"O Lâtif'tir, Her Şeyden Haberdardır." (En'am: 103)

 

Canan Büşra Kara – Eylül 2017
Hakikat Aylık İslâm Dergisi
s.46

 

Hazret-i Allah ezelî ve ebedî ilmi ile, zaman ve mekân kaydı olmaksızın, küçük büyük, gizli âşikâr, olmuş ve olacak her şeyi en iyi bilir, hiçbir şey sonsuz ve sınırsız ilminden gizlenemez.

 

Ali Bey öğretmenlik mesleğini çok seven, öğrencileri ile okul dışında da ilgilenen, bazen geziler düzenleyerek değişik mekânları ve şehirleri ziyarete götüren bir öğretmendi.

Bu gezilerinde "Seyahat ediniz sıhhat bulunuz" Hadis-i şerif'ini düstur edinir, eğlenmeye değil, manevî kazançlar elde etmeye çalışırdı. Yolda öğrencileri ile sohbet etmek; onların gönüllerine güzel ve faydalı bilgiler ekmek onun için ayrı bir zevkti.

Ali Bey ve öğrencileri bu gezilerinde yakın bir köyde şifalı bir su olduğunu öğrenmişlerdi. Tâbi yaklaşık 40-50 km. yol gitmeleri gerekiyordu. Köyün ismi de ilginç gelmişti: "Kullar Köyü"

Oraya gidecek ve hem oradaki şifalı sudan içecek hem de böbrek taşı rahatsızlığı olan bir öğrencisi için su dolduracaklardı. Yalnızca köyün yolunu hiç birisi bilmiyordu. "O zaman hemen teknolojiyi yardıma çağıralım Hocam" dedi Mehmet ve cep telefonundan hemen navigasyon uygulamasını açtı. Böylece Ali Bey ve öğrencileri yola koyuldular. Ali Bey'in aklına gönlüne ve diline düşen ilk kelime: "El-Alîm" oldu. Ve devam etti: "Bilen demektir. Allah Alim'dir. İlmi, ezelî ve ebedî olup bütün kâinatı ve her şeyi kuşatmıştır. Hiçbir şey onun ilminin dışında kalamaz. Gölgelenecek bir şeyin olmadığı bir yerde güneşe karşı gizlenmenin mümkün olmadığı gibi, ezelî ve ebedî ilmi ile, zaman ve mekân kaydı olmaksızın, küçük büyük, gizli âşikâr, olmuş ve olacak her şeyi en iyi bilir, hiçbir şey sonsuz ve sınırsız ilminden gizlenemez.

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz ilim sıfatıyla Allah'ı şöyle vasfetmiştir:

"Ey gaybların Alîm'i! Ey ilmi her şeyi kuşatan! Ey en gizli ve en bilinmez sırları bilen! Ey ilmi geçmiş ve gelecek her şeyi ihata eden! Ey dağların ağırlıklarını, denizlerin ölçüsünü, yağmur damlalarının adedini, ağaçların yapraklarının sayısını, gecenin kararttığı ve gündüzün aydınlattığı her şeyin adetini bilen!""

Heyecanla dinleyen öğrencilerine bakarak devam etti:

"Bütün hayat sahiplerinin muhtaç oldukları rızıkları layık bir tarzda, münasip bir vakitte ve umulmadık bir yerden vermek, ancak her şeyi kuşatan bir ilim ile olur. Bu meselenin hadsiz misallerinden sadece deveye bakalım:

Devenin hörgücü depo gibidir. Günlerce bu depodaki rızık ile idare edebilir. Üç hafta su içmeden yaşayabilir. Ayakları geniştir. Kumda batmadan koşabilir.

Göz kapaklarındaki kirpikler ağ gibidir. En şiddetli kum fırtınalarında bile gözleri kum ile dolmaz.

Burnu öyle bir şekilde yaratılmıştır ki, en korkunç fırtınalarda bile rahatça nefes alabilir.

Üst dudağı yarıktır. Bu da dikenli çöl bitkilerini kolayca yemesini sağlar.

Uzun boynu yerden 3 metre yükseklikteki yaprakları bile yemesine imkân tanır.

Dizler, bir boynuz kadar sert ve kalın bir zardan oluşan nasırla kaplıdır. Bu nasırlar hayvan kumlara yattığında onu aşırı sıcak olan zeminden ve yaralanmalardan korur.

Kalın kürkü sayesinde yazın (+) 50 dereceye varan sıcağına, kışın ise (-) 50 dereceye kadar ulaşan soğuğuna dayanabilir. …

Devenin vücuduna hayatının devamı için en mükemmel sureti ve şekli vermek, her şeyi bilen bir Zat'ın ilmini ispat eder. Mesela, devenin bütün özellikleri olmakla birlikte sadece ayakları atın ayakları gibi olsaydı, çölde 1 km. bile gidemezdi. O zaman diğer özelliklerinin bir önemi kalır mıydı? Veya gözü ağlı olmasaydı fırtınalarda tek bir adım bile atamazdı. Dudakları yarık olmasa beslenemezdi.

Şimdi filleri, balıkları, kuşları, böcekleri, bitkileri ve diğer mahlûkatı deveye kıyas edin ve Allah'ın nihayetsiz ilmini bir derece tefekkür edin." dedi. Bu arada ilk defa öğretmeni ile bir seyahate çıkan Yusuf:

"Bu kadarını aklım almıyor." dedi. Tam burada navigasyonu ayarlayan Mehmet: "Navigasyona bak" dedi. "Bizim aracın nerde olduğunu kaçla gittiğini, aslında kaçla gitmemiz gerektiğini ve en küçük yol ayrımları ve kıvrımlarına kadar her şeyi biliyor. Bir insan icadı bu kadar biliyorsa elbette Yaradan akla hayale sığmayacak kadar biliyordur." dedi.

Yusuf Mehmet'in örneğinden etkilenmişti. Ali Bey ise öğrencisinin örneğine hayran kalmıştı. En'am Suresi, 103. Âyet-i kerime'sini seslice mırıldandı:

"Hiçbir göz O'na erişemez, ihata ve idrak edemez. Fakat O bütün gözleri ihata eder. O Lâtif'tir, her şeyden haberdardır."

Ve gönlü çok güzel duygularla dolu bir şekilde navigasyonu takip ederek yola devam etti.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |