Bismillahirrahmanirrahim

"Allah-u zül-celâl vel-kemâl Hazretleri'ne; O'nun sevdiği ve beğendiği şekilde bitmez-tükenmez hamd-ü senâlar olsun.
Peygamberimiz Efendimiz'e, onun diğer peygamber kardeşlerine, hepsinin Âl ve Ashâb-ı kiram'ına, etbâına, ihsan duygusuyla kıyamete kadar onlara tâbi olup izinden gidenlere; sonsuzların sonsuzuna kadar salât-ü selâmlar olsun."

Muhterem Okuyucularımız;

Mülk Hazret-i Allah'ındır. Mülkünü dilediğine verir ki o da imtihanını versin. Allah-u Teâlâ malı ve zenginliği sevdiğine de verir, sevmediğine de verir. Dilediğine servet verir, dilediğine de vermez.

"Şüphesiz ki mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır." (Teğâbün: 15)

Kullarını nimet ve ikramla dener, mal ile, mevki ile tecrübe eder. Gerek rızık bolluğu, gerekse darlığı kul için imtihandır. Kulun Allah katındaki değeri dünya malı ile ölçülemez. Dünya malından herhangi bir şeyin verilmesi veya verilmemesi bir cezâ değildir. Geniş rızıklı olmak üstün olmayı, rızkın darlığı da Allah-u Teâlâ'nın o kimseyi hakir kıldığını göstermez. Her iki halde de netice Allah-u Teâlâ'ya itaat noktasında düğümlenir. Mühim olan bu imtihanın neticesidir. Servet sahibi olunca zenginlik sebebiyle şükür mü edecek, yoksa nankörlük mü edecek? Fakir düşünce, fakirliğinden dolayı sabır mı edecek, yoksa isyan mı edecek?

Hadis-i şerif'te:

"Her zengin ve her fakir kıyamet günü dünyada rızkını geçinecek kadarı verilmiş olmasına muhakkak arzulayacaktır." buyuruluyor.

Dünya malına tamah etmek; "Zengin olayım!" derdinde olmak; makam, mevki, şöhret peşinde koşmak; insanın hem dünyasını hem ahiretini mahvetmesine sebep olur. Çünkü hırs nefsânidir.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyuruyorlar:

"Dünya malını ehline terk ediniz. Zira ondan kifayet fevkinde (ihtiyacından fazlasını) alan kimse, şuursuzca kendini helâk etmiş olur." (C. Sağir)

Onun içindir ki değmez. "Zengin olayım!" demeyin. Eğer zenginliğe değseydi, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bu beyanlarında böyle buyurmazdı.

"Ey Allah'ım! Muhammed âilesinin rızkını yetecek kadar ver." (Müslim: 1055)

Ne kadar güzel buyurmuşlar. İnsan ihtiyacını temin ettiği zaman her şeyi yerine gelmiş oluyor. Fazlası yük… Hesabı çok ağır, azabı şiddetli. Değmez… Bu da bizlere bir ölçü.

Cenâb-ı Hakk dünyaya hitaben:

"Ey dünya bana hizmet edene sen hizmet et." diye ferman buyuruyor. (Münâvi)

Dünya hakikaten o kişiye hizmet eder.

İnsan bunu bilse dünyanın peşinden koşmaz. Sen O'nun yolunda bulun, O senin ihtiyacını sana verir.

İhtiyaç için çalışılacak, fakat cidden çok sakınmamız lâzım. Dünyaya değer verirsek dünya adamı oluruz. Ahirete değer verirsek ahiret adamı oluruz.

Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:

"Size verilen her şey dünya hayatının bir geçimliği ve ziynetidir. Allah katında olanlar ise daha hayırlı ve daha devamlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?" (Kasas: 60)

Rızkı veren ve taksim eden Allah-u Teâlâ'dır:

"Rabb'inin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar. Dünya hayatında onların maişetlerini (geçimliklerini) kendi aralarında biz taksim ettik." (Zuhruf: 32)

Böyle olunca "Nahnü kasemnâ" yı gözeten "Biz taksim ettik." fermanına inanan bir kimse, hırstan, tamahtan ve buna bağlı kötü huylardan kurtulmuş, huzur ile ömrünü geçirmiş olur. Çünkü taksimatta ayrılmış olan rızkın kişiye ulaşmasını dünyadaki bütün insanlar birleşip mâni olmaya kalksalar mâni olamazlar. Bütün insanlar bir araya gelseler, taksimatta ayrılmamış olan rızkı veremezler.

Hayat ve geçim bereketle olur. Para ile değil.

Hadis-i şerif'te:

"Asıl zenginlik malın çokluğu değil, gönül zenginliğidir." buyuruluyor (Müslim: 1051)

Birçok zenginler vardır ki gönülleri fakirdir, çünkü ellerindeki malı çoğaltmak için geceyi gündüze katarlar. Gönlü zengin olan ise Allah-u Teâlâ'nın takdirine, taksimine râzıdır, daima tok gözlüdür. İşte asıl zenginlik budur.

•

Baki esselâmü aleyküm, ve rahmetullah...

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |