Bismillahirrahmanirrahim

"Allah-u zül-celâl vel-kemâl Hazretleri'ne; O'nun sevdiği ve beğendiği şekilde bitmez-tükenmez hamd-ü senâlar olsun.
Peygamberimiz Efendimiz'e, onun diğer peygamber kardeşlerine, hepsinin Âl ve Ashâb-ı kiram'ına, etbâına, ihsan duygusuyla kıyamete kadar onlara tâbi olup izinden gidenlere; sonsuzların sonsuzuna kadar salât-ü selâmlar olsun."

Muhterem Okuyucularımız;

Hazret-i Allah'ın Kur'an-ı kerim'de, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in Hadis-i şerif'lerinde kati bir emirle yenilip-içilmesini, yapılmasını ve kullanılmasını yasakladıkları şeylere haram denir.

Allah-u Teâlâ rahmet ve merhametinin bir eseri olarak zararlı olan her türlü şeyi haram onun yerine ise güzel, temiz ve faydalı olan şeyleri helâl kılmıştır:

"O peygamber, kendilerine iyiliği emreder kötülükten meneder. Onlara temiz şeyleri helâl, çirkin şeyleri de haram kılar." (A'raf: 157)

"Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haram sebeplerle yemeyin." (Nisâ: 29)

Bu yasaklara riâyet etmeyenler dünyada şer'î cezâlara, âhirette ise ilâhi azaba müstehak olurlar.

Mutlak helâl ile haram olmasında hiç şüphe olmayan şeylerin yanında bir de şüpheli saha vardır. İslâm, bu gibi şüpheli şeylere düşmekten sakınmayı takvâ kabul etmiştir.

Cenâb-ı Fahr-i Kâinat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadîs-i şerîf'lerinde buyuruyorlar ki:

"Helâl apaçık belli, haram da apaçık bellidir. Bu ikisinin arasında şüpheli noktalar vardır. İnsanların çoğu bunu bilmezler. Şüpheli şeylerden kaçınanlar, dinini ve namusunu korumuş olurlar. Şüpheli şeylere düşenler, yasak bir koruluğun etrafında hayvan otlatan ve her an için koruluğa düşmek ihtimâli olan bir çoban gibidir. Dikkat ederseniz her hükümdarın bir koruluğu vardır. Allah'ın koruluğu ise haramlardır." (Buharî. Tecrid-i sarih: 48)

Şüphelilerden kaçınan insan harama girmez, helâl hudutları içinde kalır.

Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz "Siz asıl ibâdetten gaflet ediyorsunuz. O ise şüpheli şeylerden sakınmaktır." buyurmuştur.

İnsan şu üç noktaya dikkat edecek; yiyeceği lokmaya, söyleyeceği söze, atacağı adıma.

Bunlara dikkat etmez ise boşluktadır. Bunlara dikkat etmeden yaptığı hep boştur.

Lokma üzerine eğilmek, insanın ihlâs üzerine eğilmesine, mahviyet üzerinde durmasına, istikamet üzere gitmesine vesile olur. Cenâb-ı Hakk'ın lütufları bunlar.

İnsan lokmasını haramlardan süzecek ki kendisini de süzsünler. Süzmezse kendisini de süzmezler ve tortular arasında karışır gider.

Pirincin içinden küçücük bir taşı, dişimize dokunmasın diye ayıklıyoruz da haramla helâli nefsimiz ayırmaya lüzum görmüyor. Karnımıza ateş dolduruyoruz da farkında değiliz.

Sonra o haramlar içerde de kalmıyor. Evvelâ içimizi tahrip ediyor, sonra da kötülüğe tahrik ediyor.

Ne kaybediyorsak hep boğazımızdan kaybediyoruz. Boğaza bir süzgeç koymadıkça itimat edin hikmet husule gelmez.

Bugün helâl lokma yok mesabesindedir. Bu bakımdan az yemekte kurtuluş vardır. İnsan helâl kazanmak için bütün dikkatiyle çalışacak, bütün dikkatlerden sonra kazandığını yine şüpheli kabul edip, ölmeyecek kadar az yemeye gayret edecek ki, artık o zaruret olsun ve helâl olmuş bulunsun.

Zamanında imâm-ı Gazâlî -rahmetullahi aleyh Hazretleri; "Bundan sonra helâl lokma yok!" buyurmuşlar. "Peki sen ne yapıyorsun?" diye sormuşlar. "Ben mahmasa hâlinde yaşıyorum, ölmeyecek kadar yiyorum." diye cevap vermiş. O zaman haram da helâl oluyor.

Biz bunu cidden yapamıyoruz. Nefsimiz bizi sünepeliğe sevkediyor. Yularsız hayvan gibi her yere saldırıyor. Halbûki onu sımsıkı çevreleyebilirsek, sağa sola dalıp tahrip etmeyecek.

Rabb'imiz muhafaza buyursun şerrinden.

 

•

Baki esselâmü aleyküm, ve rahmetullah...

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |