Berat Gecesi

Bu Ay İçinde İdrak Edeceğimiz
Mübarek "Berat Kandili"nizi Tebrik Eder,
Tüm İslâm Âlemi'ne Hayırlara Vesile Olmasını
Cenâb-ı Allah'tan Niyaz Ederiz.

 

Hakk Celle ve Alâ Hazretleri Duhân sûre-i şerif'inde bu gecenin;

"Hâ. Mîm. Apaçık Kitab'a andolsun ki! Gerçekten biz onu mübarek bir gecede indirdik. Biz uyarıcılarız. O gecede her hikmetli iş, katımızdan bir emir olmak üzere ayrılır." (Duhân: 1-5)

Buyurarak içinde Kur'an-ı Azîmüşan'ın nâzil olduğu ve emr-i ilâhi ile, olacak şeylerin tayin olunup hükme bağlandığı mübarek bir gece olduğunu haber vermektedir.

Şaban-ı şerif'in on beşinci Berat gecesinde, o sene cereyan edecek bütün hâdiseler Levh-i mahfuz'dan dünya semâsına indirilip, vazifeli meleklere teslim ediliyor.

Şöyle ki; kâtip melekler bu geceden gelecek senenin aynı gecesine kadar olacak hâdiseleri birer birer defterlere yazarlar. Kimlerin zengin veya fakir, aziz veya zelil olacakları, başa gelecek ibtilâlar, rızıklar, ölümler, doğumlar, hülâsa bütün işler ilm-i ilâhi'den topluca meleklere yazdırılır ve hükme bağlanır. Kadir gecesinde ise vazifeli meleklere teslim edilir.

Rızıkların dağıtımı ile ilgili defter Mikâil Aleyhisselâm'a, amellerle ilgili defter İsrâfil Aleyhisselâm'a, zelzelelerle harplere ait olan nüsha Cebrâil Aleyhisselâm'a, musibetlere ve ecellere ait olan ise Azrâil Aleyhisselâm'a tevdi olunur. Böylece her müvekkil melek vazifesini bilmiş oluyor.

Bu mevzuda İbn-i Abbas -radiyallahu anh- Hazretleri'nden bir rivayette Cenâb-ı Fahr-i Kâinat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyuruyorlar:

"Hazret-i Allah Şaban ayının yarısı gecesinde, olacak şeylerin hükümlerini verir. Kadir gecesinde ise onları vazifeli meleklere teslim eder."

Kur'an-ı kerim de bu gecede Levh-i mahfuz'dan topluca dünya semâsına nazil olmuş, Kadir gecesinde ise âyet âyet yeryüzüne indirilmeye başlamıştır.

Bu kadar faziletleri topladığı için çok mübarek ve çok kıymetli bir gecedir.

Cenâb-ı Fahr-i Kâinat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bu gecenin ulviyetini bize şöyle haber veriyorlar:

"Şaban ayının on üçüncü gecesi idi. Cebrâil Aleyhisselâm bana gelerek 'Yâ Muhammed' dedi 'Kalk teheccüd vaktidir, ümmetin hakkında muradının hâsıl olması için Allah'a duâ etmenin zamanı geldi.'"

Peygamber Efendimiz kalktı ve o geceyi ibâdetle geçirdi. Tanyeri ağarırken Cebrâil Aleyhisselâm geldi ve dedi ki 'Yâ Muhammed! Hazret-i Allah ümmetinin üçte birini sana bağışlamıştır.' Seyyid-i Kâinat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz ağladı ve 'Yâ Cebrâil! Kalan üçte ikisinin durumu ne oldu?' diye sordu. O da 'Bilmiyorum' diye cevap verdi.

Şabanın on dördüncü gecesi yine geldi ve aynı şeyi söyledi. 'Yâ Muhammed kalk ve teheccüd namazı ile meşgul ol!' Peygamber Efendimiz de sabaha kadar ibadetle meşgul oldu. Fecir vaktinde Cebrâil Aleyhisselâm yine geldi. 'Hazret-i Allah ümmetinin üçte ikisini sana bağışlamıştır.' buyurdu. Cenâb-ı Fahr-i Kâinat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz yine ağlayarak 'Kalan üçte birinin durumunu' sordu. O da 'Bilmediğini' söyledi.

Nihayet Şaban-ı şerif'in on beşinci Berat gecesi Cebrâil Aleyhisselâm gelerek 'Müjdeler olsun Yâ Muhammed! Şirk koşanların dışında Hazret-i Allah bütün ümmetini sana bağışlamıştır. Başını göğe kaldır, bak ne göreceksin.' buyurdu.

Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz başını kaldırınca gördü ki semâvâtın bütün kapıları açılmıştır. Dünya semasından arşa kadar sıralanan bütün melekler secdeye kapanmışlar, ümmet-i Muhammed'in -sallallahu aleyhi ve sellem- günahlarının affedilmesi için duâ ediyorlar. Gökyüzünün her kapısında bir melek durmaktadır.

Birinci kapıda duran melek 'Bu gece rükûya varanlara müjdeler olsun!' diye sesleniyor.

İkinci kapıda duran melek 'Bu gece secde edenlere müjdeler olsun!' diye sesleniyor.

Üçüncü kapıda duran melek 'Müjdeler olsun bu gece Hazret-i Allah'ı zikredenlere.' diye sesleniyor.

Dördüncü kapıda duran melek 'Bu gece Rabb'isine duâ ve niyazda bulunanlara müjdeler olsun!' diye sesleniyor.

Beşinci kapıda duran melek 'Bu gece haşyetullahtan ağlayanlara müjdeler olsun!' diye sesleniyor.

Altıncı kapıda duran melek 'Müjdeler olsun bu gece hayırlı amel işleyenlere!' diye sesleniyor.

Yedinci kapıda duran melek 'Müjdeler olsun bu gece Kur'an-ı kerim okuyanlara!' diye sesleniyor ve nidasına devam ediyor: 'Bir şey isteyen yok mu, dilediği verilsin? Duâ eden yok mu, duâsı kabul edilsin? Tevbe eden yok mu, tevbesi kabul edilsin? Günahlarının affını dileyen yok mu, günahları bağışlansın?'

Cenâb-ı Fahr-i Kâinat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz sözlerine devamla buyuruyorlar ki:

"Bu gece havanın kararmasından fecrin tuluûna kadar rahmet kapıları ümmetim üzerine açık kalır ve Hazret-i Allah 'Kelp kabilesi'nin koyunlarının tüyleri sayısından daha çok kimseleri cehennemden azad eder." (İbn-i Mâce)

Cenâb-ı Hakk'ın bütün günahkâr kullarını bu gece affettiği halde; şirk koşanlara, kavgacı kinci olup müslümanlar arasına nifak sokanlara, büyücülere, falcılara, devamlı içki içenlere, fâiz yiyenlere, zinâ edenlere, ana-babasına asî olanlara bu gece rahmet nazarı ile bakmayacağı bir başka Hadis-i şerif'te rivâyet edilmiştir.

Bir Hadis-i şerif'te de şöyle buyuruluyor:

"Şaban-ı şerif ayının yarısı gecesi olunca, onu ibadetle geçirin, gününde de oruç tutun.

Zirâ Hakk Celle ve Alâ Hazretleri o gece güneşin batmasından itibaren dünya semâsına rahmetiyle tecelli edip, buyurur ki:

'Yok mu benden mağfiret dileyen, onu affedeyim! Yok mu rızık isteyen, onu rızıklandırayım! Bir musibete uğrayan yok mu, onu kederden kurtarayım! Yok mu şunu isteyen, yok mu bunu isteyen!' Bu ilâhî sesleniş sabaha kadar devam eder." (Tirmizi)

Rahmet ve mağfiretin yaygın tecellisinden dolayı bu geceye "Leylet-ül Berat" yani kurtuluş gecesi adı verilmiştir. "Gecesini ibadetle gündüzünü oruçla geçirin." buyurulduğuna göre, demek ki uyunacak bir gece olmadığı anlaşılıyor.

Hadis-i şerif'ler gösteriyor ki, fazilet derecesi idrâkimizin üstünde olan mübârek gecelerin içinde bulunuyoruz. Yapılan duâların da reddedilmeyeceğini Abdullah İbn-i Ömer -radiyallahu anh- Hazretleri'nden rivayet edilen bir Hadis-i şerif'te Seyyid-i Kâinat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyuruyorlar:

"Beş gece vardır ki, o gecelerde yapılan duâlar geri dönmez:

1. Receb'in ilk gecesi, 2. Şaban'ın yarısı gecesi, 3. Cumâ gecesi, 4. Ramazan Bayramı gecesi, 5. Kurban Bayramı gecesi." (Beyhakî)

Rahmet kapılarının ardına kadar açıldığı, kaldırılan ellerin boş çevrilmeyeceği böyle mübârek bir geceye bizi erdiren Allah'ımıza hamd-ü senâlar olsun. Cenâb-ı Hakk bu gecenin ulviyetini Hazret-i İsâ Aleyhisselâm'a da haber vermişti.

Hikâye olunur ki Hazret-i İsâ Aleyhisselâm bir gün dağlarda gayet güzel yeşilliklerin arasında dolaşırken gözü beyaz bir kayaya ilişir. Kayanın güzelliğine hayran olur. Tam bu sırada Cenâb-ı Allah vahiy yoluyla "Yâ İsâ! Sana bundan daha güzelini göstermemi ister misin?" diye sorar. O da "İstemez olur muyum!" buyurur. O büyük kaya birden yarılır ve içinde ibâdet etmekte olan ak sakallı bir zât ile bir zeytin ağacı görülür.

Hazret-i İsâ Aleyhisselâm merak eder, o ağacın neyin nesi olduğunu ve kaç yıldır ibâdet ettiğini sorar. Nûr yüzlü ihtiyar da "O zeytinlerle sene boyunca karnını doyurduğunu, tam dört yüz yıldır o mağarada kaldığını, bütün vakitlerini ibâdetle geçirip, bir kere bile insanların arasına karışmadığını" söyler.

Bu manzaraya çok sevinen, âdetâ iftihar edip göğsü kabaran Hazret-i İsâ Aleyhisselâm'a Cenâb-ı Hakk vahiy yoluyla tekrar hitap eder:

"Yâ İsâ! Bu kadar senedir durmadan ibâdet eden bu zâtla iftihar etmekte haklısın. Fakat senden sonra Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- adında bir peygamber göndereceğim. Ona bir Berat gecesi vereceğim ki, ümmeti arasında bu geceyi ibâdet ve taatla geçirenler, nezdimde senin ibâdetine hayran olduğun sofudan daha hayırlı olacak."

Bu geceyi ihyâ edenlere ne mutlu. Hazret-i Allah kullarının bu gece kendisine yalvarmalarını, ne dilerlerse dilemelerini bekliyor. Biz de dilenebilirsek, o Pâdişahımız da bizden râzı olursa, bunun fevkinde bir devlet düşünülemez. Af isteyenlerin bütün günahlarını affediyor. Bizim de günahlarımız çok, affa ihtiyacımız var. Sâhibimize karşı sevgimizi, samimiyetimizi, ubûdiyetimizi ibraz edebilirsek beratımızı almış olacağız.

Bir çocuk sene sonunda iyi bir karne alırsa, mektepten evine sevine sevine gelir. İyi not alamayanlar ise mahzun ve mükedder olarak eve dönerler, boyunları da büküktür. Bir çocuk bir senenin karnesi için bu kadar sevinir, veya bir sene kaldım diye üzülürse; bir hayat-ı ebediyenin berâtını almak veya almamakla karşı karşıya kalan insanların durumlarının nasıl olması icâbeder? Çocuğun sevincine bakın, bizim durumumuza bakın...

Halbuki gökyüzü kapılarından sabaha kadar seslenen melâike-i kirâmın müjdeledikleri o amellerin hepsini biz bu gecede yapabiliriz. Mevlâ'mızın indinde kabul ve makbul olursa, bizi o müjdelere nâil eder, berat verdiği kullarının arasına katar. O zaman çocuklar gibi sevinmeye hak kazanırız.

Mühim olan imanla göçmek. Bu beratların bu karnelerin asıl metni orada görülecek. Bizim bu fırsatları aslâ kaçırmamamız lâzım. Bir daha ki berat gecesine erip eremeyeceğimiz bilinmiyor. Belki de bu, ömrümüzün son berat gecesi olacak. Şu halde, elde fırsat dilde ruhsat varken gayret etmek gerekiyor. Hazret-i Allah ve Resul'ü değer vermiş, biz de değer verelim. Değer verirsek Mevlâ'mız da bizi değerlendirir. Ne demek bu? Affeder, rızâsına nâil eder... Dünya meşgalelerini bu günlerde biraz azaltalım. Çok çok oruç tutalım, salat-ü selâm getirelim, tesbih namazını da ihmal etmeyelim. Allah'ımız Habib-i Ekrem'inin -sallallahu aleyhi ve sellem- yüzü suyu hürmetine, sevgililerinin ve bu gecenin yüzü suyu hürmetine bizi rızâsı dâiresine aldığı kullarından etsin.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |