çünkü bu icraatlarını İslâm adına yapıyorlar.

Halbuki Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Sizden hiçbir ücret istemeyenlere uyunuz, onlar doğru yoldadırlar." (Yâsin: 21)

Hem haram yolla para topluyorlar, hem de hepsi bankaya, fâize daldı. Bu İslâm dini'nde var mı? Bunlar haram değil mi?

İşte Âyet-i kerime, işte bunların icraatları.

Bunlardan yalandan başka ne beklenir?

Kendilerine hatırlatılan İslâm hakikatlerine teslim olmaya, yanlışlarını düzeltmeye yanaşmadıkları gibi;

"Ve her yolun başına oturup da tehdit ederek inananları yolundan alıkoymaya ve o Allah yolunu eğriltmeye çalışmayın." (A'raf: 86)

Âyet-i kerime'sinde buyurulduğu üzere inananların da yolunu kesmeye, müslümanları İslâm dini yerine kendi yollarına bağlamaya çalışıyorlar.

Bu iftiraların sebebi budur. Kurdukları düzenin yıkılmasından çok korkarlar.

Bunların bu karıştırmaları yüzünden nice imanlar gidiyor. Nice müslümanın dinden kaymasına sebep oluyorlar. Böylece en büyük zararı İslâm dini'ne ve müslümanlara veriyorlar.

Hahamlar ve papazlar da âhir zaman peygamberi geldiği zaman bu karıştırmayı yaptılar. Nice ehl-i kitabın küfrüne sebep oldular.

Bugünküler de aynısını yapıyorlar." ("Hâin Tezgâh", s. 22-24)

 

 

FETÖ'nün Küfrü:

 

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri "Hâin Tezgâh" isimli eserinde FETÖ'nün küfrünü şöyle izah etmişlerdi:

"Bugün ortaya çıkan grupların,

"Muhammedün Resulullah demese dahi rahmet ve merhamet nazarı ile bakın." demeleri,

Bir put mesabesindeki haçın yanına hilâli koyarak hoşgörü toplantıları yapmaları,

İslâmiyet'i hıristiyan ve yahudilerin dinleri ile müsavi tutmaları,

Yüzyıllar boyunca İslâm mücahidlerinin küffarla yaptığı cihadı "Boş yere boğazlama" olarak tanımlamaları,

"Cebrâil gelse bile kusura bakma partine girmem" demeleri,

Hıristiyan papa ve papazlarının önüne İslâm'ı temsil ediyormuş gibi çıkıp, "Misyonunuzun parçası olmak istiyoruz." diye mektup arzetmeleri,

Küffar memleketinde yaşayıp, "Amerika'ya rağmen bir şey yapmak mümkün değil." demeleri,

Fâize "kâr payı" adını verip yemeleri,

Tesettür emrini "teferruat" (ya da füruat) diyerek hafife almaları (İslâm akaidine göre Allah-u Teâlâ'nın emrini hafife almak inkâr etmek demektir),

Yahudi ve hıristiyanlar hakkındaki âyetler hakkında "O âyetlerin ilk günden bu yana bütün yahudi ve hıristiyanları içine aldığı kesin değildir." demeleri,

Temsili bir sırat köprüsü yapıp, haham ve papazları üzerinden geçirip, hepsi cennete girecek demeleri,

Bütün bu ve buna benzer sözler küfür değildir de nedir?

Hakiki İslâm âlimlerine; İmam Maturidi Hazretleri'ne, İmam Âzam Hazretleri'ne, İmâm-ı Rabbâni Hazretleri'ne, İmâm-ı Gazâli Hazretleri'ne -rahmetullahi aleyhim- bu sözlerden sadece bir tanesini sorma imkânımız olsaydı, hiç tereddüt etmeden "Bu sözü söyleyen kimse küfre kaymıştır." diye hükmünü beyan ederlerdi. Bundan hiçbir şüpheniz olmasın.

Bu sözleri söyleyenlerin ve buna inanarak peşinden gidenlerin "Bu sözler bize göre küfür değildir." demelerinin hiçbir hükmü yoktur.

Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî Hazretleri'nin yukarıda ismi zikredilen eserinde ("Câmiu'l-Mütûn fi Hakki Envâi's-Sıfâti'l-İlâhiyye ve'l-Akaidi'l-Mâturidiyye ve Elfâzi'l-Küfri ve Tashihi'l-a'mâli'l-Acibiyye". Bu eseri Bedir Yayınevi "Ehl-i sünnet itikadı" ismiyle neşretmiştir.) bu husus hakkındaki akaid hükmü şöyle beyan olunmuştur:

'Bir kimse kendi isteği ile elfâz-ı küfürden bir söz sarfeder de, bu sözün küfür olduğuna inanmadığını veya bilmediğini söylerse, bütün âlimlerce kâfirdir. Zira, bilmemek özür değildir.'"

("Hâin Tezgâh", Haziran 2010, s. 255-256)

Bu "Sahte Profesör" ise15 Temmuz'dan sonra bile darbe komisyonuna verdiği ifadede hâlâ "FETÖ'ye kâfir diyemezsiniz." dedi.

FETÖ'nün bu kadar aleni küfrüne rağmen sen bunları niye görmedin? Cehaletinden mi, iman zaafiyetinden mi?

Din-i İslâm'a, aziz vatana kast etmiş, dine ve vatana hainlik etmiş olan kâfir değil de nedir?

250 şehid, binlerce gazi ve yaralıya rağmen hâlâ FETÖ'ye kâfir diyemeyen bu adama biz nasıl müslüman diyelim, nasıl âlim diyelim?

 

 

Muhterem Ömer Öngüt'ün -k.s.- Din ve Vatan Bölücülerini İfşa Etmesini Hazmedemiyor:

 

Binaenalleyh bu çarpıtmasının arkasında, zihninin arka planında; zamanında FETÖ'ye methiyeler düzmesinin, benzer gruplarla çok içli dışlı olmasının etkisi olduğu anlaşılıyor.

Zira bu bölücü grupların içyüzleri meydana çıktıkça halk "Bu Zât-ı âli, Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- ne kadar doğru söylemiş!" diyor, bu din ve vatan bölücüleri hakkında yayınlanan eserlerine ayrı bir teveccüh gösteriyor.

İşte bu din ve vatan bölücülerine söz söylenmesini hazmedemeyenler, yahut bu bölücülerin güdümünde olanlar Muhterem Ömer Öngüt'e iftira atarak, yalan beyanla çarpıtarak karalamaya çalışıyorlar.

Muhafazakâr yayın yapan bir gazetede Yusuf Özkır imzasıyla yayınlanan başka bir çarpıtma sebebiyle Nisan 2018 tarihli Hakikat dergisi'nde de cevap yazmıştık. (Hakikat Dergisi, 295. Sayı, s. 12)

Bu gibi bölücü gruplara müzahir insanlar mütemadiyen bu çarpıtma ve karalamaları yapmak istiyorlar.

Bu hususta Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh Hazretleri şöyle buyuruyor:

"Hatta bu bölücüler gelip haklarındaki yazıları önlemek için; "Biz sizi seviyoruz, hürmetimiz var!" dediler. Fakat biz emirle hareket ederiz. "Biç!" derlerse, hiç bakmayız biçeriz, hiç korkmayız. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz müşrikler darılacak diye Kur'an-ı kerim'i tebliğden mi kalıyordu? Kâfir olmayana kâfir demenin cezası seksen değnektir. Fakat kâfire ahkâmı bildirmeyen dilsiz şeytandır, zâlimdir. Ahkâmı bilin, bilerek söyleyin.

Ben kendime iman etmedim. Ben Allah'ıma iman ettim. Siz de bunları anlamak için kendinizi zorlayın, tefekkür edin. Bu da üç şeyle olur. İbadet, muhabbet, rahmet-i İlâhi'yi kalbe akıtmakla râbıta ile olur.

Hatta niyazım var; Allah'ım lütfundan ayaklarımı rızânda sabit kıl. Lütfunla destekle, alıncaya kadar değil, aldıktan sonra da mücadeleme devam ettir. Neyle? Kitaplarla. Ölünceye kadar da değil. Bunu Allah-u Teâlâ'dan niyaz ediyorum. Bu nuru O veriyor ve böyle bu nur gidecek. Onun için benim ölümümle iş bitmiyor!"

"Fakiri çığır açmak için göndermiş. Hazret-i Mehdi'yi nur saçmak için. İsa Aleyhisselâm'ı da Deccâl'i öldürmek ve kötülüğü bütünüyle kaldırmak için gönderecek."

Hayat-ı saadetleri; Allah-u Teâlâ'ya ve Resulullah Aleyhisselâm'a, "İlâhi Görüş Birliği"ne dâvetle geçmiştir. Gaye ve hedefleri; Allah ve Resul'ünü sevdirmek, müslümanları Allah ve Resul'ünde birleştirmek, Nûr-i Muhammedî'nin yayılması, kalpleri Hakk'tan gayrı her şeyden kurtarmak ve arındırmaya çalışmaktı. Bu uğurda hiç kimseden bir şey istemedi, canıyla malıyla cihat etti. Bir keresinde; "İtimad edin, dünyada kalmak için tek bir arzum Allah yolunda bu cihat içindir. Beni tek tutan cihattır. Gitmeye çok meyyalim, bu cihat olmasa yaşamanın âlemi ne!.." buyurmuştu.

Bu cihada "İman kurtarma cihadı" derlerdi. Zira imanlar yanıyor, ebedî hayatlar gidiyor. Bu duruma çok üzülürler, hak ve hakikati duyurmak için beşer takatinin kaldıramayacağı büyük bir azim ve gayret gösterirlerdi.

Bu sebeple, insanların ebedî hayatının kurtulması için; dünyevî maksatlarla ortaya çıkan, din istismarı yapanlarla bu uğurda hep mücadele etmişler ve şöyle buyurmuşlardı:

"Bizim bütün gayemiz iman kurtarmaktır.

Vatanımı, bayrağımı çok ama çok seviyorum. Dinime ve vatanıma düşmanlık edenlerin de karşısındayım. Hem dinimizi, hem de vatanımızı muhafaza ve müdafaa için bu cihadı yapıyoruz.

Devletin ittifaktan, devletsizliğin nifaktan olduğunu belirtiyoruz. Zira devletsiz olunca dinini yaşayamıyorsun.

Dinimizde, devletimizde bir ve beraber olalım. Her tarafımızı düşman kaplamış, ittifaksızlık sebebiyle devleti kaybedersek, küffârın idaresinin altına girersek durum ne olur? Allah'ımız muhafaza buyursun."

"Biz öteden beri hem dinde hem vatanda bölücülüğü yok etmeye çalışıyoruz. Bunu; İslâm dini böyle emrettiği için yapıyoruz. Bizim iki gayemiz var: İman ve vatan."

 

 

Muhterem Ömer Öngüt -Kuddise Sırruh- Hazretleri Seneler Senesi Bu Din ve Vatan Bölücüleri ile Mücadele Etti, Eserleri İle İfşa Etti:

 

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri bütün bu sahte grupların, sahte Müslümanların, din ve vatan bölücülerinin içyüzünü seneler senesi ifşa etti, eserler neşretti, Müslümanların imanlarını kurtarmak için büyük bir mücadele verdi. "Bunlar iç düşman." dedi, "İç düşman dış düşmandan daha tehlikelidir." buyurdu.

Görüyorsunuz Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- 2010 yılında vefat ettiği halde irşadı bugün bütün ihtişamı ile devam ediyor.

Zira kendileri şöyle beyan buyurmuşlardı:

"Allah-u Teâlâ'dan şöyle bir niyazım var: 'Allah'ım! Ayaklarımı rızânda sâbit kıl, lütfunla destekle. Alıncaya kadar değil, aldıktan sonra da mücadeleme devam ettir.'"

Dikkat ederseniz bu Zât-ı âli'nin bütün beyanları ve eserleri kendisinden sonraki devirler için yazılmış gibidir.

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri'nin kırk ciltlik "Kalplerin Anahtarı Külliyatı"nda; insana yaratılış gayesini öğreten, Yaratan'ını tanıtan, ebedî saâdet ve selâmete yönelten, düşündüren, gönül üzerine, mâneviyat üzerine, iman, İslâm, ilim-irfan, ahlâk-fazilet, aşk-şevk üzerine söylenen sözlerle dolu eserlerinde; İslâm hakikatleri, iman letâfetleri, tasavvuf sırları Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif'lerin nur ışığında selis bir üslupla anlatılmaktadır.

Bütün beyanları Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif'ler iledir.

Bu külliyat Âyet-i kerime'lerin tamamının değişik konu başlıkları altında izah ve tefsir edildiği büyük bir kaynaktır, aynı zamanda bir Kur'an-ı kerim tefsiridir.

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri, bu eserlerinde İslâm hakikatlerini neşri yanında; İslâm dini'nde ve vatanımızda bölücülük yapan, nefsinin arzuları için İslâm'ı, Allah ve Resul'ünün hükümlerini çiğnemekten çekinmeyen, İslâm maskesi altında müslümanların imanını ve paralarını çalmaya çalışan bütün güruhları bir bir ifşa eden neşriyatlar yapmışlar, İslâm'ı ve vatanı muhafaza ve müdafaa uğrunda büyük bir gayret göstermişlerdir.

Bugün Türkiye bir Irak, bir Suriye olmamışsa bunda bu gayretin, bu mücahede ve mücadelenin büyük payı vardır.

 

 

Din ve Vatan Bölücülerini İfşası Sebebiyle FETÖ'cüler Başta Olmak Üzere Din Düşmanları ve Bölücü Türemeler Muhterem Ömer Öngüt'ü -k.s.- Karalamaya Çalıştılar, İftira Attılar:

 

Bu Zât-ı âli din ve vatan bölücüleriyle tek başına mücadele etmişti.

FETÖ Ergenekon tezgâhına bu Zât-ı âli'nin de ismini karıştırmaya çalıştı, bu Zât-ı ali'ye iftira attı, susturmaya çalıştı, kumpas kurdu, âhir ömründe üzüntülere sebep oldu.

Türkiye'deki misyonerlik faaliyetleri ile yaptıkları mücadele sebebiyle din düşmanları, küffar ona saldırdılar, iftira attılar, tezgâhlar kurdular, televizyonlarda karalama programları yapmaya çalıştılar.

O ise Kur'an ve Sünnet'i savundu. "Allah" dedi, "Resulullah" dedi.

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri'nin ifşa ettiği, haklarında kitaplar neşrettiği bütün bölücüler bu Zât-ı âli'ye düşmanlık yapmaya çalıştılar, hâlâ çalışıyorlar. Eserlerinden çekindikleri için hâlâ karalamaya, kumpas kurmaya çalışıyorlar. Devlet içindeki kripto elemanları ile zarar vermeye çalışıyorlar. Mütemadiyen bunları görüyoruz, yaşıyoruz.

FETÖ ile mücadeleyi ilk başlatan ve hayatı boyunca bu güruhla tek başına savaşmasıyla tanınan bu Zât-ı âli'ye gizli ve maskeli bir yoldan saldırarak, aslî niyetini açıkça ele veren bu cahile karşı devlet yetkililerinin çok dikkatli ve müteyakkız davranmaları, bu anî çıkışlarının, hedef saptırmalarının ve sinsi tavırlarının arkasında neyin yattığını mercek altına almaları katiyetle elzemdir.

Zîrâ gerek dinimize, gerekse vatanımıza şimdiye kadar en büyük zarar nasıl ki bu ikiyüzlü münafıklardan gelmişse, fırsat buldukları takdirde yine bunlardan geleceği şüphesizdir.

Âyet-i kerîme'de kendini gizlemeye çalışan bu gibi hâinler hakkında şöyle buyuruluyor:

"Sen o münafıkları gördüğün zaman, kalıpları hoşuna gider ve söylerlerse dediklerine kulak verirsin.

Sanki onlar direk olmuş keresteler gibidirler. Ve her gürültüyü, korkularından aleyhlerinde sanırlar. Onlar düşmandırlar, onun için (kendilerine emniyet etme) onlardan sakın.

Allah kahretsin onları! Hakk'tan nasıl çevriliyorlar?" (Münâfikûn: 4)

"Hem sizden hem de kendi topluluklarından emin olmak isteyen başkalarını da bulacaksınız. Bunlar her ne zaman fitneye götürülseler, fitnenin içine baş aşağı atılırlar." (Nisâ: 91)

 

 

Muhterem Ömer Öngüt -k.s.- Hazretleri'nin Eserlerindeki Nurcu Müslüman, Narcı FETÖ Ayrımına Dair ve Bediüzzaman -k.s.- Hazretleri Hakkındaki Beyanlarından Bazıları:

 

Nurcu Müslümanlar Kimlerdir?

 

Nur Hakk'tan olduğu için, bu zât-ı âlî Bediüzzaman Hazretleri nûr-i imanı seçtiği için onu kendisine lâkap olarak aldı. Said-i Nursî denildi. Kitaplarına da "Risale-i Nur Külliyatı" ismini verdi. Aynı zamanda Bitlis'in Hizan kasabasına bağlı Nurs köyündendir.

 

Bediüzzaman Hazretleri'nin kim olduğunu arzedelim:

O öyle bir zât-ı âlidir ki, Hazret-i Allah zâhiri ilimle, tarikat ilmiyle, mârifetullah ilmiyle mücehhez kılmıştı. O Allah-u Teâlâ'nın sevdiği, seçtiği veli kullarındandı. Bediüzzaman Hazretleri bir iman abidesi idi. Nur saçan kandildi. Hayatı boyunca Allah-u Teâlâ'nın ve Resulullah Aleyhisselâm'ın emir ve hükümlerine candan bağlı idi. Her cefaya katlandı. Ve fakat bu cefalar onun imanını artırmaktan, azmini çoğaltmaktan başka bir şeye yaramadı.

Bediüzzaman Hazretleri etrafındakilere imanı, İslâm'ın faydalarını, ebedî saâdete nâil olmaları için her fırsatta Allah-u Teâlâ'nın emirlerini ve yasaklarını, Resulullah Aleyhisselâm'ın Sünnet-i seniyye'sinden ayrılınmamasını beyan ettiği gibi kendisi de en güzel numune idi. Bir iman abidesi, Allah-u Teâlâ'nın has, veli kullarından idi.

 

 

Bediüzzaman Hazretleri, Hayatı Boyunca Neler Yaptı? Bu İmanı İle Küfürle Nasıl Mücadele Etti?

 

İş ve icraatlarına gelince;

Bu nur-u ilâhî'yi yaymak için, beşeriyete ışık tutmak için, küfür ve dalâletten kurtarmak için bütün sıkıntı ve meşakkatlere tahammül etti. Velev can pahasına dahi olsa, imandan bir zerre tâviz vermedi ve hiçbir dalâlet ehline bükülmedi.

Hiçbir zaman haksızlığa boyun eğmedi. Canını hiçe saydı. Dinde, imanda aslâ en küçük taviz vermedi. Dünyaya aslâ meyil etmedi. Dünyaya hiçbir zaman iltifat etmedi. Allah-u Teâlâ'nın iman ile küfür arasındaki berzahına daima dikkat ederdi, koyduğu hudutları muhafaza ederdi. Bunu en büyük ve en mühim vazife sayardı. Hak ve hakikati bildirmek için, bütün ömrünü bu yolda ve bu uğurda geçirdi. İman edenler için güzel bir numune idi.

Ömrünü bu nurlu yolda geçirdiği gibi, iman edenler için de güzel bir iz bıraktı. Öylesine güzel bir iz ki, Resulullah Aleyhisselâm'ın izinde idi. Nûr kaynağı ancak Resulullah Aleyhisselâm'dır.

Her işte o "Sirâcen münîrâ = Nûr saçan kandil" (Ahzab: 46) Âyet-i kerime'sinden nasibi kadar nur alırdı ve o nûru saçardı. Bütün gayesi imanı kurtarmaktı. Allah-u Teâlâ'nın dostlarına, velilerine nasıl tazim edilmesi gerektiğinin izahını yapardı.

Bediüzzaman Hazretleri'nin o devirleri ne güzel bir saâdet devriydi. Bütün gayeleri imanlı müslümanlar yetiştirmekti.

İbadet ve taata çok düşkündü. Çok büyük feragat sahibiydi. Bütün hayatı feragat misalleri ile dolup taşmaktadır. Bir kap çorba, bir lokma ekmek, bir bardak su ile yetinirdi, elbisesi pek basit ve fakirâne idi. En sevmediği şey siyasetti, talebelerini de siyasetten şiddetle menederdi. Madde ile işi olmaz, kimseden ücret istemezdi.

Bu zât-ı muhterem etrafını nurlandırdı. Onun izinden gidenler helâl ve harama çok dikkat ederlerdi. İbadet ve taata çok düşkündü ve etrafı öyle idi.

Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde Van'da bulunan Hazret, daha önce "Hazır olunuz, büyük bir musibet geliyor!" diye haber verdiği savaşa talebeleri ile birlikte gönüllü milis alayları teşkil ederek katıldı. Ruslarla yapılan savaşta pek çok talebesi şehid oldu, kendisi de esir düşerek iki buçuk sene kadar Sibirya taraflarında esaret hayatı yaşadı. Nihayet firar ederek, Allah-u Teâlâ'nın yardımıyla İstanbul'a geldi.

İstanbul'da büyük bir teveccühle karşılandı ve "Dâr'ül-Hikmetü'l-İslâmiyye" âzâlığına tayin edildi. Bu devrede resmi vazifesinden aldığı maaşla kendi kitaplarını bastırdı ve parasız olarak yaymaya çalıştı.

Bütün ömrü Nûr-i Muhammedi'yi yaymakla geçti. Bu cihatla ömür geçirdi. Ömrünün son nefesine kadar bu yolda ve bu uğurda yürüdü, bununla mücadele etti.

 

Talebelerine gelince;

Onun izinden gidenler harama ve helâle çok dikkat ederlerdi. Hapishaneden hapishaneye sürüklenirlerdi ve fakat her çıkan iman ile gürlerdi. Onları hiçbir tehdit yıldıramadı. Canlarını verdiler, imanlarını vermediler.

Talebeleri teheccüd namazı ve tesbih namazı kılarlardı. Bu yolun başlangıcı böyle idi. Her türlü eziyete katlanırlardı. Aç dururlar, hasır üstünde yatarlardı. Bu, onların imanlarını artırıyordu. Cenâb-ı Hakk hidayetlerini artırıyordu. Aslâ kimseden para toplamaz, aslâ dilenmezlerdi.

Ona tâbi olanlar, onun ahlâkını alanlar da yine aynı öyledir.

Gerçekten onun terbiyesinde yetişen talebeleri de o nur sayesinde o iman kuvveti ile birçok tehlikelere maruz kalırlardı. Aç, susuz, kuru tahta, hasır posteki ve seccadeler üzerinde yatarlardı. Bulurlarsa yerlerdi, bulamazlarsa sabrederlerdi.

Çok cefa çekerlerdi. Fakat bütün bu sıkıntılara rağmen imanları artardı.

Ben o zamanı, bunları iyi biliyorum, hapishaneden hapishaneye dolaşırlardı. Aslâ imandan taviz vermezlerdi. Fakat bu işkenceler onların imanından hiçbir şey eksiltmedi. Her sıkıntıda imanları artardı. O artış Hazret-i Allah'a yaklaşma vesilesi olurdu. Ahkâm mucibince yaşarlar, Sünnet-i seniyye rayları üzerinde giderlerdi.

1960 yılında vefatından sonra, ona tâbi olan yakınları, o zât-ı muhteremin izinden gitmeye ve yolunda yürümeye çalıştılar. Birçok sahada hayırlı hizmetler yaptılar.

•

Fakat bu gidişat çok sürmedi. Kimi takvâ yolunu tuttu, kimi siyaset çukuruna düştü, kimi nam, şöhret yolunu tuttu, kimi de dünyaya daldı. Sofra eşkıyalığına başlandı, haram girince imanları tamamen gitti. "O abi, bu abi..." dediler, cemaat dağıldı, paramparça oldular. Bu birlik ve beraberlikleri birçok parçalara, gruplara ayrıldı. Bu büyük zâtın izinden gidenler kurtuldu. Çok azı onun izini takip etmek istedi. Ona uyanlar nurlandı, küfrü hoş görenler ise narlandı. Böylece küfrünü alenen ilân ettiler ve dâvet ettiler. Nurculuktan narcılığa geçtiler.

 

 

Narcı Kâfirler Kimlerdir?

 

Binaenaleyh bu mücadele böyle devam ederken, zamanın mücahidi Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri'nin cihadı devam ederken, aralarında müslüman gibi görünerek içeriye katılmalar oldu.

Şöyle ki; İslâm'mış havasına bürünerek sûret-i haktan göründüler, içeriye sızdılar. Bunlar daha evvel kurulmuş olan bir İslâm birliğini yürütür gibi oldular. Baştan takvâ hayatı yaşıyor gibi göründüler. Fakat hemen prensiplerini değiştirdiler, para toplamaya başladılar. Bu ise İslâm dininde yasaktır. Buradan yanılgıya düştüler. Zira bu Âyet-i kerime bir berzahtır.

Allah-u Teâlâ buyurur ki:

"Sizden hiçbir ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yoldadırlar." (Yâsin: 21)

Bu topladıkları haram olduğu için harama daldılar. Haram yiyince yolları değişti. Artık şöhret, nam, makam sevdasına düştüler ve o biricik yoldan ayrıldılar.

Allah-u Teâlâ'nın hudutlarını aşınca, harama dalınca, şöhret ve nama girdiler ve din-i İslâm'dan çıktılar.

Artık işleri müslümanları soymak, yolmak oldu. Sinsi sinsi İslâm'a böylece büyük düşmanlık yapıyorlardı. Çünkü müslümanların ellerinden bütün varlıklarını alıyorlardı. Artık bu parayı koyacak yer bulamayınca banka kurdular ve bu paraları orada zaptettiler. Ferah bir hayat yaşayabilmek için.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'lerinde şöyle buyurmaktadır:

"Ey iman edenler! Allah'tan korkun! Eğer imanınızda gerçek iseniz, fâizden arta kalanı bırakın almayın.

Yok eğer fâizi terketmezseniz, bunun Allah'a ve Peygamber'ine açılmış bir savaş olduğunu bilin.

Eğer fâiz almaktan tevbe ederseniz, ana paranız yine sizindir. Böylece ne kimseye haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğramış olursunuz." (Bakara: 278-279)

Onların Hazret-i Allah ve Resulullah Aleyhisselâm'a harp ilân etmelerinin mânâsı; Hazret-i Allah ve Resulullah Aleyhisselâm'a en büyük isyan ve tuğyanda bulunmanın ifadesi demektir. Böyle bir durumda, Hazret-i Allah ve Resulullah Aleyhisselâm'a harp ilân edip büyük isyanda bulunanlara müslüman denir mi?

 

 

Dine ve Vatana Yaptıkları İhanet:

 

Nihayet dinini ilân etti. Papazları "hazret" olarak kabul etti, böylece din-i İslâm'a, güzel vatana en büyük ihanette bulundular.

Bütün iğrenç sahne önünüze serildi. Şeref, izzet, azamet Hazret-i Allah'a mahsustur. O'nun gönderdiği Peygamberler'ine, indirdiği Kitab'ına ve içindeki hükümlerine gerçekten iman edip, taat ve takvâsı ile imanını kemâlleştirmeye gayret edenlere mahsustur.

Allah-u Teâlâ bu gibi kimseleri, "Müminler yerine kâfirleri dost edinmek" sıfatı ile vasıflandırmıştır:

"Onlar müminleri bırakıp kâfirleri dost edinirler. Onların tarafında bir şeref ve kudret mi arıyorlar? Bilsinler ki şeref ve kudret tamamen Allah'a âittir." (Nisâ: 139)

Allah-u Teâlâ böyle buyurduğu halde şu duruma bir bakın! İslâm'ın yüzkarası oldular.

Allah-u Teâlâ müminlere, dost ve düşmanlarını ayırdetmesini muhakkak emrediyor ve Âyet-i kerime'sinde:

"Ey inananlar! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin! Allah'ın aleyhinize apaçık bir ferman vermesini mi istersiniz?" buyuruyor. (Nisâ: 144)

Allah-u Teâlâ'nın emri ve hükmü budur. Bu ilâhî hükmü kaldırıyorlar, bu Âyet-i kerime'yi inkâr ediyorlar. Allah-u Teâlâ'nın haklarındaki hükmü ise küfürdür.

Dinine ve vatanına ihanet eden ey nankör!

Bu millet hilenizi sezecek ve bu güzel vatanı başınıza dar getirecektir. Sizin içyüzünüz bu, size uyanlar da bu.

Nitekim Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'de şöyle buyuruyor:

"Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, o onlardandır." (Mâide: 51)

Bu ilâhî hitap, İslâmiyet'in ilk yıllarından itibaren kıyamete kadar gelip geçecek olan bütün müslümanlaradır.

("Hazret-i Kur'an'da Yahudilerin, Hıristiyanların ve Münafıkların İçyüzü", s. 561-566)

 

 

Küffarın Ajanları:

 

Ey kardeş uyan!

Narcılar nasıl ki böyle küfre attılarsa, sizi de vatanınızdan etmek istiyorlar. Bu ajanlar küffâra hizmet ediyorlar. Kâfirlerin harp ile yapamadığını, ajanlar bu perde arkasından yapmaya çalışıyorlar. Bu millet hilenizi sezecek ve bu güzel vatanı başınıza dar getirecek.

Zira Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde buyuruyorlar ki:

"Fitne onlardan çıktı ve yine onlara dönecektir." (Beyhakî)

Ahirete vardığınızda evvela kaynar suya atılacaksınız, sonra da esfel-i sâfilin'e itileceksiniz. Münafıkların yeri ne kadar da kötüdür!

Âyet-i kerime'de:

"Firavun kavmini saptırdı ve onlara doğru yolu göstermedi." (Tâhâ: 79)

Buyurulduğu üzere âhir zaman firavunları da onları ilâh edinenleri sapıttırdılar ve imandan küfre götürdüler.

Evvela İslâm'mış gibi göründüler. İslâm namına soygun yapıyorlardı. Çeşitli vasıtalarla, himmet geceleri ile, her türlü vasıtalara başvuruyorlardı.

Din-i İslâm'dan alıp küfür batağına attılar. Küfre karşı ne kadar da iştiyakları varmış! Kâfir kardeşlerini görünce nasıl da kaynaştılar? "Biz de küfrü hoş gördük!" dediler ve küfürleri ile iftihar ettiler ve böylece küfür zehirlerini akıtmaya başladılar ve herkes kâfir olsun istediler.

•

Ey küffârın ajanları! Gayr-i müslimleri buraya ne maksatla dâvet ettiniz? Oysa İbrahim Aleyhisselâm ne onlardandı, ne de sizdendi. O, Hazret-i Allah'ı birleyen bir müslümandı.

"İbrahim ne yahudi ne de hıristiyandı. Fakat o Allah'ı bir tanıyan dosdoğru bir müslümandı. Müşriklerden de değildi." (Âl-i imran: 67)

Müslüman gibi göründünüz. Uzun zaman dini dünyaya âlet ettiniz. Halkı yoldunuz, soydunuz. Yoldaşlarınızı imandan ettiniz. Şimdi de vatanımıza mı göz diktiniz? Vatanımızı peşkeş mi çekmek istiyorsunuz?

Madem ki küfre karşı bu kadar iştiyakınız var, gidin siz de ilâhınızın yanına!

"İman ile küfür kesin olarak birbirinden ayrılmıştır." (Bakara: 256)

Vatanımızda huzursuzluk çıkarmaya hakkınız yoktur.

•

Bu işlerin asıl gayesi, perde arkası şudur:

Münafıklar küffarla anlaşıyor, her münafık perde arkasından küfrünü yaymak ve yürütmek istiyor. Zira onların müslüman gibi görünmesi, makamının menfaatının icabıdır. Kişinin aynası işidir.

Âyet-i kerime'ler onların içyüzlerini size apaçık tarif ediyor. Münafık olanları icraatlarından tanıyabilirsiniz.

Bu münafıkların bir oyunudur.

Karşılarına Âyet-i kerime'ler çıkınca narcılar bocalayıp kaldılar. Bunda şaşılacak ne var? Bu doğrudan doğruya iman ile küfür çarpışmasıdır.

•

Hiç şüphe yok ki Bediüzzaman Hazretleri, Allah-u Teâlâ'nın veli kullarından idi. Binaenaleyh Allah-u Teâlâ'nın bildirmesi ile, göstermesi ile bunların bu hareketini çok evvel bildi ve ümmet-i İslâmiyet'e bunları bildirmek ve asıllarını göstermek, içyüzlerini ortaya koymak istiyor.

Uyan be kardeş!

Dinini söndürmeye, vatanından seni sürmeye çalışıyor, küffara peşkeş çekiyor.

Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri'nin bu hususta şöyle bir beyanı var:

"Ey hitabet-i umumiye sıfatı ile, gazete lisanıyla konferans veren muharrir (yazar)! Sen, kendi nefsini aşağı göstermeye ve nedamet ederek kusurlarını ilân etmeye hakkın var. Fakat şeair-i İslâmiyeye (İslâm'ın sembolü olan hususlara) zıd ve muhalif olan herzeler (saçmalıklar) ile İslâmiyeti lekelendirmeğe katiyyen hakkın yoktur.

Seni kim tevkil etmiştir (vekil kılmıştır)? Fetvâyı nereden alıyorsun? Hangi hakka binaen milletin namına, ümmetin hesabına İslâmiyet hakkında hezeyanları savurarak dalâletini neşr ve ilân ediyorsun? Milleti, ümmeti kendin gibi dâll (hak yoldan sapmış) zannetme.

Dalâletini (sapıklığını) kime satıyorsun? Burası İslâmiyet memleketidir, yahudi memleketi değildir. Cumhur-u mümininin (müminlerin ekserisinin) kabul etmediği bir şeyin gazete ile ilânı, milleti dalâlete dâvettir, hukuk-u ümmete (ümmetin haklarına) tecavüzdür. Bir adamın hukukuna tecavüze cevaz-ı kanunî olmadığı (kanuni ruhsat verilmediği) halde, koca bir milletin belki âlem-i İslâmın hukukuna hangi cesarete binaen tecavüz ediyorsun? Ağzını kapat!.." (Mesnevî-i Nuriye sh: 89)

Biz bunlara narcı diyoruz, nurcu demiyoruz. Narcı başka, nurcu başka.

NURCULAR O BÜYÜK ZEVÂT-I KİRAM'IN İZİNDEN YÜRÜYEN, NURU TAKİP EDEN, ALLAH-U TEÂLÂ'NIN NURUNU YAYMAYA ÇALIŞANLARDIR.

NARCILAR İSE MÜNAFIKTIR, KÜFÜR İZİNİ TAKİP EDERLER, KÜFRÜ YAYMAYA ÇALIŞIRLAR. BUNLAR BİR TUTULMASIN VE BİR SANILMASIN.

("Hazret-i Kur'an'da Yahudilerin, Hıristiyanların ve Münafıkların İçyüzü", s. 468-470)

Görüyorsunuz Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri bu kadar açık, net bir şekilde Bediüzzaman Hazretleri'nden sitayişle bahsetmiştir.

Bu kadar beyana rağmen bu sahte profesörün bu Zât-ı âli'ye "Bediüzzaman Düşmanı" demesi ne kadar büyük bir çarpıtma, ne kadar büyük bir yalan, ne kadar büyük bir iftiradır. Ve ne büyük bir fitnedir.

İşte görüyorsunuz.

Hazret-i Allah Âyet-i kerime'sinde:

"Fitne çıkarmak, adam öldürmekten daha kötüdür." buyuruyor. (Bakara: 191)

 

 

Bu Çarpıtmayı ve Yalanı Neden Şimdi Yapıyor?

 

Bunun amacı Bediüzzaman Hazretleri'ni müdafaa etmek değildir.

Adnan Oktar Örgütü'ne yapılan operasyon ile FETÖ'den sonra ikinci bir örgütün çökertilmesi; bu gibi bölücülere arka çıkan, bölücüleri müdafaa ederek bir yere gelmeye çalışan, bu gibi örgütlerden nemalanan, yahut kendisi de böyle bölücü zihniyete sahip olan münafık tabiatlı kişilerin ortalığı bulandırmak için harekete geçmelerine sebep olmuştur.

Akıbetlerinden korkan bölücüler kendi üzerlerindeki zanları dağıtmak, ortalığı bulandırmak istiyorlar. Bu gibi adamları kullanıyorlar.

Dikkat ederseniz Ahmet Akgündüz de Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- hakkındaki yalan ve iftiralarını devletin Adnan Oktar Örgütü'ne operasyon yapmaya başlamasından hemen sonra yazmıştır. (Operasyon 11 Temmuz'da başlamış, Akgündüz bu iftirasını 17 Temmuz'da yazmıştır.)

Halbuki sözlerinden anlaşıldığı üzere öteden beri Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh-u ve eserlerini biliyor ve aleyhinde çalışıyor. Bu Zât-ı âli'nin aleyhinde sinsi sinsi kampanya yapıp insanları zehirlemeye çalışıyor.

Hadis-i şerif'te şöyle buyuruluyor:

"Şüphesiz ki benden sonra ümmetimden bir zümre gelecektir. Onlar Kur'an okuyacaklar. Fakat Kur'an'ın feyzi onların boğazlarından öteye geçmeyecektir. (Yalnız dilde kalacaktır). Nitekim onlar, okun avı delip geçtiği gibi dinden çıkacaklar, bir daha da ona dönemeyeceklerdir.

İşte bütün insanların ve hayvanların en kötüsü bunlardır." (Müslim: 1067)

Ancak ilk defa bu Zât-ı âli'nin ismini toplum önünde yazarak iftira atmasından anlaşılıyor ki Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri'nin her bir din ve vatan bölücüsü hakkında yazmış olduğu eserlerden rahatsız olan Ahmet Akgündüz FETÖ ve Adnan Oktar Örgütü gibi faaliyetleri bulunan diğer bazı bölücü grupları savunmak için ön almaya çalışıyor. Muhterem Ömer Öngüt'ü karalayarak Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif'lerle mühürlü beyanlarını halkın ve devleti idare edenlerin nazarında itibarsızlaştırmak istiyor. Akgündüz'ün "Eserleriyle tahribatları devam ediyor." diye yaptığı iftiradan bu niyetini açıkça anlıyoruz.

İşte bu sahte profesörün gerçek yüzü budur.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:

"Âhir zamanda öyle kimseler türeyecektir ki, bunlar dinlerini dünyalığa alet edeceklerdir. İnsanlara karşı koyun postuna bürünmüş gibi yumuşak ve güzel huylu görünürler. Dilleri şekerden bile tatlıdır, amma kalpleri kurt gönlü gibidir.

Azîz ve Celîl olan Allah-u Teâlâ (bu gibi kimseler için) şöyle buyurur:

'Bunlar acaba benim sonsuz affediciliğime mi güveniyorlar, yoksa bana karşı meydan mı okuyorlar? Ululuğum hakkı için, onlara öyle ağır bir musibet vereceğim ki, aralarında bulunan yumuşak başlılar şaşakalacaklardır.'" (Tirmizî. Zühd, 60)

FETÖ de Hâin Tezgâh yaparak aynı taktiği uygulamıştı.

"Kötülüklerle tuzak kuranlara gelince, onlar için çok şiddetli bir azap vardır ve onların kurdukları tuzaklar da mutlaka boşa çıkacaktır." (Fâtır: 10)

"Andolsun ki biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır." (Ankebût: 3)

Ey Sahte Profesör!

Meydanı boş mu sandın?

 

 

 

Din Maskesi Altında Faaliyet Gösteren,
FETÖ Başta Olmak Üzere Bu Gibi Örgütlere Yapılan Operasyonlar
Takdire Şayandır

 

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri seneler senesi bu bölücülerle mücadele etti.
Bunların din ve vatan bölücüsü olduklarını, küffarın ajanı olduklarını beyan etti.
Bugün bu halk da devlet de uyandı. Devletimiz, hükümet bu hâinlerin üzerine gidiyor.
FETÖ'cüleri devletten temizlemeye çalışıyor. PKK olsun, DAEŞ olsun bütün bölücülerle amansız bir mücadele veriyor.

 

FETÖ'den Sonra Adnan Oktar Örgütü'nün de Üzerine Gidilmesi İslâm'a Büyük Bir Hizmet Oldu, Müslümanların Gönlünü Ferahlattı:

 

Geçtiğimiz ay polisimizin Adnan Oktar Örgütü'ne operasyon yapması ve bu gibi operasyonların cemaat adı altında faaliyet gösteren benzer bölücü ve yıkıcı örgütlere de yayılacağının sıkça konuşulması medyanın ve halkın gündemini bu ve bunun gibi grupların üzerine çekti.

Sahte Mehdî Adnan Oktar'a yapılan operasyon esnasında ortaya çıkan deliller ve özellikle küçük yaşta bunların tuzağına düşen birçok mağdurun ifadeleri; bu sahte müslümanların din-iman-ahlak tanımayan kirli icraatlarının ortaya saçılmasına, gerçek yüzlerinin ortaya çıkmasına sebep oldu.

Görüldü ki, kendisini Mehdi olarak göstermeye çalışan bu şahıs, aynı FETÖ gibi gençleri ailelerinden koparıp kullandığı, din maskesi adı altında gayr-i meşru ve gayr-i ahlâki bir hayat sürdüğü, çocuk yaştaki kızlara cinsel tacizde bulunduğu, adeta bir fuhuş çetesi gibi çalıştığı, yaptırdığı fuhuşları kasete çekip şantaj yaptığı, aileleri tehdit ve baskı ile susturmaya çalıştığı, zengin ailelerin çocuklarını kullanarak mallarını gaspettiği ortaya çıktı.

Yahudi ve masonlar hakkında yazdığı kitaplarla meşhur olduktan sonra, 180 derece çark edip 33. derece mason olmakla övünen bu adam, İsrail'e yaverlerini göndererek Netenyahu başta olmak üzere en büyük İslâm ve Türkiye düşmanı yahudilerle dostluk ve işbirliği kurduğu, yahudi ve masonlarla içli dışı olduğu, onların adına ajanlık yaptığı ortaya çıktı.

Televizyonunda kadınları teşhir etmesi, dansöz gibi oynatması sebebiyle müslümanlar bunların hakiki müslüman olmadıklarını biliyordu, ancak görüldü ki, yaşanan çirkeflik ve pislikler görünenden çok daha büyük.

Bütün bu pisliklerin ortaya saçılması, Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri'nin Hakiki Müslümanlar ve Sahteleri"nin ayrımının yapılması için yapmış oldukları mücadelenin, yazmış oldukları eserlerin ne kadar lüzumlu olduğunu bir kez daha göstermiş oldu.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyuruyor:

"Resul'üm! Gördün mü o nefis arzusunu ilâh edineni? Artık ona sen mi vekil olacaksın? (Onu şirkten sen mi koruyacaksın?)" (Furkân: 43)

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri bu Âyet-i kerime'nin tefsirini şöyle yapıyorlar:

"Çok iyi bilin ki, o kendi nefsini ilâh edinmiş, ona tapıyor, o bir puttur. O putuna taptığı gibi, ona iltihak ve ittibâ edenler puthaneye girmiş ve o puthanede tapınmış oluyorlar. Çünkü o kendisi puta tapıyor, ona bağlı olanlar da o puthanede tapınıp duruyorlar." (Tasavvufun Aslı Hakikat ve Marifetullah İncileri, s. 413)

Allah-u Teâlâ yukarıdaki Âyet-i kerime'nin devamında "Nefsinin arzusunu ilah edinen" bu gibi kimseler hakkında şöyle buyuruyor:

"Onların çoğunu hakikaten söz dinlerler, yahut akıllanırlar mı sanıyorsun? Gerçekte onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar daha şaşkın haldedirler." (Furkân: 44)

Allah-u Teâlâ söz dinlemeyen hayvanlara benzetiyor, "Hatta onlar daha şaşkın haldedirler." buyuruyor. Öyle değil mi? Hangi sözü, hangi hükmü dinliyorlar? Nefislerinin arzularını ilâh edinmişler, her türlü ahlaksızlığı İslâm maskesi altında icra ediyorlar.

 

 

Sahte Mehdi Adnan Oktar:

 

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri "Âhir Zaman Âlimleri" isimli kitabında bu gibi sahte mehdilere karşı halkı uyandırmışlar ve gerçek Mehdi'nin alâmetlerini izah etmişlerdir. ("Âhir Zaman Âlimleri (Hadis-i Şerif'te Şöyle Buyuruluyor: 'Onların Âlimleri Gökkubbe Altındakilerin En Şerlileridir. Fitne Onlardan Çıktı, Yine Onlara Dönecektir." (Beyhâkî) Bunlardan Birkaçı: Yaşar Nuri Öztürk, Edip Yüksel, İskender Evrenesoğlu, Nazmi Sakallıoğlu, Refet Kayserilioğlu.") (Hakikat Yayıncılık, 1999)

Bu izahların kısa bir özetini aşağıya alıyoruz:

"Âhir zamanda, kıyâmetin kopmasına çok az bir zaman kala Allah-u Teâlâ'nın ümmet-i Muhammed'in başına gönderdiği bir komutan olan Hazret-i Mehdi, âdil bir idareci, dirayetli bir önder, şecâatli bir kumandandır. O doğrudan doğruya Resulullah Aleyhisselâm'ın vekâletini taşıyacak, onun hilâfetini, onun vazifesini yapacak. Garip duruma düşen İslâm'ı, gariplikten kurtarmaya çalışacaktır. Çünkü bunun için gönderilecek. Allah-u Teâlâ onu muzaffer edecektir. ...

Mehdi Aleyhisselâm hakkında çok sayıda Hadis-i şerif nakledilmiştir. Âlimler bunu mütevatir kabul ederler. Resulullah Aleyhisselâm'dan beri, müslümanlar âhir zamanda, Ehl-i beyt'e mensup bir zâtın çıkıp dini güçlendireceğine, adaleti hâkim kılacağına, müslümanların ona tâbi olup İslâm beldelerinde hâkimiyet kuracağına, bu kimseye Mehdi deneceğine inanmış ve bu âli zâtın gelmesini beklemektedirler. ...

Bugüne kadar "Mehdiyim" diyenlerin hepsi şeytanın kuklasıdır, maskarasıdır. Bu çıkanlar yalancıdır, sahtedir, soytarıdır. Gelecek olan Hazret-i Mehdi'nin alâmetlerini Hadis-i şerif'lerden öğreniyoruz.

Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyuruyorlar:

"Kıyametin kopmasına bir gün bile kalsa, Allah-u Teâlâ o günü uzatarak benim soyumdan bir kişi gönderecektir. Adı adımın, babasının adı babamın adının aynısı olacak, zulüm ve zorbalık altında inleyen yeryüzünü huzur ve adaletle dolduracaktır." (Ebu Dâvud, Tirmizî)

"O zât insanlar içerisinde Peygamber'in -sallallahu aleyhi ve sellem- sünneti ile amel eder. İslâm yeryüzüne tam mânâsı ile yerleşir. Yeryüzünde yedi sene kalır, sonra vefat eder ve müslümanlar onun üzerine namaz kılarlar." (Ebu Dâvud. 4286)

"Mehdi bendendir. Alnı geniş, burnu ince uzun ve ortası biraz yüksekçedir. Yedi sene hükmeder. Yeryüzü zulüm ve işkence ile dolduğu gibi, onu doğruluk ve adaletle doldurur." (Ebu Dâvud. 4285)

"Mehdi kızım Fâtıma'nın çocuklarından ve benim Ehl-i beyt'imdendir." (Ebu Dâvud. 4284)

"Biz Abdülmuttalib oğullarıyız. Cennet ehlinin efendileriyiz: Ben, Hamza, Ali, Câfer, Hasan, Hüseyin ve Mehdi." (Kütüb-ü sitte muhtasarı: c. 17, sh: 558)

Bununla da kalmayacak, mehdiyim, hatta peygamberim diyen sahtekâr, soytarılar türeyecektir.

Bunları Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz haber vermiştir.

"Hepsi de Allah'ın peygamberi olduğunu iddiâ eden otuza yakın yalancı deccaller türemedikçe kıyamet kopmaz." (Tirmizî)

Şimdi deccaliyet devrinin içindeyiz, en son Deccal'e gelinceye kadar devam edecek.

"Şüphesiz ki kıyametin önünde yalancılar zuhur edecektir." (Müslim)

İşte bu yalancılar bu zamanda mevcuttur. Onların her şeyi yalan ve dolandır.

"Ümmetimden yalancılar deccâller vücuda gelir." buyuruluyor. (Münâvî)

Yalancı ve deccâlden maksat, dıştan insanları irşad ve ıslah etmek sıfatıyla görünüp, gerçekte ise halkı ahkâma uymaktan alıkoyanlardır. ..." (Bkz. Âhir Zaman Âlimleri", s. 155-198)

 

 

Adnan Oktar Ögütü'nün FETÖ İle Benzerliği: İkisi de Amerikan-Yahudi İstihbaratı Tarafından Kullanılan Taşeron Örgüttür:

 

15 Temmuz'u ve FETÖ'yü anlatan bir kitap yazan İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan FETÖ'nün; kuruluşundan itibaren istihbarat servislerinin kontrolünde olduğunu söylüyor ve diyor ki: "Bu örgütün elemanları daha başlangıç aşamasında istihbaratçı gibi yetiştiriliyor: Asker ama istihbaratçı asker, eğitimci ama istihbaratçı eğitimci, iyi bir aile babası veya toplumda yaşayan iyi bir insan ama yine istihbaratçı gibi."

Eski İçişleri Bakanı Sadettin Tantan da Adnan Oktar Örgütü hakkında şunları söylüyor:

"Türkiye'de teknolojiyi en iyi kullanan örgüt Adnan Hoca'nın örgütüdür. Teknik takiple siyaseti ve basını teslim alanlar bunlardır. Gazete sahiplerinden, yayın yönetmenlerine, milletvekillerine arşivledikleri çok kişi vardır. Teknik takipte kullandıkları teknoloji o zaman polisin elinde bile yoktu. Arşivledikleri milletvekilleri sonradan bana teşekküre geldiler."

FETÖ mağdurlarından eski ordu mensubu bir gazi ve avukat Serdar Öztürk de kendi bürosuna gelen Adnan Oktar Örgütü mensubu iki kadını anlatırken "Bu kadınların sahte isimlere kayıtlı telefonlarla İstihbarat dairesinde görevli FETÖ'cü polislerle irtibatlarını ortaya çıkarttık." diyor. Adnan Oktar Örgütü mensuplarının İsrail ve diğer Batı ülkeleri ile yaptıkları telefon görüşmelerini tespit ettiklerini, FETÖ ve Adnan Oktar Örgütü'nün CIA gibi istihbarat örgütleri tarafından kullanılan alt örgütler olduğunu, bu üst örgütün bunlara farklı görevler verdiğini, mesela kumpası FETÖ yaparken Adnan Oktar Örgütü'nün operasyon yapılacak yerlerin keşfini yapmak için kullanıldığını söylüyor.

Yine gazetelere yansıyan haberlere göre, Adnan Oktar Örgütü'nün bu kadar büyük suçlar işlemesine rağmen bugüne kadar hakkındaki soruşturmalardan FETÖ ile işbirliğinin sayesinde kurtulduğu söyleniyor.

Yabancı istihbarat örgütleriyle işbirliği, dinleme, takip, bilgi belge toplama, sahte belge üretme, montaj ... sonra da şantaj yaparak siyasî, maddi menfaat temin etme.

İkisi de benzer yöntemleri kullanıyor, ikisi de yahudi ve hıristiyanlarla, dış istihbaratla içli-dışlı.

Görülüyor ki geret FETÖ, gerek Adan Oktar Örgütü CIA ve MOSSAD gibi örgütlerin ileri karakolu, taşeronudur.

Ne kadar acıdır ki bu gibi sahte imamları ele geçiren küffar, bunların her bir mensubunu istihbarat ajanı olarak rahatça kullanıyor.

 

 

Devletin FETÖ'nün, PKK'nın, Din ve Vatan Bölücüsü Grupların Üzerine Gitmesi Takdir Ediliyor:

 

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri seneler senesi bu bölücülerle mücadele etti. Bunların din ve vatan bölücüsü olduklarını, küffarın ajanı olduklarını beyan etti.

"Devlet ittifaktan doğar, devletsizlik ise nifaktan!" buyurdu, Müslümanları ahmedin mehmedin görüşüne değil, "İlâhî Görüş Birliği"ne, Allah ve Resul'ünde birlik olmaya davet etti.

Vatanımıza ve devletimize daima dua eder, bu bölücülerin vatanımızı ve devletimizi yıkan icraatlarına set çekmeye çalışır, bunların tehlikelerine karşı halkı uyandırmaya çalışırdı,

Bugün bu halk da devlet de uyandı. Devletimiz, hükümet bu hâinlerin üzerine gidiyor. FETÖ'cüleri devletten temizlemeye çalışıyor. PKK olsun, DAEŞ olsun bütün bölücülerle amansız bir mücadele veriyor.

 

 

15 Temmuz 2016 Haçlı Saldırısı:

 

Dikkat edilirse 15 Temmuz kalkışması da Haçlı Batı'nın yerli piyonlarıyla yaptığı bir işgal denemesiydi.

ABD piyonu, terörist başı, "Haçlının ülkenizi işgal etmesi çok tehlikeli değildir." diyen Haçlı ajanı, narcı Fetullah Gülen, küffara asker yaptığı, imanlarını çaldığı adamlarını kullanarak önce idareyi ele geçirmek, sonra da bu memleketi küffara peşkeş çekmek istedi.

Hazret-i Allah bu belâyı lütfu ile defetti, bu necip milleti ve devleti korudu.

Elhamdülillah.

Binaenaleyh bu Haçlılara karşı, bu küffara karşı çok uyanık, müdrik olmamız gerekiyor.

Hazret-i Allah'ın emirlerine ve hükümlerine riayet edersek O bize bu idraki ihsan eder. Yoksa burnumuz daha çok sürtülür.

"Her şeyden haberdar olan Allah gibi sana hiç kimse haber veremez." (Fâtır: 14)

"Ey insanlar! Siz Allah'a muhtaçsınız. Allah ise her şeyden müstağnidir, her hamde lâyıktır." (Fâtır: 15)

 

 

FETÖ Vatanımızı Haçlılara Teslim Edecekti:

 

Fetullah Gülen 20 Ağustos 2016 tarihli konuşmasında içini dışına iyice çıkarttı, "Haç"lı yüzünü gösterdi, şöyle dedi:

"Haçlının ülkenizi işgal etmesi çok tehlikeli değildir. Çünkü sizin ve onların arasında kırmızı çizgiler vardır. Bir kere onlar sizin kadınınıza kızınıza ilişmezler. Mabedinize ilişmezler. İlişmemiş Haçlılar."

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri Fetullah Gülen'in içyüzünü ümmet-i Muhammed'e duyurmuş, eserlerinde;

"Hıristiyanların namına çalışır, onların himayesi altındadır. Türkiye ile ve İslâm ile hiçbir ilgileri yoktur." buyurmuştur. ("Biz Küfrü Hoşgörenlerden Değiliz", s. 134)

İşte bunun münâfık olduğu, Haçlıların ajanı olduğu böylece meydana çıktı.

Öyle ki bu münafıkları Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri "Küfrü Hoşgören Narcılar" diye isimlendirmiş ve ilân etmiş, onların iç yüzünü ortaya sermişti. "Bunlar münâfıktır!" dediği zaman birçokları yüzüne bakıyordu. Oysa bugün ayan oldu. Bu münâfıkların küfürlerini, kâfirle ittifaklarını beyan etmişti, bugün zahir oldu.

Allah râzı olsun. Hepsini manen duyurmuşlardı.

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri onları şöyle tanıtmışlardı:

"Diyalog ve Hoşgörü" adı altında yapılan propaganda ve faaliyetler gerek dinimizde ve gerek vatanda çok büyük zararlara sebep olmuştur. Olmaya devam etmektedir.

Küfrü hoşgörenlerin İslâm ile hiçbir alâkası yoktur. Bu hakikati bütün delilleri ile defaatle arzettik. "Küfrü Hoşgörenler"i Allah-u Teâlâ kesinlikle hoş görmüyor, bu gibilerin âkıbetlerinin cehennem olacağını haber veriyor.

"Onların birçoğunun, kâfirleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendi önlerine sürdüğü şey ne kötüdür! Allah onlara gazap etmiş ve azapta ebedî kalıcıdırlar." (Mâide: 80)

Türkiye'nin zararını kendine kâr gören Hıristiyan ülkeler "Hoşgörü ve diyalog" müdafilerine gerek maddi, gerek siyâsi, gerek istihbarî olarak çok büyük destek veriyorlar. Özellikle Amerika böylece Türkiye'ye nüfuz etmek, Türkiye'yi İslâm'a ve İslâm ülkelerine karşı kullanmak istediği gibi, Avrupa da madden ve siyaseten ülkemiz üzerindeki emellerine kavuşmak istiyor. Dış ülkelerin yönlendirmelerine ve etkisine açık bir kısım medya da bu destekte önemli rol üstlenmektedir." ("İslâm Dini'ne ve Vatanımıza İhanet Eden Hainlerin İçyüzü", s. 569)

Münafıklar ikiyüzlü ve kalleş olduklarından niyetleri bozuktur. Oyunları, filimleri bitmez, azgınlıkları tükenmez, hile-hurdalarına sınır yoktur, hak-hukuk bilmez, helâl-harama bakmaz.

İmanı olmayan, kendi dinini yaymak için çalışan, kâfirlerle beraber olan, küffarın ajanı olan bu narcı hainler birçok tezgâh kurdular, hile yaptılar, kul hakkına girdiler.

Fetullah Gülen ve avanesi din ve vatanı ele geçirip küffara peşkeş çekmek için, hırsızlık yaptı, sahtekârlık yaptı, haksızlık yaptı, iftira attı, yalan söyledi, iç savaş çıkartmak istedi, binlerce kişilik infaz listeleri hazırladı, vatanı PKK'ya, IŞİD'e peşkeş çekmek istedi. Katliam yaptı.

Haçlı Batı bunların hiçbirisini görmedi. Elinden gelen bütün desteği bunlara verdi.

Çünkü bunlar aynı zamanda bu güzide vatanı ABD'ye, İsrail'e, İngiltere'ye, Avrupa'ya, Yunanistan'a peşkeş çekmek istediler.

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri "Biz Küfrü Hoşgörenlerden Değiliz" kitabında şöyle beyan buyurmuşlardı:

"ABD onu kendi nâm-ı hesabına kullanıyor. Papaza yaptıramayacağını yaptırıyor, onun vasıtası ile İslâm'ı yıkmaya çalışıyor.

Halbuki Bush'un bütün gayesi İslâm'dan intikam almaktır. Hem içeriden hem de dışarıdan yıkmak ister. İçeriden münafıklarla, papazlarla, dışarıdan da siyaseti ile." ("Biz Küfrü Hoşgörenlerden Değiliz", s. 149)

Batı bunları el altından destekliyordu, ancak 15 Temmuz'dan sonra bu desteğini alenileştirdi. Bu destek uğruna kendisine maletmeye çalıştığı bütün insani değerleri çiğnedi. Düşmanlığı ve kalbindeki kini sebebiyle üzerindeki bütün maskeleri çıkartıp attı.

Pis pisi destekledi. Bütün pislikler patladı, ortalığa saçıldı.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'lerinde bunlar hakkında şöyle buyuruyor:

"Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir necis (pislik)tir." (Tevbe: 28)

"Artık onlardan yüz çevirin. Çünkü onlar murdardır." (Tevbe: 95)

Demokrasi diyorlardı, FETÖ'cü darbeciler başarılı olamadığı için büyük üzüntü duydular. 250 şehit, iki binden fazla yaralı veren Türk halkına bir başsağlığı dilemeyi bile çok gördüler.

Haçlı Batı, bizde rüşvet, hırsızlık yok diye reklâm yapıyordu; kendi taraftarlarını devlete yerleştirmek için sınav sorularını çalan, halkın parasını gasbetmek için sofra eşkıyalığı yapan, gaza getirip çek-senet imzalattıkları insanları icraya verip oturduğu evi, altındaki arabasını alan gaspçı-hırsız FETÖ'den taraf oldu.

Adalet, hukuk diyorlardı; sahte deliller üreten, en ahlâksız iftira ve ithamları yapmaktan çekinmeyen, kendilerinden olmayanları hapse atmak için bütün hukuk ve usül kaidelerini çiğneyen, hukuk ve adalet katili Fetullahçı polis-savcı-hakim çetelerinden yana oldular.

Ahlâk diyorlardı, kişilerin en mahrem anlarını görüntülemekten, kayda almaktan çekinmeyen, hatta en şerefsizce iftiraları atmak için montaj yapan bu ahlâksızları desteklediler.

Liyakat sahibi olanlara görev veriyoruz diyorlar, bütün dünyaya fazilet propagandası yapıyorlardı. Ancak düzmece mülâkat kurulları tertip eden, kendinden olmayanları ayırmak için her türlü eziyeti yapan, nice liyakatlı insanı bertaraf etmek için her türlü entrika, iftira, eziyeti yaparak hak çiğnemeyi hak gören bu hak ve hakikat katillerine destek verdiler.

Demokrasi, hoşgörü, diyalog gibi kavramların arkasına sığınarak büyük bir korku ve zulüm imparatorluğu kurmak isteyen bu zalim, sinsi narcı teröristlere arka çıktılar.

Haçlı Batı bu kadar büyük alçaklığı, rezilliği, kötülüğü kendisine yakıştırdı. Kendisine yakışanı yaptı.

Cenâb-ı Hakk bize bu kâfirleri şöyle tanıtıyor:

"Size bir iyilik dokunursa bu onları üzer. Başınıza bir musibet gelse buna da sevinirler." (Âl-i imran: 120)

Zira onlar düşmandır ve Cenâb-ı Hakk onlarla dostluğu yasaklamıştır:

"Allah sizi, ancak din uğrunda savaşanları, sizi yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanıza yardım edenleri dost edinmenizi yasaklar. Kim onlarla dost olursa işte onlar zâlimlerin tâ kendileridir." (Mümtehine: 9)

 

 

Bu Küffar Ajanlarının Elinde 15 Temmuz Şehitlerinin Kanı Var:

 

15 Temmuz 2016 tarihinde ülkemiz büyük bir badire atlattı. CIA ajanı FETÖ memleketimizi Amerika nam ve hesabına ele geçirmeye çalıştı. Bu maksadına ulaşmak için halkı öldürmekten, devletin silahını müslümanların üzerine doğrultmaktan, nice vatan evlâdını katletmekten çekinmedi.

Ömer Halisdemir başta olmak üzere asker, polis, sivil, kadın, erkek 250 vatan evlâdı şehit oldu.

Bu alçaklar, bu hainler gözlerini kırpmadan her türlü suçu işlediler, her türlü küfrü hoş gördükleri gibi, her türlü katliamı da hoş gördüler.

Ancak Hazret-i Allah bunlara fırsat vermedi. Elhamdülillah.

Bu olay bize gösterdi ki adeta birer robot haline gelen, İslâm'dan çıkmış, küffarın ajanı imamına iman etmiş bir güruh dış düşmanın veremediği zararı memleketimize veriyor, dış düşmanın yapamadığnı yapıyor.

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri de yıllar yılı bu iç düşmanlarla mücadeleye öncelik vermişler, "İç düşman dış düşmanın yapamadığı zararı yapıyor." diyerek bunlarla büyük bir mücadele ve mücahede yapmışlardı.

Bu din ve vatan bölücüsü güruhlar kendi küfürlerini ve sahtekârlıklarını gizlemek için, bu Zât-ı âli'yi müslümanlarla mücadele ediyormuş gibi göstermeye çalıştılar, karalamaya çalıştılar, iftiralar attılar.

Ancak bugün daha iyi görüldü ki bu iç düşmanlar temizlenmeden devletin ve vatanın selâmet bulması mümkün değildir.

Binaenaleyh FETÖ'den sonra Adnan Oktar Örgütü'ne de operasyon yapılması çok hayırlı olmuştur. Bu gibi başka örgütler de devletten temizlenmeli, vatanımızda küffar namına hareket etmeleri engellenmelidir.

Dikkat ederseniz FETÖ'den sonra bu ikinci grubun iç yüzünün ortaya çıkması; dini istismar ederek nefsanî arzularının, dünya menfaatinin, iktidar ve saltanatın peşinden koşan diğer grupları telâşlandırdı. Kendi içyüzlerinin meydana çıkmasından korkmaya başladılar.

İşte bu yüzden bu bölücüler bugün ön almaya çalışıyorlar. Kendi üzerlerindeki zanları uzaklaştırmak için hakikatleri neşreden Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri'ni karalamaya, eserlerinin, beyanlarının üstünün örtülmesine çalışıyorlar. İftira atıyorlar.

 

 

Şehit ve Gazilerimizi Rahmetle Yad Ediyoruz:

 

15 Temmuz ihanetinin yaşandığı gün Hazret-i Allah bu millete büyük bir nusret bahşetti, halkımıza azim ve cihad ruhu verdi. "Vatanım, bayrağım ve dinim için buradayım." diyen kahramanlar can verdi, şehit oldu.

Şehit olma pahasına en kritik bir konumdaki FETÖ'cü özel kuvvet generali Semih Terzi'yi öldüren, şehadetinden iki gün önce hanımından Yâsin Sure-i şerif'ini okumasını isteyen Ömer Halisdemir'e;

İstanbul'daki 66. Zırhlı Tugay'a giderek oradaki zırhlı araçların sokağa çıkmasını engelleyerek İstanbul'un kurtuluşunda büyük emeği olan, hanımına 'Benim için önce vatan, sonra annem-babam, sonra sen' diyen şehit albay Sait Ertürk'e;

Ankara Gölbaşı'nda koşarak vazifeye giden, FETÖ'cü alçakların F16 ile attıkları bombalarla şehit olan ikizler Ahmet ve Mehmet Oruç başta olmak üzere şehit olan 52 polisimize;

İstanbul'da 15 Temmuz Köprüsü'nde, Saraçhane'de, Çengelköy'de, Ankara Külliye'de, Genelkurmay Karargâhında ... Türkiye'nin dört bir yanında FETÖ'cü alçaklara karşı dururken FETÖ alçaklarının kurşunları ile şehit olan vatandaşlarımıza;

Tank paletleri altında; uçak, helikopter bombaları; uçaksavar mermileri altında canını feda eden 250 şehidimize;

Hepsine minnettarız. Allah'tan rahmet diliyoruz. Mekânları cennet olsun.

Yine gazilerimizi;

Gittiği Jandarma Genel Komutanlığı'nda FETÖ'cü subay müsveddesi tarafından koruması şehit edilen kendisi de başından vurulan, gözünü açtığında "Herkes ülkemiz için benimle beraber bir kez daha dua etsin" diyen Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele (TEM) Daire Başkanı Turgut Aslan başta olmak üzere;

Tank paletleri altında, kurşun yağmurları altında, bomba sağanakları altında yaralanan, ameliyat üstüne ameliyatlar geçiren gazilerimize de Allah'tan şifalar diliyoruz, amellerinin Allah indinde kabul olmasını niyaz ediyoruz.

Hazret-i Allah hepsinden razı olsun.

Vatanımızı ve milletimizi müdafaa uğrunda yaptıkları fedakârlıklar sebebiyle bu millet hepsine minnettardır.

Bu şehitlerimize, bu gazilerimize bu azmi, bu nusreti bahşeden Allah-u Teâlâ küffara fırsat vermedi.

Kalpler kudret elinde bulunan Allah ilâhî kudreti ile insanları sevketti.

Bu ilâhî kudretten haberi olmayanlar, itimat ve imanı bulunmayanlar ise bu ilâhî sevk ve idarenin arkasında başkasını aradılar. Havsalaları almadı. Bununla yetinmediler fitne ve fesat çıkarmaya çalıştılar.

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri'nin beyanları bir kez daha zahir oldu:

"İmansız vatan, vatansız iman muhafaza edilmez."

 

 

Dış Düşmandan Daha Büyük Düşman; Münâfıklar:

 

Bunlar ve bütün bölücüler her ne kadar müslüman görünseler de, hem İslâm'a hem de müminlere düşmandırlar. O bakımdan düşmanların en tehlikelisidirler.

Bunların yaptığı zararı hangi dış düşman yapabilir?

Küffar seneler senesi PKK'yı kullanarak Türkiye'yi bölmeye çalışıyor, sınırımızda PKK devleti kurmaya çalışıyor. Eğer bu FETÖ'cü münafıklar 15 Temmuz'da başarılı olsaydı, küffarın o kadar senede yapamadığını bunlar bir günde vatanı küffara teslim edeceklerdi.

Allah-u Teâlâ bunları ve bu gibileri "Münafık" olarak isimlendirmiş, Âyet-i kerime'lerinde onları şöyle tanıtmıştır:

"Allah münafık erkeklere, münafık kadınlara ve kâfirlere içinde ebedî kalacakları cehennem ateşini hazırlamıştır.

Bu onlara yeter. Allah onlara lânet etmiş, rahmetinden uzaklaştırmıştır. Onlar için sürekli bir azap vardır." (Tevbe: 68)

"Onlar ne sizdendir, ne de onlardan." (Mücâdele: 14)

"Allah onların kalplerini imandan çevirmiştir." (Tevbe: 127)

"Sen onları sözlerinin üslûbundan tanırsın." (Muhammed: 30)

"Bunlar güya Allah'ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar. Oysa onlar sadece kendilerini aldatırlar da bunun farkında değildirler." (Bakara: 9)

Münafık; yani içi kâfir dışı müslüman; içi hâin dışı vatanperver. Koyun postuna bürünmüş kurtlar. İki yüzlü, kalleş. İçi para, madde hırsı ile dolu, dıştan bakarsan zühd sahibi! İçi gaspçı soyguncu, dışı yardımsever...

Bu yüzden bunlar dış düşmandan daha tehlikelidir.

Dış düşmanın yapamadığını İslâm maskesi altında yaparlar.

Dikkat ederseniz Osmanlı'yı yıkamayan küffar milletleri çareyi bu milleti içeriden yıkmakta aramıştır. 300 yıl boyunca çalıştılar. Bizi benliğimizden kopartmak, birbirimize düşürmek için çalıştılar. Bir miktar muvaffak da oldular.

Ancak hiçbir küffarın yapamadığını bunlar birkaç on yılda yaptılar.

Milyarlarca dolar verse bulamayacağı ajanları FETÖ bu müslüman milletin içinden aldı, kıvama getirdi, küffara teslim etti.

Şimdi hiçbir küffarın yapamayacağı zararı bu memlekete vermek için çalışıyorlar. Bütün elebaşıları dışarı kaçtı, dış memleketleri Türkiye'ye karşı kışkırtmak için her şeyi yapıyorlar. PKK ile işbirliği yapmak, "Ermeni soykırımı yapılmıştır" diye yayın yapmak, Amerikan, Alman bütün küffar istihbaratına gönüllü hizmet etmek, ülkenin ne kadar gizli bilgisi varsa bunlara peşkeş çekmek gibi her türlü hâinliği icra ediyorlar.

Nice müslümanların hem imanını, hem paralarını aldılar. Bunlar yüzünden birçok müslüman İslâm dini'nden çıkıp "Küfrü hoşgörü dini"ne girdi. Birçokları da "Madem hıristiyanlar da cennete girecek hıristiyan olayım." dedi. Sadece dinlerini değiştirmekle kalmadılar, evlerini, arabalarını satıp bunlara verdiler, İslâm'ın şiddetle yasakladığı bankalarını kurtarmak için bütün varlıklarını ortaya koydular.

İmanları gitti, paraları gitti, şimdi de hürriyetleri gitti. Hepsi hapishanelerde. Bir zamanlar asker, polis, hakim, savcı, memur idiler, bugün terörist oldular.

Ve fakat birçoğunun hâlâ uyanamadıklarını, bu sapık fikirlerinden dönemediklerini görürsünüz. Çünkü ruhları ölmüş.

"İthal balıklar vardır. Donmuş, şoklanmış. Birbirine o kadar yapışmış ama ruhları ölmüş. İşte bunlar tıpkı ölüdür. Âyet-Hadis dinlemez. Ruhları ölmüş. Bunların ruhları ölmüş."

Ne kadar acı bir durum.

"Hoca" dedikleri adam bunları öyle bir kıvama getirdi ki; normalde kötü bir söz dahi söylemekten çekinen anadolu çocukları kendi örgütleri uğruna yalan söylemekten, başkalarına iftira atmaktan, kumpas kurmaktan, para gaspetmekten, hırsızlık yapmaktan çekinmeyen; küffarla işbirliği yapıp, vatanına ihanet etmeyi kendine yedirebilen insanlara dönüştüler.

Bu sebeple bunlar memleketimiz için çok tehlikelidir.

Bunlarla mücadele çok daha ciddi, çok daha profesyonel, kılı kırk yararcasına yapılmalıdır. Taviz verilmemelidir. Çünkü bunlar hem kendilerini kurtarmak için, hem de ortalığı karıştırmak için kendilerinden olmayanı kendilerinden gibi göstermeye, sinsice başka yerlere sızmaya çalışıyorlar.

Bu hususta her türlü gayret gösterilmelidir. Bunlarla hem idarî, hem de hukukî mücadele için merkezi ve daha profesyonel bir yapı kurulması alınabilecek tedbirlerden birisi olabilir.

Merhamet etmeyene merhamet etmek, hâinlik yapana müsamaha göstermek ileride büyük zararlara sebep olabilir. Herkesin işi sıkı tutması gerekir. Adalet yerini bulmalıdır. Ve fakat her daim hak ve adaletle iş görülmelidir.

Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri işi en sıkı tutan Zât-ı âlî idi. Bunların içyüzünü ortaya sermek için hiçbir sözünü sakınmadı. Allah-u Teâlâ'nın hükümlerini neşretmekten zerre tereddüt etmedi.

Çünkü o Hazret-i Allah'a, Resulullah'a dayanır, onlar ile iş görürdü. O yalnız Hazret-i Allah'a ve Resul'e iman etmiş ve teslim olmuştu:

"Sizin dostunuz ancak Allah'tır, O'nun Peygamber'idir ve Allah'ın emirlerine boyun eğerek namazlarını kılan, zekâtlarını veren müminlerdir.

Kim Allah'ı, O'nun Peygamber'ini ve müminleri dost edinirse bilsin ki galip gelecek olanlar Allah'tan yana olanlardır." (Mâide: 55-56)

Binaenaleyh bu vesile ile daha önce defaatle yaptığımız üzere Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri'nin bu din ve vatan bölücüleri hakkındaki beyanlarını tekrar dikkat nazarlarınıza arz ediyoruz. Ki konunun ciddiyeti, dine ve vatana yapılan ihanetin büyüklüğü kavransın, ona göre tedbirler alınsın, müslümanlar uyanık bulunsun. Bunun gibi din ve vatan hâinlerine karşı uyanık, müdrik hareket edilsin.

Zira çok dikkatli olmamız lâzım. Dışımız düşmanla çevrelenmiş iken iç düşmana karşı uyanık olamazsak, büyük zaaflar ortaya çıkabilir.

Hıristiyan haçlılarla, İslâm düşmanı birçok devletle ve dünyanın en azılı terör örgütleri ile mücadele ediyoruz. Bütün küffar birlik olmuş bize saldırıyor.

Burası İslâm'ın son kalesi. Bu kaleyi düşmanlara karşı korumak hepimizin vazifesi. Ancak içerideki hâinler kapıları düşmana açmak istiyor. Bunlara fırsat vermememiz lâzım.

Bu vatana bu devlete Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri çok büyük duâlar etmiştir. Bir duâları şöyledir:

"Yâ Rabb'i! Halilullah Mekke için duâ etti,

Yâ Rabb'i! Resulullah Medine için duâ etti,

Yâ Rabb'i! Fakir bu devlet için duâ ediyor, bu devlete zevâl verme!"

Biiznillâhi Teâlâ; bu vatan, bu millet, bu devlet duâlarla ayakta duruyor.

Yoksa kâfir dışarıdan, münafıklar ve fâsıklar içeriden yıllardır bu devleti yıkmaya çalışıyor. İlâhi muhafaza olmasa ayakta kalması mümkün değildi.

 

 

Türemeler; Koyun Postuna Bürünen Kurtlar:

 

Bu bölücülerin hepsi din hırsızı, türemelerdir.

İslâm gibi görünüyorlar. İslâm dinine en büyük tahribatı yapıyorlar.

Nitekim Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bunlara "Türeme" buyurmuşlar ve onların içyüzünü Hadis-i şerif'lerinde beyan etmişlerdir:

"Âhir zamanda öyle kimseler türeyecektir ki, bunlar dinlerini dünyalığa âlet edeceklerdir. İnsanlara karşı koyun postuna bürünmüş gibi yumuşak ve güzel huylu görünürler. Dilleri şekerden bile tatlıdır. Amma kalpleri kurt gönlü gibidir.

Azîz ve Celîl olan Allah-u Teâlâ bu gibiler için şöyle buyuruyor:

'Bunlar acaba benim sonsuz affediciliğime mi güveniyorlar? Yoksa bana karşı meydan mı okuyorlar? Ululuğum hakkı için, onlara öyle ağır bir musibet vereceğim ki aralarında bulunan yumuşak başlılar şaşakalacaklardır.'" (Tirmizî)

Buna da âmil olan, İslâm maskesi altında din-i mübin'e yaptıkları büyük tahribattır.

Bu Hadis-i şerif'leri size bir çok defa arzederdik. Siz bunların yumuşaklığına aldandınız, amma gönüllerinin kurt gönlü olduğunu bilemediniz, bu kurtları desteklediniz ve beslediniz.

Şu âkıbete bir bakın, mesuliyeti bir düşünün! Onlar nerede, siz nerede? Onlarla beraber haşrolunacağınızı da unutmayın!

Bu iman hırsızlarının ve din eşkıyalarının bir kısmını size açacağız, diğerlerini siz arayın, bulun, zira her para isteyen doğru yolda değildir." (Hakikat Aylık İslâm Dergisi, Mart 2002, 102. Sayı)

Bu koyun postuna bürünen kurtlar şüphesiz kendilerine dokunacak zararı bertaraf etmek için ortalığı karıştırmaya çalışacaklar. Hakiki müslümanları hedef göstermeye çalışmalarının bir sebebi de budur. Devletin yapmak istediği temizliği halkın nazarında "Müslümanlara karşı" yapılıyormuş gibi göstermek istiyorlar.

Sol, dinsiz zihniyettekiler zaten hakiki müslüman, sahte müslüman ayrımı yapmıyorlar, zira onları şeytan aldatmış, küfrü fasıklığı güzel göstermiş. Hakiki müslümana bile tahammülleri yok.

Bir de bunlar ortalığı karıştırıyor.

Çok uyanık, çok dikkatli olmamız lâzım.

Hakiki ile sahtenin ayrımını iyi yapmamız lâzım.

 

 

Madde Mihenktir:

 

Bugün ortaya çıkan çeşitli grupların çoğu madde üzerine kurulmuştur. Bu yüzden menfaat temin ettikleri yerin müdafiliğini yaparlar, yahut hatalarını gördükleri halde ses çıkartmazlar. Bazıları dış ülkelerin istihbaratlarından yardım alırlar, onlar nam-ı hesabına çalışır, menfaat için küffarın ajanlığına razı olurlar.

Bu güruhlar helâle harama bakmadan topladıkları büyük paraları ise gayr-i meşru amaçları için kullanıyorlar. Zira haram ile büyüyen bir vücuttan ancak haram ve zararlı icraat zuhur eder.

Oysa Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri hayat-ı saadetlerinde madde ve menfaate zerre tenezzül etmemişlerdir.

"Sizden hiçbir ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yoldadırlar." (Yâsin: 21)

Âyet-i kerime'sini düstur edinmişler;

"Kimseden istemeyin, geleni reddetmeyin. Başka kuruluşlardan geleni ise, kabul etmeyin." diye vasiyet etmişlerdi.

"Para toplamak, din adına dilencilik yapmak İslâm'da yoktur. Kim ki para topluyorsa, bu gibilerin doğru yolda olmadığını Yâsin 21. Âyet-i kerime'si beyan etmektedir."

"Bu Âyet-i kerime bir huduttur ve bir berzahtır.

İmanınızın karşılığında sizden hiçbir ücret istemeyen, mal talep etmeyen, dünya ile ilgili bir menfaat beklemeyen, baş olmak ve başka gaye peşinde koşmayan bu kimselere tâbi olun." buyurmuşlardır.

Böyle bir dâveti yapan kişiler elbette ki doğrudurlar, sözlerinde samimidirler.

Oysa bugün cemaat adı altında ortaya çıkan herkesin para topladığını, dilenciliği meslek haline getirdiklerini görürsünüz.

 

 

""Ömer Öngüt -Kuddise Sırruh- Hazretleri'ne Kurulan FETÖ Kumpası; Din ve Vatan Müdafileri İle Din ve Vatan Bölücülerinin Ayrımı:

 

FETÖ, Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri'nin ismini Ergenekon tertibinin içine karıştırıp kumpas kurmaya çalıştığında Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri hemen en şiddetli bir şekilde cevap verip bunların içyüzünü olduğu gibi ortaya sermişlerdi.

Taraf gazetesinde yayınlanan haberden hemen sonra Temmuz 2009 tarihinde çıkan "Hâin Tezgâh" başlıklı dergiden sonra Haziran 2010 tarihinde de "Hâin Tezgâh" isimli kitapları yayınlandı.

Bu eserde iman ve vatanın ölçüsüne, bölücülerin hâinliklerine, din ve vatan düşmanlıklarına dair mühim izahlar yaptılar.

Konumuzla alakası sebebiyle bu izahların bir kısmını "Hâin Tezgâh" isimli kitabından (s. 100-110) aşağıya alıyoruz.

Bu beyanları;

7 Şubat Mit Tezgâhı,

17-25 Aralık Kumpası

15 Temmuz Darbe Teşebbüsü; yaşanmadan çok önce 2009 yılında yapıldığını göz önünde bulundurarak okuyunuz:

 

 

Öteden Beri Her Bir Bölücünün Yaptığı İftira:

 

Bu gibi bölücüler bizi öteden beri "Başkası nam ve hesabına çalışan bir kimse" gibi göstermeye çalışmışlardır. Şimdi de hiçbir ilgimiz ve bilgimiz olmadığı halde "Ergenekon" adı verilen örgütle bağlantılı göstermeye çalışıyorlar.

Bunlar nereden çıkıyor?

Dikkat ederseniz dergimizin logosunda "Türk bayrağı" vardır. Bu bölücüler bu bayrağı hazmedemezler.

Dergimizin logosunda Hakikat yazısının üzerinde her ay şu cümle neşredilir:

"İmansız vatan, vatansız iman muhafaza edilmez..."

Bu bölücüler dinde bölücü oldukları gibi vatanda da bölücü oldukları için bu cümleyi hazmedemezler.

Taraf gazetesi zaten bunların hiçbirini hazmedemez. Çünkü bu gazetenin bayrakla da imanla da ilgisi yoktur.

Cemalettin Kaplan Almanya'da tahta tüfeklerle halifeliğini ilân ettiği zaman Alman televizyonlarına çıkıp Türk bayrağına "paçavra" demek küstahlığında bulunmuştu. Onun hakkında neşrettiğimiz "Cemalettin Kaplan'ın İçyüzü" isimli eserimizde "Türk bayrağına paçavra diyen bir kimse nasıl müslüman olabilir?" diye içyüzünü ortaya koyduk.

Ona şu Âyet-i kerime'yi önüne sürdük:

"Nefsinin hevâ ve hevesini kendine ilâh edinen, Allah'ın da dalâleti hak ettiğini bilerek saptırdığı; kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözüne perde çektiği kimseyi gördün mü? Onu Allah'tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâlâ ibret almayacak mısınız?" (Câsiye: 23)

Ancak bu bölücüler o kadar kendilerini vatanlarından ve bayraklarından ayırdılar ki bu cümleyi, bayrak hakkındaki beyanımızı İslâm'a aykırı gibi göstermeye çalıştılar. Halbuki "Hilâl" Osmanlı devrinde olsun, İslâm devirlerinde olsun "Lale" ile birlikte Hazret-i Allah'ı temsil eden bir simge olarak kullanılmıştır. Gül ve 5 köşeli yıldız da Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'i temsil eden bir simgedir. Bu bayrak bize Osmanlı devrinden kalan, bu ülkenin İslâm ülkesi olduğunu simgeleyen en güzel bir mirastır.

Nitekim bugün birçok İslâm ülkesinin bayrağında "Hilâl" vardır. Nasıl ki birçok hıristiyan ülkesinin bayrağında kendi inançlarının simgesi olan haç olduğu gibi.

Bir zamanlar Avrupa Birliği yetkilileri "Bayrağınızı değiştirin!" diye teklif etme cüretinde bile bulundular.

Bir hıristiyan -ateist bile olsa- çıkıp kendi bayrağına "Paçavra" derken gördünüz mü?

Binaenaleyh bu bayraktan ancak küffar rahatsız oluyor.

Biz öteden beri hem dinde hem vatanda bölücülüğü yok etmeye çalışıyoruz. Bunu; İslâm dini böyle emrettiği için yapıyoruz.

Ancak bu gibiler bölücü oldukları için, bir de kendi aleyhlerindeki her bir şeyi gerek yalan, gerek iftira ile savuşturmak istedikleri için bize de iftira etmekten çekinmemişlerdir.

"Kim bir hatâ veya bir günah işler de sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, muhakkak ki büyük bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmiş olur." (Nisâ: 112)

Vatanımı, bayrağımı çok ama çok seviyorum.

İki gayemiz var bizim. İman ve vatan. Çünkü ben vatanın ne olduğunu çok iyi biliyorum. Bunun sebebi ben Yugoslavya'da doğdum.

Siz bu bayrağın şerefini bilmezsiniz, çünkü bu bayrak altında büyüdünüz. Amma yabancı bir bayrak altında büyüseydiniz o zaman bayrağın kıymetini bilirdiniz. Ben bunu çok iyi biliyorum...

Ben aslen Seyyid-i Kâinat Sebeb-i Mevcûdat Efendimiz'in aslındanım, Medine-i münevvere'denim. Orada kalabilirdim. Hatta 1952'de kalmaya da gittim ve fakat baktım ki oranın halkı Resulullah Efendimiz'e karşı çok lâubali. "Ben lâubâli yaşamaktansa hasretle yaşayayım daha hayırlı." dedim, buraya geldim.

Bir yakınım askere gittiği zaman, "Gittiğin yer Peygamber Ocağı" diye ona nasihat ediyorum.

Biz her zaman şöyle dua ederiz:

"Allah'ım! Ümmet-i Muhammed'i affet!

Vatanımızı muhafaza et! Ordumuzu muzaffer et!"

Allah korusun, bir harp çıkmış olsa en önde savaşmak isterim, ordumuza her türlü yardımda bulunmak için bütün imkânlarımı seferber ederim. Bu ne suç ne de günahtır.

Zira Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

"Vatan sevgisi imandandır." buyuruyorlar.

"İmansız vatan, vatansız iman müdafaa edilmez."

Ancak bu bölücüler kendilerini öyle ayırdılar, kalplerini öyle bir kinle doldurdular ki, hiçbir hakikati duymak istemiyorlar. Her iftirayı peşinen kabul ediyorlar. Yarın bir harp olsa cepheden kaçmak isterler. Çünkü düşman olmuşlar.

Herkes icraatını yapıyor. Güneş balçıkla sıvanmıyor. Halk bunları biliyor.

Binaenaleyh biz Hazret-i Allah'a bağlıyız. Bize "Birilerinin elemanı" yaftasını yapıştırmak çok büyük bir hakarettir. Zira Hazret-i Allah'ın nurunu yayma vazifesini yapan bir kimseye bu iftirayı atmak, Hazret-i Allah'ın nurunu söndürmeye, hükümsüz kılmaya çalışmaktır. Zaten bunların maksadı da budur.

Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:

"Onlar Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Halbuki kâfirler istemeseler de, Allah nurunu tamamlayacaktır." (Saff: 8)

 

 

İslâm Dini'ni Siyasi Maksatlarına Alet Ediyorlar:

 

Dikkat ederseniz, Taraf gazetesinde yayınlanan bu ve bunun gibi yazılar ilk önce Fethullah Gülen taraftarları tarafından satın alınan gazetelerde, televizyonlarda, internet sitelerinde yayınlanıyor.

Siz müslüman mısınız? Müslüman iseniz satın aldığınız gazeteleri İslâm dininin neşriyatını yapmak için mi aldınız? Bu gazetelerde bu neşriyat yapılmadığına göre maksadınız nedir?

Demek ki siyasi bir maksadınız var. Siz de şiiler gibi "Takiye"yi düstur edinmişsiniz. Her türlü maskeyi kullanmaktan çekinmiyorsunuz.

İslâm dininde bu var mı? Yok.

Seneler önce başladınız. Taraftarlarınızı askeri okullara, polis okullarına yerleştirmek için yönlendirdiniz. Bunu artık herkes biliyor.

......

Dikkat ederseniz her bir bölücü konuşurken kendini millet yerine koyuyor. Halbuki kendi taraftarı olmayanlara hayat hakkı tanımak istemezler.

Birçok masum vatan evlâdını kendi maksadınız için kullanmaya, kendinizi aradan çıkartmak için ortalığı karıştırmaya çalışıyorsunuz.

....

Bugün bile kendilerinden olmayana hayat hakkı tanımak istemiyorlar. Yarın bütün kuvvet bunların elinde olsa ne yapacaklar?

Halbuki şu zamanda küffar, orduları ile İslâm dünyasına saldırıyor. Burada kuvvetli bir devlet, kuvvetli bir ordu gördüğü için ileriye gidemiyor.

"Ortalık karışırsa karışsın, gerekirse Amerika'ya kaçarız!" diye mi düşünüyorsunuz?

Hadi siz kaçtınız, bu müslüman halk ne yapacak? Burası bir Irak, bir Afganistan olursa hoşunuza mı gidecek?

Ey müslüman! İslâm dünyasını görüyorsunuz, küffarın girdiği yerde halk imanını da namusunu da koruyamıyor. Bu memleketin halinin böyle olmasına müsaade edecek misiniz? Irak'ın hali ortada değil mi?

Binaenaleyh ordu bu milletin ordusudur. Milleti orduya düşman etmek isteyenler küffarın ekmeğine yağ sürüyorlar. "Bu bölücülerden değiliz" diye bize de kara çalmaya çalışıyorlar. İftira ve yalan ile bizi örgüt üyesi gibi göstermeye çalışıyorlar.

.....

Halbuki devlet içinde bulunduğumuz bir gemidir. Yıkıldığı zaman okyanusun dibine içindekilerle beraber gider. İşte Afganistan, işte Irak!..

Dikkat ederseniz tarih boyunca hakiki âlimler, evliyaullah dâima ıslahat ile meşgul olmuştur, bölücülük yapmamıştır.

Memleketin başına bazen iyi bazen kötü kimseler geçebilir. Nitekim böyle de oluyor. Bize düşen nasihattır, ıslahattır, bölücülük değil.

İşte bölücüler bu hakikatleri yüzlerine vurduğumuz için bizi karalamaya çalışırlar.

 

 

Bizim Hiçbir Siyasi Maksadımız Yoktur:

 

Eserlerimiz incelendiğinde siyasi hiçbir şey bulamazsınız. Gayemiz İslâm'dır, isim değil, muradımız Hazret-i Allah ve Resul'üdür, bölücülerden herhangi biri değil.

Bizim bütün gayemiz budur, Allah ve Resul'üdür, Hazret-i Allah'ın hoşnutluğunu kazanmaktır.

"Taraftarımız çok olsun!", "İktidar bizim olsun!" diyenlerden; kendisini mehdi ilân edenlerden; dünya saltanatı için İslâm dininin hükümlerini ortadan kaldırmaya çalışanlardan; dünya menfaati için, onun, bunun veyahut yabancıların adamı olanlardan değiliz. Başkaları gibi ABD'den ahkâm kesmiyoruz, kendi ülkemizde Allah ve Resul'ü adına irşad hizmetimizi sürdürme gayreti içindeyiz.

Dünyanın Hazret-i Allah katında sivrisinek kanadı kadar değeri olsaydı, kâfirlere bir içim su vermezdi.

Binaenaleyh dünyada bize lâzım olan "İman"dır. Bütün dünya bizim olsa, iman olmadıktan sonra ne kıymeti var? Ebedi bir hayat karşısında bu kısa ömrün ne hükmü var?

Bizim bütün gayemiz "İman kurtarmaktır." Bediüzzaman Hazretleri de "İman kurtarmak" için mücadele etmişti. Ancak bugün onun yolundan gittiğini iddia edenler dünya saltanatı için imanları pahasına bankalar kurdular, küffar ile kol kola girdiler. Bank Asya bunların bankasıdır. Bu bildiğimiz, bilmediğimiz kim bilir daha neler var?

Önce küfrü hoş gördü, sonra Amerika'ya gitti. Halbuki Bediüzzaman Hazretleri'nin ömrü bütün zorluklarına rağmen bu memlekette geçti. Hayatı ne zorluklarla geçti. Ne mahkemelerde geçti. Senelerce hapis yattı. Cenazesi bile bilinmeyen bir yere defnedildi. Ama o ne başka bir ülkeye sığınmaya kalkıştı, ne de harama, fâize daldı.

İşte bunların İslâm'la alâkası kalmadığı gibi Bediüzzaman Hazretleri ile de ilgisi yoktur.

"Onlar müminleri bırakıp kâfirleri dost edinirler. Onların tarafında bir şeref ve kudret mi arıyorlar? Bilsinler ki şeref ve kudret tamamen Allah'a âittir." (Nisâ: 139)

"Ey iman edenler! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, o onlardandır." (Mâide: 51)

"Eğer onlar Allah'a, Peygamber'e ve ona indirilene (Kur'an'a) inanmış olsalardı, onları dost edinmezlerdi. Fakat onların çoğu yoldan çıkmış fâsıklardır." (Mâide: 81)

Bediüzzaman'ın nurlu yolundan gidenleri yayınlarımızda daima bunlardan ayrı tuttuk. Onun için onun yolundan ayrılanları "Narcı" diye tabir ettik. Zira bunlar "Nur"u bırakıp "Nar"a talip oldular. "Nurcu" iken "Narcı" ismini aldılar.

"Allah'ın âyetlerini az bir dünya menfaati karşılığında sattılar da insanları O'nun yolundan alıkoydular. Onların yaptıkları gerçekten ne kötüdür!" (Tevbe: 9)

Şimdi değil Türkiye bütün dünya sizin olsa iman olmadıktan sonra ne yapacaksınız?

Hazret-i Allah cehennemine koyduğu zaman, bu dünya gibi kaç dünyayı feda etmek istersiniz, ancak iş işten geçmiş olur.

Bizim bütün maksadımız budur. İman kurtarmaktır. İslâm'ın asliyetinin bozulmasını engellemektir.

Yoksa bizim kimseye garezimiz yok.

Biz hakikati neşretmemiş olsaydık, "İslâmiyet budur" zannedilecekti.

Bu mücadele ve irşad zanların ötesindedir. Hazret-i Allah'ın yardımı ve vazifedar kılması iledir.

"Sizin dostunuz ancak Allah'tır, onun Peygamber'idir ve Allah'ın emirlerine boyun eğerek namazlarını kılan, zekâtlarını veren müminlerdir." (Mâide: 55)

Biz, göre göre konuşuyoruz, göre göre yazıyoruz. Bir kimse için küfre düştü dediğimiz zaman, durumunu İslâm terazisinde tartarak konuşuruz. Onun için rahat konuşuyoruz.

Bunu bölücülerin anlaması mümkün değildir.

 

Bizim Gizli Bir Maksadımız da Yoktur:

Bizim inancımız ne ise sözümüz de odur. Gizli niyetimiz, gizli toplantılarımız yoktur. Maksadımız Hazret-i Allah ve Resul'ü olduğu için gizliliğe de ihtiyacımız yoktur.

Binaenaleyh gizli bir niyetimiz olmadığı için herkesle rahat görüşürüz. Birçok kimseler gelir gider. Kimisi takip etmek için gelir, kimisi hakikati merak ettiği için gelir. Sağlığımız elverdiği müddetçe herkesle görüşürüz. Ne sekreterimiz var, ne de kapalı kapılarımız var. Burası Hakk kapısıdır. Gelen bir misafiri geri çevirmek bize büyük bir ağırlık verir. Ancak yaşım ilerledi, ciddi rahatsızlıklarım var. Artık eskisi gibi misafir kabul edemiyorum. Ancak bizi tanıyanlar bu niyetimizi ve bu halimizi bilirler.

 

 

Bizim İstikametimiz Öteden Beri Aynıdır:

 

Bu zamanda istikamet üzere olmak ancak Allah-u Teâlâ'nın ihsan ve ikramı iledir.

Kimseden para toplamayız. İslâm'ı "Cep cihadına" "Dilenciliğe" çevirenlerden değiliz.

"Sizden hiçbir ücret istemeyenlere uyunuz, onlar doğru yoldadırlar." (Yâsin: 21)

Âyet-i kerime'sini düstur edinmişizdir. Oysa hiçbir din kurucu bu Âyet-i kerime'yi duymak dahi istemez.

Hangi peygamber, hangi İslâm âlimi para toplayarak dini yaymaya çalışmıştır?

"De ki: 'Ben buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum.'" (En'am: 90)

"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabb'ine âittir." (Şuârâ: 109)

Bunlar ise işi o kadar büyüttüler ki, para toplamak en büyük icraatları oldu. Dilencilik sanatları oldu.

Üstelik bu icraatlarının hepsine İslâm dinini alet ediyorlar. Bundan büyük zulüm olabilir mi?

İslâm âlidir. Bunların bu icraatlarından, bu rezaletlerinden uzaktır.

Bu millet bu hakikatleri duyunca ferahlıyor, "Oh!" diyor. İmanı tazeleniyor. Çünkü bu yanlış icraatlar İslâm'a maledildikçe İslâm'dan çıkıyordu. Gördü ve anladı ki bunların yaptıkları İslâm'a tamamen zıt.

Kimisi de bunların İslâm'a aykırı olduğunu hissediyordu ancak ismini koyamıyordu. Eserlerimizi okuyunca "Tamam, işte İslâm budur!" dedi. Birçoklarının imanları kurtulduğu gibi, birçokları da hakiki İslâmiyet'i öğrenmiş oldu.

Bu hakikatleri bu müslüman millet elbette duyuyor. Memuru da duyuyor, amiri de duyuyor. Polisi de okuyor, askeri de okuyor.

Binaenaleyh imanı vicdanı olan bu sahil-i selâmeti bulduğu zaman dört elle sarılıyor.

İnsanların bir kısmı neşriyatımızı gördüğü zaman üzerindeki isme bakıyor.

Halbuki her zaman söyleriz. "Bunlar benim hükmüm değil, Allah ve Resul'ünün hükmünü arzediyorum. Bana maletmeyin!" diyorum.

Bizim bütün gayretimiz istikamet üzere gitmektir. Fâizi yemeyiz, helâle harama dikkat ederiz. Helâl kesildiğinden emin olmadığımız eti yemeyiz. Değil haramdan şüpheliden dahi kaçarız. Para toplamayız.

Oysa bugün "Müslümanım!" diyen birçokları nereden geldiğine bakmadan, haram mı helâl mi diye araştırmadan para toplarlar.

Haram yemekten, fâizle iştigal etmekten çekinmezler.

 

 

Bu İftiracıların En Büyük Vasıfları; Haram Yemeleri ve Hep Yalana Kulak Vermeleridir:

 

Allah-u Teâlâ bu gibi haramzâdelerden şöyle haber veriyor:

"Onlar hep yalana kulak verirler, durmadan haram yerler." (Mâide: 42)

Dikkat ederseniz bunlar haram yedikleri gibi, Âyet-i kerime'de haber verildiği üzere yalana iştiyaklıdırlar.

Biz bu hakikatleri, bu iftiranın içyüzünü açıklıyoruz. Bununla beraber her bir yalancı bölücünün bunları duymak dahi istemeyeceğini biliyoruz. Çünkü onlara yalan lâzım. Kendi yalan yollarını idame ettirebilmek için.

Bu bölücüler elde ettikleri haram paraları talebelere yedirmekten çekinmezler. Bir de talebe yetiştiriyoruz diye iftihar ederler.

Halbuki haram giren vücuttan hayırlı icraat beklenir mi? Beklenmez. Bunu ben söylemiyorum Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz söylüyor:

"Haramdan meydana gelen her vücuda, ateş daha lâyıktır." (Tirmizî)

Oysa bunların her şeyleri haram.

"Bir insan ki, büyük bir iştiyâkla, (Hacc veya Umre için) yola çıkar. Birçok eziyetlere katlanır, toz toprak içinde kalır. Ellerini semâya doğru açıp Yâ Rabb'î, yâ Rabb'î diye yalvardığı halde, yediği haram, içtiği haram, giydiği haram ve her türlü gıdası haramdır. Böyle bir adamın duâsı nasıl kabul edilir?" (Müslim)

İşte bu haramlara daldıkça her bir bölücü yoldan çıktı, İslâmdan ayrıldı. Birçoklarını ikaz ettik, "Harama dalmayın, para toplamayın!" dedik. Çok azı bizi dinledi.

İşte bu haramlar bu icraatlara sebep oluyor. Yalan, dolan, iftira, entrika. Her şey var.

Oysa Resulullah Aleyhisselâm ne buyuruyor:

"Söylediklerine inanacak bir mümin kardeşine yalan söylemen, çok büyük bir hıyanettir." (Ebu Dâvud)

"Yalandan sakınınız. Zira yalan ile iman bir arada bulunmaz." (Ahmed bin Hanbel)

"Yalan söyleyenler muhakkak lânete uğramıştır." (Münavi)

Görüyorsunuz işte! Yalan söyleyen kimselerin sıfatları bunlardır.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz diğer bir Hadis-i şerif'lerinde de şöyle buyurmuşlardır:

"Amelleri Tihame dağı kadar büyük olan nice topluluklar vardır ki kıyamet günü haşredilecekler ve cehenneme atılmaları emredilecek."

Ashâb-ı kiram:

'Namaz kıldıkları halde mi ya Resulellah?' diye sorunca şöyle devam ettiler;

"Evet bunlar namaz kılarlar, oruç tutarlar, geceleri çok az uyurlardı. Ama kendilerine azıcık bir dünyalık arz edildi mi dört elle sarılırlardı." (Irakî, Muğni lll. 204)

İşte bunların durumu budur. Dünyaya sarılmakta bunlardan ustası yok." ("Hâin Tezgâh", Haziran 2010, s. 100-110)

 

 

Amerika İslâm'ı Yıkmaya, Yerine F. Gülen'i Getirmeye Çalışıyor:

 

(Ömer Öngüt -kuddise sırruh-, "Biz Küfrü Hoş Görenlerden Değiliz", Mart 2005)

 

"Küffar Memleketimizi İstila Ediyor:

Son yıllarda Hıristiyan misyonerleri büyük bir gayretle, büyük paralarla çalışıyorlar. Küffar çok büyük bir plân çeviriyor; insanlarımızı hıristiyan yapmaya çalıştıkları gibi topraklarımızı satın alıyorlar. Memleketimizi yavaş yavaş istila ediyorlar.

Ey İslâm cemaati!

Kabirde misiniz!

İman binanızı tutuşturdular. Vatanınıza da sahip çıkıyorlar. Kabirde misiniz ki hiç sesiniz çıkmıyor!

Hâlâ dininize ve vatanınıza sahip çıkmayacak mısınız?

Bu necip millet yüzyıllar boyu İslâm için cihad etmiş, küffarı zelil etmiş, haçlı seferlerine karşı İslâm dünyasına kalkan olmuştur. Küfür ve zulüm beldelerine İslâm dininin nurunu, adalet ve huzurunu taşıyarak hiçbir zorlama yapmadan birçok hıristiyanın İslâm dini ile müşerref olmasına vesile olmuştur.

Bu hakikatlere gözlerini kapatan, zulüm ve küfründe ısrar eden küffar milletleri ise çok defa birleşerek bu milleti ve dini yıkmak için her türlü yolu denemişlerdir.

Nitekim küffarın maksadını Allah-u Teâlâ bize şöyle tanıtıyor:

"Eğer onların güçleri yetse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler." (Bakara: 217)

Bu milleti cepheden yıkamayan, bu yolla gayesine ulaşamayacağını anlayan küffar son çare olarak içeriden yıkmaya çalışmış, yaklaşık 300 yıldır bu doğrultuda netice alabilmek için ellerinden geleni yapmışlardır. Ancak bu müslüman millete nüfuz edemedikleri için bir türlü nihai darbeyi vuramamışlardır. Küffar milletlerinin ve onlara hizmet eden ajan-misyonerlerin yüzyıllar boyu yapamadığını son 10 yıldır "Hoşgörü-diyalog" adı altında bu millete küffarı ve küffarın küfrünü hoş gösteren münafıklar yapmıştır. Bugüne kadar gizliden gizliye çalışan ajan-misyonerler artık alenen çalışıyorlar, niyetlerini gizlemedikleri gibi artık rahat çalışabilmekten memnuniyetlerini ifade ediyorlar.

Bugün memleketimiz ve dinimiz üzerinde en büyük çalışmayı Amerika yapıyor. İslâm'ı yıkmaya, yerine F. Gülen'i getirmeye çalışıyor. Amerika'ya hizmet eden de İslâm'ın yıkılmasına hizmet etmiş oluyor. Bunların durumu budur. Maksatları İslâm'ı yıkmaktır. Bu güzelim vatanı bölmek için, küfrü yaymak için çok çalışıyorlar.

Küffarın memleketimize ve bu millete nüfuz etmesine zemin hazırlayan bu münafıklar küffarın ajanıdır. Küffarın yapamadığını İslâm maskesi altında yapmaktadırlar. Hıristiyanların namına çalışır, onların himayesi altındadır. Türkiye ile, İslâm ile hiçbir ilgileri yoktur.

Bu münafıkları Allah-u Teâlâ bize şöyle tanıtıyor:

"Münafıklar cehennemin en alt tabakasındadırlar. Artık onlar için hiçbir yardımcı bulamazsın." (Nisâ: 145)

"Onlar kendi yüklerini, kendi yükleriyle beraber daha nice yükleri taşıyacaklar ve uydurdukları şeylerden kıyamet günü mutlaka sorguya çekileceklerdir." (Ankebut: 13)

"İnkâr edip de insanları Allah'ın yolundan alıkoyanlara, fesat çıkarmaları yüzünden, azap üstüne azap vereceğiz." (Nahl: 88)

"Onlar hem insanları (Kur'an'dan) menederler, hem de kendileri ondan uzak dururlar. Böylece ancak kendilerini helâke atarlar da farkına varmazlar." (En'am: 26)

"Onlar düşmandırlar, onun için (kendilerine emniyet etme) onlardan sakın. Allah kahretsin onları! Hakk'tan nasıl çevriliyorlar?" (Münafikûn: 4)"

("Biz Küfrü Hoş Görenlerden Değiliz", s. 133-134)

 

 

Amerikan Ajanıdır:

 

(Ömer Öngüt -kuddise sırruh-, "Biz Küfrü Hoş Görenlerden Değiliz", Mart 2005)

 

"Göz yaşlarıyla: "Bir evimden başka hiçbir şeyim yok." diyordu. Müslümanların merhametini celbediyordu. Ne para, ne senet, ne ev, ne araba, hiçbir şey bırakmadı, soydu yoldu.

Bu soyma işini bitirince Hazret-i Allah'a ve Resulullah'a harp ilân etti ve banka kurdu.

Daha sonra papazlarla anlaştı, kiliseler açtı.

Allah-u Teâlâ'nın murdar dediğine;

"Şüphesiz ki Allah katında yürüyen canlıların en kötüsü kâfir olanlardır." (Enfâl: 55)

Âyet-i kerime'sinde beyan buyurduğu kâfirlere "Hazret" diyor.

Çünkü bu duruma düşmüş.

Bu güzelim vatanı bölmek için küfrü yaymak için çok çalışıyorlar.

Küfrü hoş gördüğüne göre hıristiyanlar namına çalışıyor, İslâm'ın ise aleyhinde çalışıyor.

Amerika'da yaşayıp oradan idare ettiğine göre, Amerika kendi nam-ı hesabına kullandığına göre Amerikan ajanıdır. Onların himayesi altındadır. Türkiye ve İslâm'la hiçbir ilgisi yoktur. ABD'nin direktifi ile çalışır. En büyük İslâm düşmanıdır. Küfrü hoş görenleri oradan idare ediyor. Hususi görüntülü telefonları vardır, onlarla konuşuyor. Ayna gibi halk onu görsün.

Bütün gayesi hıristiyanlarla bir olup İslâm kalesini içten içe yıkmaktır. Bunu bir müslüman yapar mı? Bu icraat bizden görünüp içten tehlike arzeden münafıklara yakışır.

Münafık; bizden görünüp düşmanla, kâfirle dost olan demektir.

"Allah münafık erkeklere, münafık kadınlara ve kâfirlere ebedî kalacakları cehennem ateşini hazırlamıştır. Bu onlara yeter. Allah onlara lânet etmiş, rahmetinden uzaklaştırmıştır. Onlar için sürekli bir azap vardır." (Tevbe: 68)"

("Biz Küfrü Hoş Görenlerden Değiliz", s. 144-145)

 

 

Bu Münafığın, Bir ABD Ajanı Olduğunu Size Duyurmak İstiyoruz:

 

(Ömer Öngüt -kuddise sırruh-, "Biz Küfrü Hoş Görenlerden Değiliz", Mart 2005)

 

"ABD onu ajan olarak kullanıyor. Papaza yaptıramayacağını yaptırıyor, onun vasıtası ile İslâm'ı yıkmaya çalışıyor. Zira halkın bir kısmı onu müslüman zannediyor.

Bu münafığın bir ABD ajanı olduğunu size duyurmak istiyoruz.

Bütün gayesi hıristiyanlarla bir olup, İslâm kalesini içten içe yıkmaktır.

Halbuki Bush'un bütün gayesi İslâm'dan intikam almaktır. Hem içeriden hem de dışarıdan yıkmak ister. İçeriden münafıklarla, papazlarla, dışarıdan da siyaseti ile."

("Biz Küfrü Hoş Görenlerden Değiliz", s. 149)

•

"Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde buyurur ki:

"İnsanlar arasında öyleleri var ki, bir bilgisi olmadığı halde Allah yolundan saptırmak ve onunla alay etmek için boş lâfı satın alır. İşte onlara alçaltıcı bir azap vardır.

Ona âyetlerimiz okunduğu zaman sanki kulaklarında ağırlık varmış da işitmiyormuş gibi büyüklük taslayarak sırt çevirir. Artık sen ona acıklı bir azap ile müjde ver." (Lokman: 6-7)

Müslüman gibi göründü, takva ehli imiş gibi hareket etti. Biz bunun üzerinde ayrı ayrı parmakla basmıştık.

Fakat bu sonki tutumu, banka kurması, din kurup dinine çekmesi ve bunların hepsinden sonra dışarıya kaçması "Amerika'nın ajanı olduğu, bu yaptığı işleri bu perde altında mı yapıyormuş?" sorusunu akla getiriyor.

Yani önce müslümanları dinden çıkardı, sonra paralarını aldı, mallarını mülklerini aldı, sonra banka kurarak Hazret-i Allah'a resmen harp ilân etti. Bunlardan sonra da küffara sığındı, demek ki bunların ajanı imiş.

Ve fakat biz Âyet-i kerime'lere ve Hadis-i şerif'lere bakarak bunlar hakkında rahat rahat hüküm veriyoruz."

("Biz Küfrü Hoş Görenlerden Değiliz", s. 98-99)

•

"İnsan sınıflarından her birini
biz o gün imamlarıyla (önderleriyle) beraber
çağıracağız."
(İsrâ: 71)

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |