HAZRET-İ MUHAMMED
Aleyhisselâm

 

-Hicretin Sekizinci Yılı-

Huneyn Savaşı (2)

 

Ocak 2018
Hakikat Aylık İslâm Dergisi
s. 36-37

 

Kur'an-ı Kerim'de Huneyn:

 

Allah-u Teâlâ Huneyn savaşında düşmanlarına karşı müminlere yardım ettiğini onlara hatırlatarak Âyet-i kerime'lerinde şöyle buyurdu:

"Andolsun ki Allah birçok yerlerde ve Huneyn gününde size yardım etmişti." (Tevbe: 25)

Bedir, Kureyza, Nadir, Hayber... gibi nice yerlerde muzaffer kıldı. Mekke'nin fethini müyesser kıldı, Huneyn savaşında imtihan edildikleri mağlubiyetten sonra da müslümanlara yardımını esirgememişti.

"Hani o gün çokluğunuz size kendinizi beğendirmişti." (Tevbe: 25)

Artık böyle bir kuvvetin mağlup olamayacağını söyleyenleriniz vardı.

"Fakat hiçbir fayda sağlamamıştı." (Tevbe: 25)

O kalabalığına güvendiğiniz ordunuz size bir fayda vermedi ve sizden hiçbir şeyi savamadı.

Hatta ey müslümanlar!

"Yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti." (Tevbe: 25)

Çok korkmuştunuz, orada duramaz olmuştunuz.

"Nihayet bozularak gerisin geriye kaçmıştınız." (Tevbe: 25)

Sonra mağlup olarak gerisin geri döndünüz.

Zafer, askerin çokluğuna bağlı değildir. Asıl yardım ve zafer Allah-u Teâlâ'dan gelir. Bu durum ise gaflete düşüşlerinin bir cezasından başka bir şey değildir.

"Bozgundan sonra Allah, Peygamber'ine ve müminlere sekînetini (huzur ve güvenini) indirdi." (Tevbe: 26)

Bu hezimetten sonra Allah-u Teâlâ müminlere ve Resul'üne emniyet ve sükûnet indirince rahatladılar.

"Sizin görmediğiniz ordular gönderdi." (Tevbe: 26)

Bunlar meleklerdir. Meleklerin inmesi, esasen müminlerin kalplerine güzel duygular telkin etmek suretiyle güç kazandırmak ve müşriklerin kalplerine de korku salmak içindi.

Bu savaşta bulunup da sonradan müslüman olanlardan bazıları, Huneyn'de kendilerine hiç görmedikleri kimselerin hücum ettiklerini bildirdiler.

"Ve kâfirleri azaba uğrattı. İşte kâfirlerin cezası budur." (Tevbe: 26)

Öldürülmekle, esir alınmakla, mallarının ellerinden alınması ile azaba uğradılar.

"Sonra Allah bunun ardından yine dilediğinin tevbesini kabul eder.

Zira, Allah bağışlayan, merhamet edendir." (Tevbe: 27)

Reisleri ve savaşta başkumandanları olan Mâlik bin Avf ile birlikte daha birçoklarına nasip ettiği gibi, müslüman olmaya muvaffak kılar.

 

 

Evtâs:

 

Hevâzin savaşı'nda bozguna uğrayan müşrikler Huneyn vâdisi'nden kaçtılar. Bir kısmı Huneyn'in eteğinde, Hevâzin diyarında Evtâs vâdisi'ne çekildi. Bir kısmı da Tâif şehrine sığındı. Evtâs'da toplananların başında Araplar'ın tanınmış şâirlerinden Düreyd bin Sımme vardı. Resulullah Aleyhisselâm Evtâs'a Ebu Musâ el-Eş'arî -radiyallahu anh-in amcası Ebu Âmir -radiyallahu anh- kumandasında bir kuvvet gönderdi. Kendisi de bizzat Tâif üzerine yürüdü.

Ebu Âmir -radiyallahu anh-, Evtâs'da Düreyd ile karşılaştı. Yapılan çatışmada Düreyd öldürüldü. Ebu Âmir -radiyallahu anh- Hevâzin'li dokuz kişiyle birer birer çarpıştı. Bu sırada her birini önce İslâmiyet'e dâvet ediyor, kabul etmeyeni öldürüyordu. Sonunda kendisi Düreyd'in oğlu tarafından okla dizinden yaralandı. Sancağı elinden alındı. Öleceğini anlayınca yanında bulunan yeğeni Ebu Musâ -radiyallahu anh-i kendi yerine kumandan tayin etti. Ve az zaman sonra vefat etti.

Yerine geçen Ebu Musa -radiyallahu anh-, düşmana karşı hücuma geçti. Hem sancağı kurtardı, hem de savaşı kazandı. Pek çok esirler ve ganimetlerle geri döndü.

Ebu Âmir -radiyallahu anh- vefat edeceği sırada:

"Yeğenim! Resulullah Aleyhisselâm'a selâm söyle, benim bağışlanmamı dileyiversin." demişti.

Ebu Musa -radiyallahu anh- Medine'ye döndükten sonra amcasının ricâsını bildirdi. Resulullah Aleyhisselâm abdest alıp iki elini koltuk altı gözükünceye kadar kaldırdı:

"Allah'ım! Ebu Amir Ubeyd'i affet. Kıyamette onun mertebesini yarattığın insanların birçoğundan üstün kıl!" diye duâ etti.

Ebu Musa -radiyallahu anh-:

"Yâ Resulellah! Benim için de af dile!" deyince:

"Allah'ım! Abdullah bin Kays'ın (Ebu Musâ'nın) da günahını bağışla, onu güzel bir yere koy!" buyurdu. (Müslim: 2498)

 

 

Tâif Muhasarası:

 

Huneyn savaşı'nda müttefiklerin ordusu perişan edilince, Sakîf kabilesi yurtlarına dönmüşler, Tâif kalesine sığınmışlardı.

Sakîfliler'in toprakları Yemen'e doğru uzanıyordu. Tâifliler cesur, harp sanatında maharetli bir kabile idi. Kalelerini tamir etmişler, içine de bir yıllık erzak yığarak ve silâh depo ederek savaşa hazırlanmışlardı.

Resulullah Aleyhisselâm Tâif'i muhasaraya karar verdiği zaman Halid bin Velid -radiyallahu anh-i bin kişilik bir kuvvetle öncü olarak gönderdi, kendisi de ordusuyla birlikte hareket etti, Tâif'i kuşattı.

Tâif muhasarası Huneyn savaşı'nın bir devamıydı. Muhasara yirmi gün sürdü, fakat şehir düşmedi. İslâm ordusu muhasara devam ederken kaleyi dövmek ve yıkmak için ilk defa mancınık ile debbâbe kullandı. Müslümanlara bu silâhları kullanma usulünü Selman-ı Fârisî -radiyallahu anh- öğretmişti.

Tâif kalesi çok kuvvetli olduğu için dayanıyordu. Tâifliler de şiddetle savunuyorlardı. Atılan oklar yüzünden müslümanlar on iki şehit vermişlerdi.

Halid bin Velid -radiyallahu anh- düşmandan er istedi, Tâifliler ise:

"Kale içinde sana karşı duracak kimse yok. Zâhiremiz tükeninceye kadar dayanacağız. Sonunda hep birlikte dışarı fırlayacağız, ölünceye kadar dövüşeceğiz." diyerek, mübareze teklifini reddettiler.

Kalenin alınabilmesi için çok kan döküleceği anlaşılıyordu. Savaşı bırakmanın zararlı olmayacağı anlaşılınca Resulullah Aleyhisselâm muhasaranın kaldırılmasını emir buyurarak:

"Yâ Rabb'i! Sakif'e hidayet nasip eyle, onları bize gönder!" diye duâ etti.

Ashâb-ı kiram'ı ile birlikte ganimetleri mücâhidlere dağıtmak üzere Ci'râne'ye döndü.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |