Bismillahirrahmanirrahim

"Allah-u zül-celâl vel-kemâl Hazretleri'ne; O'nun sevdiği ve beğendiği şekilde bitmez-tükenmez hamd-ü senâlar olsun.

Peygamberimiz Efendimiz'e, onun diğer peygamber kardeşlerine, hepsinin Âl ve Ashâb-ı kiram'ına, etbâına, ihsan duygusuyla kıyamete kadar onlara tâbi olup izinden gidenlere; sonsuzların sonsuzuna kadar salât-ü selâmlar olsun."

Muhterem Okuyucularımız;

Allah-u Teâlâ Kur’an-ı kerim’inde inandıklarını dilleriyle söyledikleri halde kalpleriyle inkâr edenleri, düşmanla ve kâfirlerle işbirliği yapan iki yüzlü kimseleri münafık olarak vasıflandırmıştır.

Münafık dıştan müslüman görünen ancak içi kâfir kimselere verilen isimdir. Arapça nifak kökünden gelir. Nifak çıkartan anlamındadır.

Münafık “İki yüzlü”dür.

Müslümanlara “Ben sizinleyim!”, kâfirlere “Sizinleyim!” der.

Türkçesi; “İki yüzlü”.

Fakat iş sahasında “Kalleşlik” manasına da geliyor. Yani sözünde durmayan, göründüğü gibi olmayan, hile yaparak aldatan, döneklik eden kimse.

Münafığın tarifi budur. Aynı zamanda görünüşte vatan için çalışır gerçekte hâindirler. Allah-u Teâlâ’nın gadap ettiği küfür topluluklarını dost edinirler. Ancak Cenâb-ı Hakk bunların hepsini en iyi biliyor. Siz de bilmiş olun.

“Allah’ın gadap ettiği bir toplulukla dostluk kuranları görmedin mi? Onlar ne sizdendir, ne de onlardan.” (Mücâdele: 14)

Nitekim bugün küffar yeni bir haçlı seferi başlatmış olduğu halde, bütün gücü ile İslâm’a saldırmaya çalıştığı halde “Müslümanım” deyip de küffar ile dostluk kurmaya çalışanları, onlardan yardım görmeye gayret edenleri görürsünüz.

Bu münafıklar müslümanlara karşı kâfirlerle işbirliği yaptıkları, müslümanlar arasında gizlice fitne, fesat ve fücurun yayılmasına çalıştıkları için çok tehlikelidirler. Müslüman maskesi altında kâfirin yapamayacağı tahribatı yaparlar. Sulh zamanında olsun, harp zamanında olsun fitne ve fesat ile bölücülükle meşguldürler. Müslümanların cihad azmini köreltmek en büyük gayretleridir.

“Onlar bilmiyorlar mı ki, Allah gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilmektedir.” (Bakara: 77)

Bunların bu halleri imanları olmadığındandır. Zira müslümanları aldatmaya çalışmak demek Allah-u Teâlâ’yı aldatmaya çalışmak demektir.

“Doğrusu münafıklar Allah’ı aldatmaya kalkışıyorlar. Oysa Allah onlara aldatmanın ne olduğunu gösterecektir.” (Nisâ: 142)

Münafıkların ekseriyeti iman ettikten sonra küfre kapılan, küfre ve küfür ehline meyleden kimselerdir. Bugün sahayı bunlar işgal etmiştir.

Yoldan çıkmış bu münafıkların ahiretteki cezaları ve azapları çok şiddetlidir.

“Yoldan çıkanların barınacakları yer ateştir. Ne zaman oradan çıkmak isteseler, yine oraya döndürülürler. Onlara: ‘Yalanlamakta olduğunuz ateş azabını tadın!’ denir.” (Secde: 20)

Adil-i mutlak olan Allah-u Teâlâ, bu suçluları ahiret azabından önce dünyada da azaba uğratacağını haber vermektedir:

“Andolsun ki biz onlara, en büyük azaptan öncede mutlaka yakın azaptan tattıracağız. Umulur ki dönerler.” (Secde: 21)

Münafıkların dünyada da azaba müstehak olması hem suçlarının bir karşılığı hem de ahiretten önce son bir ikaz olması içindir. Hiçbir mazeretlerinin kalmaması içindir.

“Kendisine Rabb’inin âyetleri hatırlatılarak öğüt verildikten sonra, onlardan yüz çeviren kimseden daha zâlim kim olabilir? Muhakkak ki biz suçlulardan öç alacağız!” (Secde: 22)

Yani bunun manası şu, Allah-u Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri tembihlerde bulundu. Bunlar o tembihleri dinlemediler, başlarına bu felâket geldi. Bunlar dinlemedi de bu felâkete maruz kaldılar. Biz hangi tembihi dinledik? Bu felâket bize gelmez mi?

Ama biz dinliyoruz, başımıza bu felâketler gelmeyecek inşaallah.

“Aramızdaki beyinsizlerin yaptıklarından ötürü bizi helâk eder misin?” (A’râf: 155)

Bu neşriyat bir hatırlatmadır. Biz Allah-u Teâlâ’nın hükmüne teslim olduk. Size de hatırlatıyoruz. Bu münafıklara kapılmayın, bu felâketler size de dokunmasın.

Gayemiz bu felâketli günlerde gönlü yegâne dost olan Hakk’a bağlamak, takdirine hükmüne râzı olmak ve mümkün olduğu kadar hazırlıklı olmak.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyuruyor:

“Dünyanın geniş vakitlerinde, yani sıhhat ve servet, asayiş ve emniyet gibi istirahat sebepleri mükemmel olduğu bir zamanda Cenâb-ı Hakk’a ibadet ve taat ile kendini takdim et ki, muzayakalı bir zamanda seni lütfu ile yad buyursun.” (Ahmed bin Hanbel)

Allah ve Resul’ünün beyanlarını münafıkların dinlemeyeceği aşikârdır.

Bu hatırlatmalar iman ehli içindir. Bir de bu münafıkların mazeretlerinin kalmaması için.

“Bu gürûha ne oluyor ki hiçbir sözü anlamaya yanaşmıyorlar!” (Nisâ: 78)

İşte Allah-u Teâlâ’nın münafıklar hakkındaki beyanları budur. Âkıbetlerini siz de görün, âlem de görsün!

Bâki esselamü aleyküm ve rahmetullah...

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |