Felâk Sûre-i Şerif'i (5)

 

Şubat 208
Hakikat Aylık İslâm Dergisi
s. 28-29

 

İstiâze (2)

 

"Yaratıkların şerrinden." (Felâk: 2)

Başta insanlar ve cinler olmak üzere, zarar verebilecek durumda olan ne ki varsa onların şer ve belâlarından kişiyi ancak Allah-u Teâlâ'nın hıfz-u himâyesi kurtarır. Hiç kimse O'nun irâdesine karşı gelemez, hiç kimse O'nun kudretinden kurtulamaz. Sevdiklerine ulaştırmak istediği rahmetini önleyecek bir kuvvet olmadığı gibi, gadabından kurtaracak bir kuvvet de yoktur.

 

•

 

"Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden." (Felâk: 3)

Yeryüzüne karanlık çöktüğünde, ortalığı korku kaplar, karanlıktan yararlanarak kötü kişiler kötü icraatlarını yapabilmek için fırsat bulurlar, suçlar çoğu zaman gece karanlığında işlenir, ahlâksızlıklar yayılır, hırsızlıklar ve düşmanlıklar çoğalır, bir tehlike ile karşılaşıldığı zaman yardım imkânı az olur.

Bu sebepledir ki Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bazı Hadis-i şerif'lerinde; güneş battıktan sonra şeytanların her tarafa yayılacağını, kapıların kilitlenmesini, ateşin söndürülmesini, bir çöple bile olsa kapların üzerlerinin örtülmesini, dağarcıkların ağızlarının bağlanmasını, çocukların içeriye alınmasını, hayvanların kapatılmasını, gece evlerden dışarıya çıkmanın azaltılmasını emir buyurmuşlardır.

Karanlığın çökmesi; zulüm ve cehalet karanlığını, karanlık fikirleri, insanın iç âlemini karartan öfke, kin, kibir, şehvet, düşmanlık, haset, kıskançlık gibi kötü huyları da içine alır.

 

•

 

"Düğümleri üfürüp büyü yapan büyücülerin şerrinden." (Felâk: 4)

Bir kimseye büyü yapıp etki altına alabilmak için şeytandan ve yıldızlardan yardım istenir de yapılır. Onun içindir ki sihir yapmak küfürdür.

Şu kadar var ki Âyet-i kerime'de buyurulduğu üzere:

"Allah'ın izni olmadıkça onlar kimseye zarar veremezler." (Bakara: 102)

Müessir olan her şeye tesir etme hususiyeti veren Allah-u Teâlâ'dır. O büyü sebebiyle zuhura gelen zararlar yine O'nun dilemesi ve yaratması ile olur. Bu imtihan dünyasında bu gibi bir takım haller cereyan etmektedir.

İslâmiyet sihri inkâr etmemiş, ancak Tevhid inancına zarar verdiği, İslâm ahlâk ve prensiplerini bozduğu, kötüye kullanıldığı için kesinlikle haram kılmıştır. Bir müslümanın bunlarla meşgul olması katiyetle doğru değildir, bu gibi şeyler küfür basamaklarıdır.

Cenâb-ı Hakk Âyet-i kerime'sinde şöyle buyuruyor:

"Nerede olursa olsun, sihirbaz aslâ iflâh olmaz." (Tâ-hâ: 69)

Bir Hadis-i şerif'te şöyle buyurulmaktadır:

"Her kim arrâfe, sihirbaza veya falcıya gidip bir şey sorar ve onun dediğini tasdik ederse, Muhammed'e indirileni inkâr etmiş olur." (Bezzâr)

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz sihri; "Helâk edici yedi büyük günah"tan biri saymıştır.

Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:

"Büyücüler kendilerine zarar verip menfaat vermeyecek şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun ki onlar, sihri satın alan kimse için ahirette hiçbir nasip olmayacağını biliyorlardı. Ne fena bir şey karşılığında nefislerini sattılar! Keşke bilmiş olsalardı!

Eğer onlar iman edip Allah'tan korksalardı, Allah katında kendilerine verilecek sevap daha hayırlı olurdu. Keşke bilmiş olsalardı!" (Bakara: 102-103)

 

•

 

Fahreddin Râzi Hazretleri Tefsir-i Kebir'inde sihrin sekiz çeşidini saymıştır.

Bu husustaki bilgilerin özeti şöyledir:

1."Gildânî sihri" Semâvî kuvvetlerle yeryüzüne ait kuvvetlerin karışımı yoluyla meydana getirildiği söylenen ve tılsım adı verilen şeylerdir. Eski bir kavim olan Kildânîlerin tılsım adı verilen bazı acaip şeyler yaptıkları bilinmektedir.

2. Evham sahiplerinin ve kuvvetli kişilerin sihirleridir. Riyazet, uzlet, rukye, muska... ve benzeri bazı yollara başvurarak, ruh ilminin bazı garip olayları ile uğraşırlar. Manyetizma, hipnotizma, fakirizm ve diğerleri böyledir.

Sihrin en aldatıcı ve en tehlikelisi de budur.

3. Cinlerden yardım görme yoluyla yapılan sihirdir, cincilik dedikleri şey budur.

Bugünün ispirtizmacıları bu cinlerden sayılabilir.

Bu üç kısım sihir, sihrin en meşhurlarıdır.

4. Göz yanıltmak ve el çabukluğu denilen sihirler. Bunlara sihirden daha çok hokkabazlık adı verilir. Bunun esası duyuları aldatmadır. Bu tıpkı gemide ve trende giderken sahili hareket ediyor gibi görmeye benzer. Buna "Göz bağcılık" da denir.

5. Âletlerden istifade ederek acaip şeyler göstermek suretiyle ortaya konan sihirdir ki, Firavun'un sihirbazları böyle yapmışlardır.

Günümüzde sinemalar bunun en canlı misâlidir. Bunların halk üzerindeki hayalî olan etkileri bir sihir tesirinden daha az değildir.

6. Cisimlerin ve bir takım kimyevî maddelerin, ilâçların kimyevî özelliklerinden yararlanılarak yapılan sihirlerdir.

7. Kalbini çelme suretiyle yapılan sihirdir. Sihirbaz şarlatanlık yaparak bir ümit veya korku altında karşıdakinin kalbini çeler, kendine bağımlı kılar, duygu ve düşüncelerine etki ederek telkin altına alır ve yapacağını yapar.

Bu gibi kimseler "İsm-i Âzam duâsını bilirim." der, "Cin çağırırım." der, icabında hünerden, sanattan, paradan, kudretten, nüfuzdan, kerametten, ticaretten ve menfaatten bahseder, karşısındakini dolandırır.

Telkin yoluyla kalpleri çelmenin kötü işleri yürütmede, sırları gizlemede çok büyük tesiri vardır. En âdisinden en maharetlisine kadar çeşitli dolandırıcılıklar hep buna bağlıdır.

8. Koğuculuk, fitnecilik gibi el altından yürütülen gizli fitne, akla hayale gelmeyen bozgunculuk, vasıtalı veya doğrudan tahrikler ve aldatmalar ile yapılan sihirdir ki, halk arasında en çok ve en yaygın kısmı da budur.

Bu sekiz sınıf sihir iki esasta toplanır.

Birincisi sırf yalan, dolan ve sadece saçmalama olan söz ve davranışlarla etki yapan sihir,

Diğeri ise az çok bir gerçeğin suistimal edilmesiyle ortaya konan sihirdir.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |