ORGAN NAKLİ VE VASİYETİ
CÂİZ DEĞİLDİR!

 

Biz Hazret-i Allah’a, Kitabullah’a ve Resulullah’a iman ettik Elhamdülillah!.. Ve bütün beyanlarımız hakikat üzerindedir. Hazret-i Kur’an’dan ve Hadis-i şerif’ten...

Bunca Âyet-i kerime’leri gördüğünüz halde inkâr mı ediyorsunuz, itiraz mı ediyorsunuz, karşı mı geliyorsunuz? Eğer dâvânızda ısrarlı iseniz Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif’le ispat etmek zorundasınız.

Yani delil olarak bunları istiyoruz. Hüküm Hazret-i Allah’ındır, mahlukun hiç hükmü yoktur.

Şayet bunları yapamazsanız bu Âyet-i kerime’lere iman etmediğinizi bilin. Biz bildiğimiz gibi siz de bilmiş olursunuz. Ahkâm-ı ilâhiye laf işi değildir.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde:

“Ya hayır söyle, yahut sus.” buyuruyorlar.

Hani bir söz var:

“İlmin var ise söz söyle seni âlim sansınlar, ilmin yoksa sükût eyle seni insan sansınlar.”

Cenâb-ı Allah Ahzâb sûre-i şerif’inin 36. Âyet-i kerime’sinde şöyle buyuruyor:

“Allah ve Peygamber’i bir işe hüküm verdiği zaman, mümin bir erkekle mümin bir kadın için artık o işte kendi arzularına göre seçme hakkı yoktur. Allah’a ve Peygamber’ine baş kaldırıp isyân eden kimse hiç şüphesiz ki apaçık bir şekilde sapıklığa düşmüş olur.”

Artık mahlukun o işin üzerinde durmaya hakkı yoktur.

İlâhi hükümle oynuyormusunuz, eğleniyormusunuz?

Bunları inkâr ediyorsanız hangi kitaba göre konuşuyorsunuz?

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde buyurur ki:

“Kendi kendinizi katletmeyin!” (Nisâ: 29)

Benim Rabbim böyle buyuruyor. Bu bir emr-i ilâhîdir.

Halbuki organ nakli, organlar canlı iken yapılıyor. Öleceğine yakın bir zamanda vazifeli melekler canını alırken, doktorlar da organlarını alıyor. Kişi hem içten, hem de dıştan ıstırap görüyor. Bir taraftan en büyük eza ve cefâ çekiliyor, bir taraftan da bir nevi cinayet işleniyor. Bu ise haramdır.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:

“Kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın.” buyuruyor. (Bakara: 195)

Bunlar ise insanların kendi kendilerini tehlikeye atmalarını istiyor. Bu ise doğrudan doğruya bir katliamdır. İnsan kendisine en büyük tehlikeyi kastetmiş oluyor. Bir insan kendisini katlederse ebedî cehennemdedir. Hem kendi eliyle kendisini katlediyor, hem de en büyük felâketi hazırlamış oluyor.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyuruyor:

“O gün kendi dilleri, elleri ve ayakları yapmış oldukları şeylere şahitlik edeceklerdir.” (Nûr: 24)

Haşır cismânî olduğuna göre, insanlar dünyada iken nasıl bir bedene sahip iseler, en küçük teferruatına kadar orada da aynı bedene sahip olacaklardır. Çünkü, işledikleri suçları aynen aktarabilmeleri için aynı organların olması gerektiği aşikârdır.

Bu hususta kesin delil:

“Dediler ki: Biz bir kemik yığını ve ufalanmış bir toprak olduktan sonra mı, biz mi yeniden diriltilecekmişiz?

De ki: İster taş olun, ister demir.

İsterse gönlümüzde büyüttüğünüz herhangi bir yaratık olsun.

Diyecekler ki: Bizi tekrar kim diriltecektir? De ki: Sizi ilk defa yaratan! Bunun üzerine sana alaylı alaylı başlarını sallayacaklar ve ‘Ne zamanmış o?’ diyecekler.” (İsrâ: 49-51)

Yok olmuş cesetlerin, ufalanmış kemiklerin tekrar diriltileceğini uzak bir ihtimal sayarak, öldükten sonra dirilmenin zamanını soracaklar.

“De ki: Yakın olması umulur.” (İsrâ: 51)

Zira her gelecek olan yakındır.

“Öldüğümüzde, toprak ve kemik olduğumuzda mı, biz mi diriltileceğiz? Önceki atalarımız da mı?” (Saffat: 16-17)

“De ki: Evet, hem de hor ve hakir olarak!” (Saffat: 18)

Rabbiniz sizi ilk defasında yarattığı gibi, yine O’nun huzuruna tek tek geleceksiniz, hem de küçültülmüş ve alçaltılmış olarak.

“O gün ağızlarının üstüne mühür basarız. Bizimle elleri konuşur, ayakları da yaptıklarına şahitlik eder.” (Yâsin: 65)

Binaenaleyh mahşer gününde Hazret-i Allah ağızı mühürleyip âzâları kişinin lehine veya aleyhine konuşturduğu zaman, nakledilen o organ kimde konuşacak? İlk sahibinde mi konuşacak, nakli yapılan kimsede mi konuşacak? Böyle bir nakil yapıldığında o organ kimin hakkında şahitlik edecek? Her âzânın sahibinde olması gerekir. Bunun için aslâ vasiyet câiz değildir.

Bir kimse organlarının alınmasını vasiyet etmekle, kendisini katlettirdiği için, bu bir intihardır.

Zira organ nakli daha kişi ölmeden, organlar canlı iken yapılıyor. Beyin fonksiyonlarının durmuş olduğuna hükmedilerek nakil yapılıyor. Halbuki o anda kalb çalışır vaziyettedir. İşte bu kişinin takdir-i ilâhi ile bitkisel hayattan çıkma imkanı ve ihtimali de vardır. Misalleri de çoktur. Fakat daha kalb durmamışken organlar alındığı için, bu bir intihar oluyor.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:

“Bir adamın yarası vardı. (Istırabına dayanamayıp) kendisini öldürünce Allah-u Teâlâ:

‘Kulum acele ederek bana geldi, ben de ona cenneti haram kıldım.’ buyurdu.” (Buhari. Tecrid-i Sarih: 668)

Ashab-ı kiram’dan Câbir bin Semüre -radiyallahu anh- der ki:

“Resulullah Aleyhisselâm’a kendisini öldüren bir adam getirilmişti, üzerine namaz kılmadı.” (Müslim: 978)

Bununla birlikte Ashab-ı kiram’ına “Arkadaşınızın cenaze namazını kılın.” buyurduğu da rivayet edilmiştir.

Diğer bir Hadis-i şerif’lerinde ise şöyle buyuruyorlar:

“Her kim kendini bir demir parçası ile öldürürse, demiri elinde, onu karnına saplar bir halde cehennem ateşinde ebedi ve daimi olarak kalacaktır.

Her kim zehir içer de kendini öldürürse o kimse de zehirini cehennem ateşinde ebedi ve daimi kalarak içecektir.

Her kim de dağdan yuvarlanır da kendini öldürürse, o da cehennem ateşinde ebedi ve daimi olarak yuvarlanacaktır.” (Müslim: 109)

“Cezâ amel cinsinden olur.” kaidesine göre, intihar eden kimse, ne suretle canına kıymışsa, o şekilde azaba maruz kalacaktır.

Bu gibi kimselerin cehennemde ebedî kalması, haram olan intiharı helâl saydığı takdirdedir.

Bir Hadis-i şerif’te şöyle buyuruluyor:

“Kendi kendini boğan kimse, cehennemde kendini boğa boğa, kendini vuran kimse de cehennemde kendine vura vura azab eder.” (Buhari. Tecrid-i Sarih: 669)

Kişi emr-i ilâhi gelmeden kendini öldürdüğü için Allah-u Teâlâ’nın takdirine karışmış oluyor. Bunun için de cehenneme giriyor. Çünkü O’nun verdiği canı ancak O alır.

Bir insan da organlarını vasiyet etmekle; ilâhî takdire müdahale etmiş, Hazret-i Allah’ın emanetini çiğnemiş ve kendisini katletmiş, böylece de azaba müstehak olmuş olmaktadır. O’nun verdiği organı yine O alır. Kimin malını kime ve ne sıfatla veriyorsun?

Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz’den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:

“Ölünün kemiğini kırmak, onu diri iken kırmak gibidir.” (Ebu Dâvud: 3207 - İbn-i Mâce: 1616)

Hadis-i şerif’ten; kişinin hayatta iken eziyet duyduğu şeylerden ölü iken de eziyet duyduğu anlaşılmaktadır.

Nitekim Ashâb-ı kiram’dan Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-:

“Bir mümine ölü iken eziyet etmek, hayatta iken eziyet etmek gibidir.” demiştir.

Hadis-i şerif’ten maksat; dirinin kemiğini kırmak haram olduğu gibi, ölünün kemiğini kırmak da haramdır.

Ebu Dâvud’un haşiyesinde, Süyutî bu Hadis-i şerif’in sebebini şöyle zikretmektedir:

Câbir -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

“Biz Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber, bir cenazeye çıktık. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- kabrin kenarında oturdu, biz de beraberinde oturduk. Mezar kazıcısı toprak altından bir bacak veya kol kemiği çıkardı. Onu kırmak istedi.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

“Onu kırma! Senin onu ölü iken kırman, onu diri iken kırman gibidir. Lâkin onu kabrin kenarında toprağa göm.” buyurdu.

Ümmü Seleme -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz’den rivâyet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Günah hususunda ölünün kemiğini kırmak, onu diri iken kırmak gibidir.” (İbn-i Mâce: 1617)

 

Bozulan Organlar:

Câbir bin Abdullah -radiyallahu anh-den rivayet edilmiştir:

Tufeyl bin Amr ed-Devsî -radiyallahu anh- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e gelerek “Yâ Resulellah! Muhkem bir kal’aya ve muhafızların yanına gitmek ister misin?” demiş. (Câbir ‘Cahiliye devrinde Devs kabilesine ait muhkem bir kal’a vardı.’ diyor.)

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buna râzı olmamıştı. Çünkü Allah muhafızlığı Medine’li Ensar’a ayırmıştı.

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Medine’ye hicret edince Tufeyl bin Amr -radiyallahu anh- de Medine’ye hicret etti. Onunla birlikte kavminden bir zât da hicret etti. Fakat Medine’de sıkıldılar. O zât hastalandı ve sabırsızlık ederek oklarını aldı, onlarla parmak eklerini kesti. Derken ellerinden kan fışkırmaya başladı, sonra da öldü.

Daha sonraki günlerde Tufeyl bin Amr -radiyallahu anh- onu rüyasında gördü. Kılık kıyafeti güzel olmasına rağmen elleri sarılı idi. Tufeyl -radiyallahu anh- ona “Rabbin sana ne yaptı?” diye sordu. O da “Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-in yanına hicret ettiğim için beni affetti.” diye cevap verdi. Tufeyl -radiyallahu anh- “Neden seni ellerini sarmış görüyorum?” deyince:

“Bana ‘Senin bozduğun bir organını biz düzeltemeyiz.’ denildi.” cevabını verdi.

Tufeyl -radiyallahu anh- bu rüyayı Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e anlattığında:

“Allah’ım! Onun ellerini de affeyle!” diye duâ etti. (Müslim: 116)

İşte bu Âyet-i kerime’lere ve Hadis-i şerif’lere iman ediyorsanız bu böyledir.

Allah için hicret ettiği, Allah’a ve Resulü’ne gönül verdiği halde arzusu ile parmak eklerini kestiğinden ötürü böyle bir ihtar almaya sebep oldu. Ya kendisini katlettiren, organlarını vasiyet edip aldıranın halini siz düşünün!

Oysa bu bir katliamdır ve bir intihardır.

Bu Hadis-i şerif organ nakline cevaz verenlerin ve kasapların kulağına küpe olsun.

Doğru sözlü iseler; bir tek Âyet-i kerime ve bir tek Hadis-i şerif ibraz etsinler. Ve fakat aslâ ibraz edemezler. Onlar hakkında Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Onlar hakikaten kendilerinin bir şey üzerinde bulunduklarını sanırlar. İyi bilin ki onlar yalancıdırlar.

Şeytan onları istilâ etmiş, onlara Allah’ı anmayı bile unutturmuştur. Onlar şeytan fırkasıdır. İyi bilin ki asıl kayba uğrayanlar şeytan taraftarı olanlardır.” (Mücâdele: 18-19)

Organ nakli ve vasiyeti asla caiz değildir. Buna rağmen dinden sapan ve saptırmaya çalışan bir takım kimseler bilinçli olarak halkı yoldan çıkarmaya, hem kendilerini katletmeye, hem de organlarını vasiyet etmekle intihar etmelerine ve cehenneme girmelerine vesile oluyorlar.

Birde şu vardır ki; kalbinde Tevhid tohumu ekilmiş ve âzâları nûrlanmış bir kişi, Kur’an-ı kerim’e alışkın bir göz, puta bakmayı istemediği gibi; her türlü kötü işleri yapmaya ve putlara bakmaya alışkın olanlar da, Kur’an-ı kerim’e bakmak ve iyilik yapmak istemezler.

Binaenaleyh kötü bir kimsenin âzâsı iyi bir kimseye takıldığı zaman yanlış icraat yapar.

Bunun için organ nakli mahzurludur.

Organ nakli ve vasiyeti caiz olmadığı gibi, kan da böyledir, kan nakline de çok dikkat etmek lâzım.

Fasık bir kimsenin kanı ihlâslı bir kimseye nakledildiğinde akidesi bozulur ve kötü işlere meyleder.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:

“Akılsız yani diyanetsiz kadınların sütünü çocuklarınıza vermeyiniz. Zirâ tesir eder.” (Münâvî)

 

Katliam Ve Cezası:

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde bir mümini haksız yere öldürmenin büyük bir cinayet olduğunu ve o nisbette cezaya sebep olacağını beyan buyurmaktadır:

“Kim bir mümini kasden öldürürse onun cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir.” (Nisâ: 93)

Çünkü o, çok büyük bir suç işlemiştir.

Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz ise bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyuruyorlar:

“Şüphesiz ki dünyanın yok olup gitmesi, Allah katında haksız yere bir mümini öldürmekten daha hafiftir.” (İbn-i Mâce: 2619)

“Eğer gök ve yer sakinleri bir müminin kanının akıtılmasına (öldürülmesine) katılsalar, Allah mutlaka onları cehenneme yüzü üzere sürer.” (Tirmizi: Diyât: 8)

İnsanların nazarında dünya büyük ve önemli bir varlık olmasına rağmen, bir mümini öldürmek; anlatılmayacak derecede tehlikeli ve korkunç bir âfet olduğu belirtilmektedir.

Diğer bir Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“Kim bir cana kıymamış, ya da yeryüzünde bozgunculuk yapmamış olan bir kimseyi öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir.” (Mâide: 32)

Burada insan hayatının ne kadar değerli olduğu gözler önüne serilmektedir.

Haksız yere bir başkasının hayatını alan veya ölümüne sebep olan kimse, yalnızca bir kişiye zulmetmekle kalmamış, aynı zamanda insan hayatının ulvîliğini ayaklar altına almış, bu hususta başkalarına da cesaret vermiş, Allah-u Teâlâ’nın gazabını haketmiş olur.

Daha ölmemiş, kalbi çalışır bir vaziyette bulunan bir kimsenin organlarını almak, o kimsenin ölmesine mucip olur, böylece de bir mümin öldürülmüş olur. Belki o kimse bitkisel hayattan çıkacaktı. Bunlar ise müminlerin katline fetvâ veriyor.

Ayrıca iç hastalıklar sebebiyle ölenler şehittir. Şehitlerin ise ölmeyecekleri Kur’an-ı kerim’de haber verilmektedir:

“Allah yolunda öldürülenleri ölü sanmayın, onlar diridirler.” (Âl-i İmran: 169)

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:

“İç hastalığı ile olsun, boğularak olsun, ölenler şehittir.” (Münavî)

“Humma ile ölenler şehittir.” (Münavî)

“Taun (Veba) hastalığı ile ölen her bir müslüman şehittir.” (C. Sağîr)

“Her bir şehit, ev halkından yetmiş kişiye şefaat eder.” (Münavî)

Bunlar ölü değildir ki organlarını nasıl alabilirsin!

 

Mükerrem İnsan:

Yaratmak da emretmek de Hazret-i Allah’a mahsustur.

Âyet-i kerime’lerde şöyle buyuruluyor:

“Yaratmak da emretmek de O’na mahsustur.” (A’raf: 54)

Hazret-i Allah’ın hükmü esastır, O’nun hükmü karşısında mahlukun hiç hükmü yoktur.

“Hüküm yücelerin yücesi Allah’ındır.” (Mü’min: 12)

Emir ve yasak koyma hakkı yalnız O’na âittir.

Allah-u Teâlâ insanları mükerrem yaratmış, onu izzet ve şerefli kılmıştır.

Allah-u Teâlâ insanoğluna verdiği değeri, ikram edip şereflendirdiğini, onu en güzel bir şekilde ve mükemmellikte yarattığını Âyet-i kerime’sinde haber vermektedir:

“Andolsun ki biz insanı mükerrem kıldık (üstün bir izzet ve şeref’e mazhar kıldık.)” (İsrâ: 70)

Allah-u Teâlâ’nın yarattığı en değerli varlık insandır. Göklerde ve yerde bulunan her şey insan için yaratılmıştır.

Allah-u Teâlâ dünya mülkünde ona halifelik gibi üstün meziyet vermiştir. Ona lütfettiği yüksek kabiliyetler sayesinde, bütün varlıklar arasında en mümtaz yerini almıştır.

İsrâ sûre-i şerif’inin devamında:

“Yaratmış olduklarımızdan çoğuna onları üstün kıldık.” buyuruluyor. (İsrâ: 70)

Yeryüzündeki bütün varlıklardan üstün olma şerefini insana Allah-u Teâlâ vermiştir. Bu ancak O’nun tarafından verilen nimet ve ikramdır.

Hazret-i Ali -kerremallahu veche- Efendimiz buyururlar ki:

“Devân sendedir bilmezsin

Derdin de sendendir görmezsin

Sen kendini küçücük bir cirim zannedersin

Halbuki bütün âlemler sende dürülmüştür de bilmezsin.”

İnsan niçin mükerremdir?

O yarattığı, O donattığı için. İçinde O olduğu için.

O yarattığı için;

Zira Âyet-i kerime’de:

“Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.” buyuruluyor. (Tin: 4)

Gerek bedenî ve organları bakımından, gerekse mânevi bakımdan insan en güzel biçimde yaratılmıştır. Allah-u Teâlâ’nın verdiği bu kıymet, onun fevkalâde cismânî yapısında, eşi ve benzeri bulunmayan aklî durumunda ve ruhî bünyesinde apaçık görülmektedir.

Mühim olan ise, insanın Allah-u Teâlâ tarafından verilen, fazilet ve meziyetini koruması, Rabbinin kendisine bir lütuf olarak bağışladığı eşsiz emsalsiz nimetlerine karşı O’na nankörlük etmemesi; bedeninin, organlarının, akıl ve zekâsının hikmet ve değerini bilip, her birini en güzel bir şekilde kullanmaya ihtimam göstermesidir.

İnsanların bütün organları mükerremdir ve hürmete lâyıktır. Alınıp satılması, herhangi bir işte kullanılması helâl değildir.

Onlar ise bu ulviyeti bir kenara itiyorlar, en mükerrem yaratılan bir varlığın organlarını alıyorlar. İnsanın yerini doldurabilecek başka bir canlı yoktur. Bu sebeple hiçbir insanın hayatının tehlikeye atılmaması gerekmektedir ki, hasta bir kimseyi tedavi maksadıyla sağlam bir kimse zarar görsün. Bu yüzden fedakârlık mübah olan hususlarda geçerlidir, haram olan bir işte fedakârlık olmaz. İnsan cisminde fedakârlık mevzubahis olamaz.

Binaenaleyh insanın bütün azaları da mükerremdir ve hürmete layıktır.

O donattığı için;

Âyet-i kerime’de:

“O Allah ki seni yoktan yarattı, düzenledi, ölçülü bir biçim verdi. Dilediği şekilde seni terkip etti.” buyuruluyor. (İnfitar: 7-8)

Allah-u Teâlâ’nın bir insan üzerindeki nimetleri sayılamayacak kadar çoktur. Bir damla kerih sudan yaratıp, insan suretine çeviriyor. Hem ne nimetler. Hem zahir, hem batın.

Dilini göstereceğine, delilini göster. Senin delilin nedir? Bizim bütün beyanlarımız Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif’tir. Asla laf kabul edilmez.


Organ Nakli hakkındaki kitabımızın kapağı

4 Ekim 2004 tarihli Cumhuriyet

 

Hülasa-i Kelâm:

Biz Allah-u Teâlâ’nın beyan ettiği Âyet-i kerime’lere, Resulullah Aleyhisselâm’ın Hadis-i şerif’lerine göre konuşuyoruz. Bu esastır. Doğru sözlü iseler onlar da bir Âyet-i kerime bir Hadis-i şerif göstersinler de göreyim. Yoksa onların ne dinle ne de imanla ilgileri yoktur.

Madem ki delil olarak Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif gösteremiyor, din namına nasıl konuşabilir? Dini bilmiyor ki din namına konuşsun!

Âyet-i kerime’ler bunlar, Hadis-i şerif’ler bunlar. Onlar da doğru iseler göstersinler...

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |