EVLİYÂ-İ KİRAM
-Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN
"HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI (209)

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- (13)

 

Nisan 2018
Hakikat Aylık İslâm Dergisi
s. 40-41

 

 

 

"Menâzilü'l-Kurbe":
"Yakınlık Menzilleri" / 4

 

Takvâ Hakkında Bir Mesele (2)

[Mahşer] gün[ün]den sakınmaya gelince; hiç şüphesiz ki bu, sevaplarla, cezâlarla, ilâhi adâlet ve nusret (yardım)la ilgili olarak Allah'tan haşyet ve korku duyulacak bir gündür. Sevap işlemek ilâhi ihsan üzerine, ilâhi cezalar ubûdiyet (kulluk) üzerine, ayrıca yine ilâhi ceza küfrân üzerine gerçekleşir. O, halkın tüm sözlerini bitirip sona erdirinceye kadar ilâhi adâletini izhar eder, konuşulanlar artık O'nun ektikleri olur ve O'nun hakkı bir yardımcı olur. Sonra ilâhi rahmetini neşreder, fazlını ve lütfunu izhar eder, cömertlik ve keremini saçar ve beşerin kalbi üzerinde hiçbir endişe ve tehlike bırakmayacak ilâhi güzelliğini zâhir kılar.

Bu gündeki yaratılış hakkında ise şöyle buyurulmuştur:

"'Ol!' dediği gün her şey oluverir. O'nun sözü haktır. Sûr'a üflendiği gün de hükümranlık O'nundur." (En'am: 73)

Onun zamanını, dünya günlerine göre elli bin miktarı bir süreye kadar uzatır. Başlangıçta bahsettiğimiz şeylerin tümü, bu günün yarısında meydana gelir ve tâ ki gece yarısı oluncaya dek devam eder. Konuşmaları arasında vakit gelip çatınca birbirlerini sevenler ve dost olanlar cennet kapısında bir araya toplanırlar. Rahmân onlara ziyafette bulunur. Nitekim onların haşyet ve korkularından hemen sonra, en sonuncuları da Sırat'tan çıkarılır. Düşmanlar ise ateşten perdeler içerisinde cehennem kapısında biraraya toplanırlar, [53] nihâyet [ateş] onları çepeçevre kuşatır.

Onlar orada yağmurlarla ıslanırlar.

Zira onlar:

"Üç kola ayrılmış olan bir gölgeye gidin!" (Mürselât: 30)

Âyet'indeki sona bırakılma gibi, su ile yağmurda bırakılırlar.

Ateşe giren bir kişi, onların fevkinde gölgelendirilir. Burada söyleşirler, sâhiplenmelerini zayıflatırlar. Sonra ateş ehli azâba uğratılmaları için cehenneme girer; cennet ehli ise ilâhi nimetlere kavuşturmaları ve sevinç ve sürur duymaları için cennete girerler.

Bu günün kalan yarısı ise yirmi beş bin seneye eşdeğerdir. Birbirleriyle sevgi etrafında birleşenler, ayrımcılıktan ve herhangi bir halel getirilmekten yana çözülmüş olurlar, sıkıştırılırlar, sınırlandırılırlar ve konacakları menzillere dağıtılırlar.

Onlar eşleri ile birlikte ilâhi nimetlere nâil olurlar; mânevi hisselerine ve elde edecekleri mülklere nazar kılarlar. Düşmanlarını anar ve onların üzerine bırakılırlar; nihayet düşmanlarını bağlarlar, onlara galebe çalarlar ve boyundurukları altına alırlar. Onları sıraya dizer, üzerlerine katrandan elbiseler giydirirler. Baş kaldıranlarını darp edip işini bitirirler.

Onlar köşk ve kasırlarda otururlar, "merhamet sahipleri" ve "marifet ehli" olarak nidâ edilirler. Birbirleri üzerine dizilip meclislerde oturarak sevdikleri kendilerine nazar eder; onlarla güler ve eğlenirler. Her iki diyarda da acâip karşılanacak veyl, hasret çekmeler, pişmanlıklar, kınamalar ve helâkiyete dâvet edilişler de buradadır; mutluluk ve sevinç, neşe ve sürûr, ilâhi minnetlerini iliştirmesi ve yönlendirmesi nedeniyle Allah'ı tesbih, takdis ve tahmid de bu diyardadır. Tamamlanışına kadar bu süreyi vasfetmeye kim güç yetirebilir?

Elli bin sene uzunluğundaki bu gün tamama erince, yarısı cezaya, hesaba ve azarlamalara çarptırılırken; diğer yarısı sahiplendiklerine karşılık cezaları kaldırılıp cennete dağıtılırlar. Büyük ve ismi mübarek olan Allah'ın emri onların üzerindeki ateş katmanlarınının kapılarını kapatır, onlara halel getirilmesini de önler ve kendilerine bir set olur.

Düşmanların cisimlerine bir mihnet olan bu zindan kilitlenir, sûreti kabzolunur ve unutulur, [54] sonra O'na duâ ve nidâdan yana nasip uzaklaştırılıp onlara hitap edilir:

"Allah: 'Yıkılıp gidin içerisine! Benimle konuşmayın!' buyurur." (Mü'minûn: 108)

Nitekim O, bu husustaki vaadini bildirerek:

"Andolsun ki cehennemi hem cinlerden, hem insanlardan bir kısmıyla tamamen dolduracağım!" buyurmuştur (Secde: 13)

Sonra düşmanların boyunları üzerine O'nun kademi konulur ve O'nun gazabı üzerlerine gönderilip onları çepeçevre kuşatır.

İlâhi gazap da ancak lanetle son bulur; sonra onlardan yüz çevirir ve onları unutur. Onlar sanki hiç var olmamış gibi olurlar.

Onların özleri O'nun mülkünden bir mülkün içindedir. Hiç var olmamış bir ateş topu gibi, O'nun var etmeyişine ehil gibi olurlar. Sonra, başlangıçta var olan bu ferahlıkla sevdiklerinin üzerine çevrilirler. Onun bu ferahlığı zuhur edince, cennetler ehlinin katlarına, tâ ki işin nihayetine kadarki en son dereceye dek ulaşır.

İlâhi nimet, sürûr ve sevinç içindeki cennetler kat kattır.

O, Câbir bin Abdullâh -radiyallahu anhümâ-dan rivâyet edilen şu haberle tavsif edilmiştir:

"Onlara şöyle ilâhi bir nidâ gelir:

'Ey ehl-i cennet! Sizi hiç kimsenin ulaşamayacağı en güzel şeyle başbaşa bırakacağım!'

Derler ki:

'Ey Rabb'imiz! O da nedir?'

Buyurur ki:

'Benim sizden râzı olmam!..'"

Nitekim o, Allah-u Teâlâ'nın şu buyruğu ile tescil edilmiştir:

"Allah'ın rızâsı ise hepsinden daha büyüktür." (Tevbe: 72)

İşte burada her iki diyâr ehlinin de tavsifleri bitip tükenir. Nitekim kitaplardan ve resullerden gelen haberlerde [bu hususla ilgili] her şey gelmiştir. Şu kadar var ki, halka bu haberden yana gelenler de ancak taşımaya güç yetirebilecekleri kadarıdır. Nitekim bu günün müddeti hakkında yüklenen haber, süresinin elli bin yıl kadar olacağıdır. Bu gün bitip sona erdiğinde, yarısı mahşerde, yarısı re'fette iken tavsif sona ermektedir.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |