HAZRET-İ MUHAMMED
Aleyhisselâm

 

-Hicretin Sekizinci Yılı-

Mekke'nin Fethi (4)

 

Temmuz 2017
Hakikat Aylık İslâm Dergisi
s. 30-31

 

Saltanat Değil Peygamberlik!:

 

Ordunun Merruz-zahrân vâdisi'nden hareketinden önce Resulullah Aleyhisselâm amcası Hazret-i Abbas -radiyallahu anh-a:

"Ebu Süfyan'ı al! Ordunun geçeceği yolun dar bir yerine götür, İslâm ordusu'nun büyüklüğünü görsün!" buyurdu.

Hazret-i Abbas -radiyallahu anh- denileni yaptı. Ordu yürüyüşe kalktı. Bütün kabileler coşkun bir sel halinde birer birer Ebu Süfyan'ın önünden geçiyor "Allahu Ekber!" sadâları göklere çıkıyordu. Her birlik geçtikçe Ebu Süfyan'ın yüreği burkularak soruyor, Hazret-i Abbas -radiyallahu anh- da bunların kimlere âit bulunduğunu anlatıyordu. Geçenlerin çoğu Ebu Süfyan kumandasında muhtelif cephelerde İslâm'a karşı savaşmış kimselerdi. Dün İslâm'a karşı olanlar, bugün İslâm saflarında yer almışlardı. Ensâr'ın birliği, gözleri kamaştıracak bir haldeydi. Orduyu, Sa'd bin Ubâde -radiyallahu anh- kumanda ediyordu.

En sonunda her tarafa nurlar saçan Resulullah Aleyhisselâm'ın alayı geçti. Bayrağı Zübeyr bin Avvam -radiyallahu anh- taşıyordu.

Ancak Ensâr'ın kumandanı Sa'd -radiyallahu anh- Ebu Süfyan'ın önünden geçerken:

"Ey Ebu Süfyan! Bugün en büyük harb günü, Kâbe'de kan dökmenin helâl olduğu bir gündür!" demişti.

Sa'd -radiyallahu anh-ın bu tehdidini Ebu Süfyan olduğu gibi anlattığında Resulullah Aleyhisselâm:

"Sa'd hata etmiş! Hayır, bugün (ezân sesiyle) Kâbe'nin şânını Allah'ın yükselteceği bir gündür, Kâbe'nin (Tevhid kaftanına) bürüneceği bir gündür!" buyurdu ve kendisinden Ensâr'ın sancağını aldırarak oğlu Kays bin Sa'd -radiyallahu anh-a verilmesini emretti.

Ardından da birlik kumandanlarına, karşı duranların dışında kimseyle savaşılmayacağına dâir kesin emir verdi.

İslâm ordusunun bu muazzam ihtişamını gözünden kaçırmayan ve baştan aşağı titreyen Ebu Süfyan: "Ey Abbas! Hakikaten kardeşinin oğlu saltanatını çok büyütmüş!" deyince, Hazret-i Abbas -radiyallahu anh- müdahale etti:

"Sus, o saltanat değil, peygamberliktir!" diyerek düzeltti.

Bütün ordu bu suretle boğazdan geçti. Ebu Süfyan da Resulullah Aleyhisselâm'dan aldığı talimatı Mekke'ye götürdü.

 

 

Kureyş'te Şaşkınlık:

 

Herkes kendisini heyecanla bekliyordu. Ebu Süfyan en yüksek sesle onlara hitâp etti: "Ey Kureyş! Bu gelen Muhammed'dir. Karşısına çıkılamayacak bir kuvvetle Mekke'ye geliyor. Her kim Ebu Süfyan'ın evine girerse emindir. Mescide sığınırsa emindir. Kendi evine kapanırsa emindir." dedi. Mekkeliler'i evlerine ve Kâbe'ye sığınmaya dâvet etti.

Ebu Süfyan'ın sözlerini işiten Kureyşliler büyük bir şaşkınlık içinde kaldılar, ne yapacaklarını bilemez oldular. Bir kısmı Ebu Süfyan'ın evine koştular, bir kısmı Harem-i şerif'e girdiler, çoğunluk da kendi evine kapanıp, dışarı çıkmadılar. Fakat silâhını kapıp mukavemet için sokağa fırlayanlar, silâhını atarak ötede beride dolaşanlar da görülüyordu.

Ebu Süfyan'ın müslüman olmasıyla Kureyş'in çoğu da İslâm'a meyletmişse de Süheyl bin Amr, Ebu Cehil'in oğlu İkrime, Ümeyye bin Halef'in oğlu Safvan gibi Kureyş liderleri, toplayabildikleri adamlarla Mekke'nin alt tarafında Handane denilen yerde savunmaya hazırlandılar.

 

 

Son Hazırlık:

 

Resulullah Aleyhisselâm Mekke'ye girmeden önce Zî Tuvâ denilen yerde durdu. Ordusunu dört kısma ayırıp her birliğin hangi semtlerden gireceğini gösterdi ve:

"Size tecavüz vâki olmadıkça kimseye kılıç çekmeyiniz! Sakın harb açmayınız!" diye sıkı sıkı tembih etti.

Yalnız Mekkeliler'den bazı kimseleri ayırdı:

"Bunlar Kâbe örtüsüne sığınsalar bile kendilerini ölümden kurtaramayacaklar!" buyurdu.

Bunların irtikâb ettikleri suçlar; irtidat, İslâm'a ve müslümanlara aşırı düşmanlık, işkence, katl... gibi affa sığmayacak suçlardı.

Bunların sekizi erkek, dördü kadındı.

İkrime bin Ebî Cehil, Safvan bin Ümeyye, Abdullah bin Sa'd, Abdüluzza bin Hatal, Huveyris bin Nukaya, Mikyas bin Sübâbe, Abdullah bin Ziba'rî, Vahşî bin Harb.

Hind binti Utbe, Sâre, Kureyne ve Fertâne adlı iki şarkıcı kadın.

Bunlardan birkaçı ele geçirilip öldürüldüler, diğer bazıları da başka başka yerlere kaçtılar. Bazıları da müslüman oldular ve affedildiler.

 

 

Mekke-i Mükerreme'ye Giriş:

 

Müslümanlar aldıkları talimat üzere kan dökmeden Mekke'ye girmeye muvaffak oldular. Yalnız Halid bin Velid -radiyallahu anh-in idare ettiği birlik, müşriklerin taarruzuna uğradı. Kureyş'in azılılarından Süheyl bin Amr, Safvân bin Ümeyye, İkrime bin Ebî Cehil ufak bir çete hazırlayarak Halid bin Velid -radiyallahu anh-in süvari kuvvetini ok yağmuruna tutmuşlar, içlerinden iki mücâhidi de şehit etmişlerdi. Bu hâl karşısında Halid bin Velid -radiyallahu anh- müdâfaa savaşı yapmak zorunda kaldı, kendisine hücûm edenlerden on üçünü bir hamlede öldürdü ve diğerlerini de dağıttı. Müşrik elebaşları kurtuluşu kaçmakta buldular. Onların peşinden müşrik askerleri de kaçmaya başladılar.

İlâhî takdir bu genç kumandanları bir mekânda karşı karşıya getirmişti. Halid bin Velid -radiyallahu anh- henüz bir yıl evvel Kureyş süvarilerinin kumandanıydı. Arkadaşları İkrime, Safvan ve Süheyl ile birlikte Muhammed Aleyhisselâm'ın ordularını yenmek için plânlar yapıyordu. Şimdi ise en yakın arkadaşlarına ve en yakın akrabalarına karşı savaşıyordu.

Halid -radiyallahu anh- ile karşılaşmaları onlar için çok büyük sürpriz oldu. Ona karşı duydukları kin ve nefret çok büyüktü. Çünkü kendilerini terk ederek, en çok kızmış oldukları kişinin saflarına katılmıştı.

Resulullah Aleyhisselâm terkisinde Üsâme -radiyallahu anh- olduğu halde Mekke'nin üst tarafından, Halid bin Velid -radiyallahu anh- ise alt tarafından şehre girmişlerdi.

Resulullah Aleyhisselâm kan döküldüğünü duyunca:

"Yâ Halid! Ben seni savaştan men etmedim mi?" diye sordu.

"Yâ Resulellah! İlk hücumu müşrikler yaptı." cevabını alınca "İlâhî takdir böyleymiş!" diyerek sükût buyurdu.

Fetihten bir gün evvel Resulullah Aleyhisselâm şöyle buyurmuştu:

"Allah Mekke'nin fethini nasip ederse, yarın ineceğimiz yer Kinâne oğulları'nın yurdudur. Vaktiyle Kinâne oğulları burada Kureyş müşrikleriyle küfür üzere birleşmişlerdi."

Birgün sonra Resulullah Aleyhisselâm'ın sancağı, Kinâne oğulları yurdunda dikildi. Çadırı da burada kuruldu. Resulullah Aleyhisselâm çadırında biraz dinlendi, gusletti, Duhâ namazı kıldı, tekrar devesine binerek kafileye katıldı.

Hicretin sekizinci yılı Ramazan'ın yirminci Cuma günü Mekke'ye girdi.

Sekiz yıl önce bir gece, müşrikler tarafından kuşatılan evinden ve kendisi için sıyrılmış kılıçların arasından çıkıp Sevr mağarasına sığınmıştı.

Mekke'den ayrılırken de Allah-u Teâlâ kendisine hitap ederek şöyle buyurmuştu:

"Resul'üm! Kur'an'ı sana farz kılan Allah, elbette seni yine döneceğin yere döndürecektir." (Kasas: 85)

Resulullah Aleyhisselâm'ın başında miğferi, Kasvâ adındaki devesi üstünde, başını eğmiş, secde eder gibi bir vaziyet alarak Fetih Sûre-i şerif'ini okuyor, tekbir sesleri göklere çıkıyor, sancağı yine Zübeyr -radiyallahu anh- taşıyordu. İslâm askerleri iki tarafta selâm vaziyetinde saf bağlamışlardı. Karşıdan Kâbe-i muazzama bütün heybetiyle göründü. Hep bir ağızdan alınan tekbir sadalarının yankıları dağlardan geliyordu. Resulullah Aleyhisselâm ihramsız olarak Harem-i şerif'e girdi. Kâbe'yi deve üstünde yedi defa tavâf etti. Hacer-i esved'i selâmladı. Tavaf'tan sonra Makam-ı İbrahim'de iki rekât namaz kıldı. Zemzem suyunun yanına vararak hem su içti, hem de abdest aldı.

Resulullah Aleyhisselâm'ın gönlü bütün bu lütuflardan dolayı Allah-u Teâlâ'ya karşı derin minnet ve şükran duyguları ile dolu idi.

Kendisine karşı son derece şiddetli davranan Mekke, işte şimdi ona teslim olmuştu.

Resulullah Aleyhisselâm'ın Mekke-i mükerreme'ye girerken karşılaştığı çok sevimli bir manzara da Abdullah bin Abbas -radiyallahu anh-, Abdullah bin Câfer-i Tayyar -radiyallahu anh- ve Abdullah bin Zübeyr -radiyallahu anh-in de içlerinde bulunduğu Haşim oğulları çocuklarının kendisini karşılamalarıdır.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |