EVLİYÂ-İ KİRAM
-Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI’NIN
“HÂTEMܒL-EVLİY” HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI (64)

 

Kemâleddîn Abdürrezzâk el-Kâşânî -kuddise sırruh-

 

HAYÂTI ve ESERLERİ:

Yedi yüz küsür sene önce yaşamış olan Kemâleddîn Abdürrezzâk el-Kâşânî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin asıl ismi Kemâleddîn bin Muhammed olup, doğum târihi ve yeri kesin olarak bilinmemektedir. Bâzı kaynaklarda İlhanlı hükümdarları Olcaytu ve Ebû Saîd Bahâdır Han dönemlerinde, İran’da bulunan Kâşân şehrinde yaşadığı ve 1329 (H.730) senesinde aynı yerde vefât ettiği rivâyet edilmektedir.

Sühreverdiyye yolu şeyhlerinden Abdüssamed en-Nâtenzî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin eliyle kemâl bulan Hazret, tasavvuftaki zevk ve meşrebini geliştirmek maksadıyla; Isfahan, Sâva, Şirâz ve Bağdat şehirlerinde dolaşarak, buralarda Muhyiddîn İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin zevk ve meşrebinden ilhâm almış ve hayâtının geri kalan kısmında bu meşrebin yayılmasında önemli bir rol oynamıştır.

Şeyhü’l-Ekber Muhyiddîn İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin tesiri altında kaldığı, yazdığı kitaplarda da açıkça müşâhade edilen Kâşânî -kuddise sırruh- Hazretleri, tasavvufla ilgili muhtelif meseleleri içeren; “Istılâhâtü’s-Sûfiyye”, “Şerh-i Menâzili’s-Sâirîn”, “Letâifü’l-İ’lâm fî İşârâti’l-İlhâm”, “Tuhfetü’l-İhvân fî Hasâ’isi’l-Fityân”, “Risâle fi’l-Kaz⒠ve’l-Kader” ve “Şerh-i Haber-i Kûmeyl” isimlerini taşıyan kıymetli eserlerin müellifidir. Bu eserlerinin yanısıra, “Te’vîlâtü’l-Kur’an” isminde bir de tefsir yazmış olup; “Hâzin Tefsiri”nin kenarında “et-Te’vîl fî Rekâikı’t-Tenzîl” ismiyle basılan bu tefsîr, ifâde ve üslûptaki benzerlik nedeniyle uzun yıllar Şeyhü’l-Ekber -kuddise sırruh- Hazretleri’ne izâfe edilmiştir.

“Fusûsu’l-Hikem”deki gizli mânâları açmak üzere “Şerhü’l-Kâşânî alâ Fusûsu’l-Hikem” adında bir de şerh yazmış olan Hazret, tasavvuf sahasındaki şöhretini daha çok bu şerh sâyesinde elde etmiştir.

 

“HÂTEMܒL-VELÂYE” HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI:

Kemâleddîn Abdürrezzâk el-Kâşânî -kuddise sırruh- Hazretleri, Şeyhü’l-ekber Muhyiddîn İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin eserlerindeki müşkil ve karmaşık meseleleri çözüme kavuşturmak için, onun zevk ve meşrebine ışık tutan son derece ciddî eserler kaleme almıştır. Bunların en önemlisi, “Fusûsu’l-Hikem”deki “Hâtemü’l-velâye” mevzusunun çözümünde “Fusûs” şârihlerine kaynak olan ve bu beyanları ilk defa sağlam ve köklü temeller üzerine oturtan “Şerhü’l-Kâşânî alâ Fusûsu’l-Hikem” kitabıdır.

Bu muhteşem eser, zâhirî ulemânın uyandırdığı şüpheleri ortadan kaldıran kesin bir burhân olduğu kadar; aynı zamanda, “Hâtemü’l-velâye” mertebesiyle ilgili kilit noktaları açan bir anahtardır.

 

Hâtemü’l-Enbiyâ’da Gizli Kalan İlmin,
Hâtemü’l-Evliyâ Tarafından İzhâr Edilişi:

Abdürrezzak el-Kâşânî -kuddise sırruh- Hazretleri “Şerhü’l-Kâşânî alâ Fusûsu’l-Hikem” isimli eserinde; Hâtemü’l-evliyâ olan zâta ihsan buyurulan ilmi Hâtemü’l-enbiyâ Aleyhisselâm’ın bizzat kendi bâtınından, peygamberlerin ve velîlerin ise Hâtemü’l-evliyâ mişkâtından elde ettiklerini beyân etmiş; peygamber olarak zuhûr eden Hâtemü’l-enbiyâ’nın zâhir sıfatıyla izhâr edemediği bu ilmi, onun bâtınıyla zuhûr edecek olan Hâtemü’l-evliyâ’nın izhâr edeceğini haber vermiştir:

“Resullerin hepsi bu ilmi Hâtemü’r-rüsul’den elde etmiş; Hâtemü’r-rüsul de, aynı zamanda Hâtemü’l-evliyâ olması bakımından, onu kendi bâtınından elde etmiştir. Lâkin risâlet vasfı kendisini ondan menettiği için onu izhâr etmemiştir. O’nun bâtını Hâtemü’l-evliyâ sûretinde zuhûr edince onu izhâr eder. Velhâsıl, resullerin ve velîlerin hepsi de onu ancak, Hâtemü’l-evliyâ mişkâtından görebilirler.” (“Şerhü’l-Kâşânî alâ Fu-sûsu’l-Hikem”; Ayasofya, nr.: 1901, 20b-21a yaprağı.)

 

Peygamberlerin ve Velîlerin
İlimlerinin Kaynağı:

Abdürrezzâk el-Kâşânî -kuddise sırruh- Hazretleri “Şerhü’l-Kâşânî” adlı eserinin başka bir noktasında, Hâtemü’l-enbiyâ’nın bâtın ve hakîkatına vâris olan Hâtemü’l-evliyâ’nın, ilmini elde etme husûsunda herhangi bir peygamber ya da velînin istimdâdına muhtaç olmadığını; aksine, bütün ilimlerin kaynağı olan bu has velâyeti elinde bulundurduğu için, bütün peygamberlerin ve velîlerin onun imdâd ve istimdâdına muhtaç olduğunu beyan buyurmuştur:

“O’nun (Hâtemü’r-rüsul’ün) velâyeti ile ilgili yönü, risâlet ve şer’î nübüvveti ile ilgili yönünden daha üstün olup; Hâtemü’r-risâle, hakîkati yönünden Hâtemü’l-velâye’dir. O velâyetin Hâtem’i olması bakımından hem bu ilmin, hem de bütün velîlerin ve peygamberlerin ilimlerinin kaynağıdır. O ise onun, kendisine gönderileceği ‘Makâm-ı mahmûd’dur.

Bunu bil ki, onun ilminde başkasına muhtaç olduğu zannına kapılmayasın!” (“Şerhü’l-Kâşânî alâ Fusûsu’l-Hikem”; Ayasofya, nr.: 1901, 21a yaprağı.)

 

Hâtemü’l-Evliyâ ve Mehdî’nin,
Hâtemü’l-Enbiyâ’nın Şerîatına Bağlılıktaki Kemâli:

Hazret bu arada mühim bir husûsa dikkati çekerek; âhir zamanda Hâtemü’l-enbiyâ Aleyhisselâm’ın bâtınıyla zuhûr edecek olan Hâtemü’l-evliyâ’nın, zâhir yönüyle de, tıpkı kendisinden sonra gönderilecek olan Mehdî gibi, Hâtemü’l-enbiyâ Aleyhisselâm’ın şeriatına kemâliyle tâbî olacağına işâret etmiştir:

“Âhir zamanda yaşayacak olan Mehdî gibi, onun (Hâtemü’l-evliyâ’nın) da, hükümde Hâtemü’l-enbiyâ’nın şeriatına tâbî olacağına işâret etmek gerekir. O gerek şer’î hükümlerde, gerek ma’rifette, gerekse hakîkat ilimlerinde Muhammed Aleyhisselâm’a tâbî olur. Bâtını Muhammed Aleyhisselâm’ın bâtını olduğu için, bahsettiğimiz şeye kıyasla bütün peygamberler ve velîler de, bizim bir velîmiz olarak ancak ona tâbî olurlar. Bunun içindir ki ona, ‘Seyyidü’l-mürselîn’in hasenâtından bir hasene’ denilir.

Onun, bütün peygamberlerin ve velîlerin ilimlerinin kaynağı olması husûsunda ona tâbî olması, kendisi için bir noksanlık da değildir. O, ilâhî incelikler ve Allah’ı bilme ilminde (diğer peygamberlerden) yüksek olduğu gibi; şeriat ve ahkâm husûsunda da (onlardan) düşük olur.” (“Şerhü’l-Kâşânî alâ Fusûsu’l-Hikem”; Ayasofya, nr.: 1901, 21a-21b yaprağı.)

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri “Hatmü’l-evliy┠kitabı’nın son bölümünde,(1) Alâüddevle es-Semnânî -kuddise sırruh- Hazretleri “Kitâbu’l-Urve” isimli eserinde.(2) İsmâil Hakkı Bursevî -kuddise sırruh- Hazretleri ise “Tuhfe-i Âliyye” risâlesinde(3) beyân ettikleri gibi; Abdürrezzak Kâşânî -kuddise sırruh- Hazretleri de burada Hâtemü’l-evliyâ ile Mehdî’yi ayrı ayrı zikredip, ikisinin birbirinden farklı kimseler olduklarını açıkça beyan etmiştir.

Bu beyanlar, Hâtemü’l-evliyâ olan zât ile Hazret-i Mehdî’yi birbirine karıştırarak, hakikati bulandırmak isteyen kimseler için apaçık birer delildir. Evliyâ-i kirâm Hazerâtı’nın apaçık beyanları varken zan ile konuşmak yersizdir!..

•

(1) Hakîm et-Tirmizî, “Hatmü’l-evliyâ”, s.427. bas.: Hakikat Yay., m. 2002.

(2) Alâüddevle es-Semnânî, “Kitâbu’l-Urvetü’l-Vüskâ”, Es’ad Ef., nr.: 1583, 84b-88a yp.

(3) İsmâil Hakkı Bursevî, “Tuhfe-i Âliyye”, s.229.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |