İSLÂM İLMİHALİ

HACC (37)

 

Şubat 2018
Hakikat Aylık İslâm Dergisi
s. 40

 

HACC HAKKINDA BİR TATBİKAT (21)

 

15. Kurban:

 

• Taşları attıktan sonra kurban kesilir. İfrad Haccı yapanların "Şükür kurbanı" kesmeleri vacip değildir. Arzu ederlerse sevap için nafile olarak kesebilirler. Bu kurbanın etinden sahipleri yiyebilir.

• Temettu ve Kıran Haccı yapanlara şükür kurbanı kesmek vâciptir. Kıran Haccında şükür kurbanı kesemeyen kimse, bayramdan önce üç gün, evine döndükten sonra yedi gün olmak üzere on gün oruç tutar.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurmaktadır:

"Hacc'ı da Umre'yi de Allah için tamamlayın." (Bakara: 196)

Şartları ve farzlarıyla, hiçbir şeyi eksik bırakmadan, tam mânâsıyla ve Allah için yerine getiriniz.

"Eğer bunlardan alıkonursanız, o zaman kolayınıza gelen bir kurban gönderin." (Bakara: 196)

Hastalık ve düşman tehlikesi sebebiyle Hacc ve Umre'yi tamamlamanız engellenirse ve ihramdan çıkmak isterseniz; kolayınıza gelen deve, sığır veya koyundan birini kurban kesmeniz gerekir. Sığır veya deve kesilmesi daha faziletlidir. Bu Âyet-i kerime'den dinde kolaylığın esas olduğu anlaşılmaktadır. Hacc'ın birinci gayesi farz olan ibadeti ifâ etmektir.

"Bu kurban, kesileceği yere varıncaya kadar da başınızı tıraş etmeyin." (Bakara: 196)

Burada henüz Hacc ve Umre tamamlanmadan karşı karşıya kalınması mümkün olan hallerden ve bu durumdan nasıl çıkılabileceğinden sözedilmektedir.

Böyle bir durumda ihramlı bir kimse, ihramdan çıkmak isterse, Harem-i şerif'e kolayına gelen bir kurban gönderir. Gönderdiği kimse ile bir gün kararlaştırır. O gün gelip de kurbanın kesildiği zamanı hasıl olduğu zaman başını tıraş edip ihramdan çıkabilir.

Âyet-i kerime'de geçen "Hedy"; deve, sığır, davar cinsinden Beytullah'a hediye edilen kurbanlıkların ismidir ki, en azı bir koyun veya keçidir. İhramdan çıkmak; saçları tıraş etmekle gerçekleşeceğine ve ihram esnasında saçlar tıraş edilmeyeceğine göre, şayet saçların tıraş edilmesi zarureti ortaya çıkarsa yapılacak olan durum nedir? İşte bu hususu Allah-u Teâlâ şöyle açıklamaktadır:

"İçinizden her kim hasta olursa veya başında bir rahatsızlığı varsa ona oruç veya sadaka veya kurban olmak üzere fidye gerekir." (Bakara: 196)

Bu, umumi hükümden sonra istisnâi bir hükümdür. Tıraş olmayı gerektirecek zorunlu bir durum ortaya çıkarsa, bunun da hükmü açıklanmış bulunuyor.

Bahis mevzuu edilen fidye; ya üç gün oruç tutmak veya altı fakire (üç sa' miktarınca) sadaka vermek veya en az bir koyun olmak üzere bir kurban kesmektir. Böyle bir kimse muhayyer bırakılır, bunların hangisini yaparsa yeterlidir.

"Emin olduğunuz vakitte kim Hacc zamanına kadar Umre ile faydalanmak isterse, kolayına gelen bir kurban kesmek gerekir." (Bakara: 196)

Şayet siz bir engel ile karşılaşmadan Hacc'ın erkânını edâ etme imkânını bulur ve Temettu Haccı yapmak isterseniz, kendinize kolay gelen cinsten bir kurban kesin. Allah-u Teâlâ'nın bu beyanından Temettu veya Kıran Haccı yapan kimsenin kurban kesmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Eğer kurban kesmek imkânı bulamayacak olursa ne yapacaktır?

Bu hususta Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurmaktadır:

"Kurban kesemeyen kimse Hacc günlerinde üç, memleketine döndüğü zaman da yedi olmak üzere tam on gün oruç tutar." (Bakara: 196)

Yani kurban kesmek imkânı bulamayan bir kimse on gün oruç tutar. Müstehap olan Zilhicce'nin yedinci, sekizinci ve dokuzuncu günleridir. Geriye kalan yedi günü de memleketine dönüşte tamamlar.

Temettu veya Kıran Haccı yapan kimse şükür kurbanı kesmeye gücü yetmez ve kurban bayramından önceki üç gün orucu da tutmamış bulunursa, sonraki yedi gün de tutması gerekmez. Bunun yerine kurban kesmesi gerekir.

"Bu söylenenler, âilesi Mescid-i haram civarında oturmayanlar içindir." (Bakara: 196)

Bu şekildeki Temettu müsaadesi Harem mikatlarının dışında kalan âfâkiler içindir. Mekkeliler'in ve Mikat sınırları içinde yaşayanların ise Kıran ve Temettu Haccı yapmaları helâl değildir. Onlar yalnız İfrad Haccı yaptıklarından, şükür kurbanı kesmeleri gerekmez.

"Allah'tan korkun. Biliniz ki Allah, azabı pek şiddetli olandır." (Bakara: 196)

İşte bu hükümleri yerine getirmenin yegâne teminatı takvâdır. Öyleyse; Bu ulvî vazifenizi Rızâ-i Bârî'ye uygun bir şekilde ifâ ediniz.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |