HAZRET-İ MUHAMMED
Aleyhisselâm

 

-Hicretin Sekizinci Yılı-

Mekke'nin Fethi (7)

 

Ekim 2017
Hakikat Aylık İslâm Dergisi
s. 32-33

 

Kanı Heder Edilenlerin Müslüman Olması (2)

 

 

Süheyl Bin Amr -Radiyallahu Anh-:

 

Mekkeliler'i Resulullah Aleyhisselâm'a karşı ayaklandırıp Halid bin Velid -radiyallahu anh-e karşı koyan üç Kureyşli'den birisi olan Süheyl bin Amr, Bedir ve Uhud savaşları'na ve Kureyşliler'in müslümanlara karşı olan her hareketine katılmıştı.

Fetih günü evine çekilip kapısını kapamıştı. Öldürüleceğine kesin gözüyle bakıyordu. Buna rağmen bir müddet sonra oğlu Abdullah'ı kendisine eman isteyivermesi için Resulullah Aleyhisselâm'a gönderdi.

Resulullah Aleyhisselâm Süheyl'e eman verdi ve şöyle buyurdu:

"Kim Süheyl bin Amr ile karşılaşırsa ona sert bakışla bakmasın. Hayatıma yemin ederim ki Süheyl akıllı ve şerefli bir insandır. Süheyl gibi kişiler İslâm'dan uzak kalamazlar. O, şimdiye kadar üzerinde durduğu şeylerin kendisine hiçbir fayda sağlamadığını görmüş ve anlamış bir kişidir."

Abdullah bin Süheyl -radiyallahu anh- babasının yanına dönerek bu iltifat-ı nebevî'yi ona haber verdi. Bunun üzerine Süheyl:

"Vallahi o küçüklüğünde de iyi ve dürüst bir insandı, büyüklüğünde de öyle." demekten kendini alamadı.

Resulullah Aleyhisselâm'ın yanına gidip gelmeye başladı. Müslümanlarla Huneyn seferine katıldı. Cirâne'de müslüman oldu.

Süheyl bin Amr -radiyallahu anh- Bedir'de müslümanların eline geçtiği zaman Hazret-i Ömer -radiyallahu anh-:

"Yâ Resulellah! Bırak beni şunun ön dişlerinden ikisini sökeyim de, bir daha hiçbir yerde senin aleyhinde söz söylemeye kalkışmasın!" demişti.

Resulullah Aleyhisselâm buna müsaade etmedi ve:

"Bırak onu yâ Ömer! O bir gün öyle bir makamda bulunacaktır ki, sen onu o makamda öveceksin." buyurdu.

Nitekim Resulullah Aleyhisselâm'ın vefatı ile beraber irtidatların ortaya çıkması üzerine, Mekkeliler'in neredeyse irtidat etmeye hazırlandıkları en nazik bir sırada Resulullah Aleyhisselâm'ın bu haberi gerçekleşti.

Süheyl bin Amr -radiyallahu anh- ayağa kalkarak Mekke halkına şöyle hitap etti:

"Ey Kureyş topluluğu! Sizler en son müslüman olduğunuz halde, sakın dinden dönenlerin başında olmayınız. Vallâhi ben çok iyi biliyorum ki bu din, güneşle ayın doğuşu ve batışı sürüp gittiği sürece sürüp gidecektir."

Ayrıca Hazret-i Ebu Bekir -radiyallahu anh-in Medine'deki hutbesinde söylediği sözlere benzer sözler de söyledi. Uzun ve tesirli hitabesini bitirdiği zaman halk yatıştı. Böylece Kureyşliler'in İslâmiyet'te sebatları sağlanmış oldu.

Hazret-i Ömer -radiyallahu anh- onun bu konuşmasını işitince duygulanmış ve:

"Hiç şüphesiz ki Muhammed'in Allah'ın Resul'ü olduğuna şehâdet ederim." demiştir.

 

 

Abdullah Bin Sa'd Bin Ebu Serh -Radiyallahu Anh-:

 

Daha önceden müslüman olmuş, Medine-i münevvere'ye hicret etmiş ve vahiy kâtipleri arasında yer almıştı. Bir müddet sonra irtidat edip Mekke müşriklerinin yanına döndü. Kâtipliği sırasında gelen vahiyleri kendi arzusuna göre tahrif ettiğini söyleyerek müşriklerin İslâmiyet aleyhindeki çalışmalarını desteklemeye başladı.

Mekke fethedilince süt kardeşi Hazret-i Osman -radiyallahu anh-a sığındı ve:

"Muhammed'e git, benim hakkımda konuş, beni görürse gözlerimi oyar. Çünkü benim suçum suçların en büyüğüdür. Yaptıklarıma pişman olmuş, tevbe etmiş bulunuyorum." dedi.

Hazret-i Osman -radiyallahu anh- ortalık sükûnete erinceye kadar onu sakladı ve Resulullah Aleyhisselâm'a götürerek, onun hakkında eman talep etti.

Resulullah Aleyhisselâm hiç ses çıkarmadan üç sefer başını kaldırıp ona baktı. Her seferinde biattan imtina ediyordu. Nihayet onunla da biat etti. Her ikisi de oradan ayrıldıktan sonra Resulullah Aleyhisselâm Ashâb'ına yönelip:

"İçinizde, elimi biat için vermekten imtina ettiğimi görünce kalkıp onu öldürecek aklı başında bir adam yok muydu?" diye sordu.

Ashâb-ı kiram:

"İçinizden geçeni nasıl bilelim? Keşke bize gözünüzle bir imâda bulunsaydınız!" dediler.

Bunun üzerine buyurdu ki:

"Bir peygambere hâin gözlü olmak yaraşmaz." (Ebu Dâvud: 2683)

Abdullah bin Sa'd -radiyallahu anh- Resulullah Aleyhisselâm'ı gördükçe utancından başını kaldıramaz, kaçar dururdu.

Daha sonraki yıllarda İslâmiyet'e birçok hizmetlerde bulundu. Mısır vâliliğinin yanısıra birçok savaşlarda kumandanlık yaptı.

 

 

Vahşi -Radiyallahu Anh-:

 

Müslümanlar onu öldürmek için can atıyordu. Fetih günü Tâif'e kaçmıştı. Sonra kabilesinin elçileriyle Medine-i münevvere'ye varıp huzura çıktı ve şehâdet getirdi.

Resulullah Aleyhisselâm:

"Sen Vahşi değil misin?" diye sordu.

"Evet yâ Resulellah!" deyince:

"Otur, Hamza'yı nasıl öldürdüğünü anlat!" buyurdu.

Vahşi utana utana, olanları olduğu gibi anlattı. Resulullah Aleyhisselâm ağladı ve onu affettiyse de:

"Yüzünü bana gösterme." diye tembih etti.

Ebu Bekir Sıddık -radiyallahu anh-in hilâfeti zamanında Yemame harbinde bulundu ve Hazret-i Hamza -radiyallahu anh-i şehit ettiği harbesi ile yalancı Peygamber Müseyleme'tül-kezzab'ı göğsünden vurarak öldürdü.

"Câhiliyede insanların en hayırlısını öldürdüysem de, Allah'a hamdederim ki müslümanlığımda da insanların en şerlisini öldürdüm." diyerek kendisini teselli ederdi.

 

 

Abdullah Bin Ziba'râ -Radiyallahu Anh-:

 

Câhiliye döneminde Kureyş kabilesi'nin en büyük şâirlerinden biriydi. Resulullah Aleyhisselâm'a ve müslümanlara karşı büyük bir düşmanlık beslemişti. Uhud savaşı'ndan önce Kureyş ordusuna destek sağlamak üzere çeşitli kabilelere gönderilen dört kişilik heyette o da vardı. Bu savaşta Abdullah bin Seleme -radiyallahu anh-i şehit etti. Savaştan sonra Kureyş ölülerine mersiyeler söyledi.

Mekke'nin fethinde öldürüleceğinden korktuğu için Hübeyre bin Ebî Vehb ile birlikte Necran'a kaçtı. Orada yaşayan Hâris bin Ka'b kabilesi mensuplarına Peygamber'in Mekke'yi fethettiğini, belki de Necran üzerine yürüyeceğini, büyük bir tehlikenin söz konusu olduğunu söyleyince, Necranlılar kalelerini tamir edip içeriye kapandılar. Fakat bu sıralarda Hassân bin Sâbit -radiyallahu anh-in, Resulullah Aleyhisselâm'ın affedici ve merhamet sahibi olduğunu ifade eden bir şiirini duyan Abdullah, Mekke'ye döndü. Ashâb-ı kiram'ı ile sohbet etmekte olan Resulullah Aleyhisselâm onu görür görmez: "İşte İbn-i Ziba'râ! Yüzünde İslâm'ın nuru parlıyor!" deyince Abdullah kelime-i şehâdet getirip müslüman oldu. Kendisine hidayet ihsan eden Allah-u Teâlâ'ya hamdetti. Yaptığı hareketlerden pişmanlık duyduğunu söyleyerek affedilmesini istedi. Resulullah Aleyhisselâm da ona İslâmiyet'i nasip ettiği için Allah-u Teâlâ'ya hamdettikten sonra: "Müslüman olmak, daha önce yapılan günahları giderir." diyerek onu bağışladığını bildirdi.

Abdullah bin Ziba'râ -radiyallahu anh- İslâmiyet'le müşerref olduktan sonra Resulullah Aleyhisselâm'ı öven ve daha önce yaptıklarından dolayı pişman olduğunu ifade eden şiirler yazdı.

Bir şiirinde şöyle söylemektedir:

"Ey bütün mülkün sahibi ve en büyük hükümdar olan Allah'ın Peygamber'i!

Ben sapıklık içerisinde olduğum zamanlar, dilimi tutamamış ve senin hakkında ileri geri sözler sarfetmiştim. O zamanlar dalâlet yolunda şeytana uymuştum, mala karşı da büyük bir meyil içerisindeydim.

Amma şu anda etim ve kemiğimle bütün bedenim Rabb'ime iman etti. Kalbim de senin uyarıcı bir elçi olduğuna şâhittir.

Eskiden ben ve Lüey oğulları'ndan bir grup, hepimiz şeytana aldanmış, senden yüz çevirmiştik."

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |