Küfrü Hoşgörenler:

Allah-u Teâlâ Kelâm-ı kadim’i olan kitabı Kur’an-ı kerim’inde şöyle buyuruyor:

“Kim Allah’a ve Resul’üne iman etmezse, bilsin ki biz kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.” (Fetih: 13)

Fethullah Gülen ise kendi kitabında şöyle söylüyor:

“Herkes kelime-i tevhidi esas alarak çevresine bakışını yeniden gözden geçirmeli ve ıslâh etmelidir. Hatta kelime-i tevhidin ikinci bölümünü yani Muhammed Allah’ın resulüdür kısmını söylemeksizin sadece ilk kısmını ikrar eden kimselere rahmet ve merhamet bakışıyla bakmalıdır.” (Küresel Barışa Doğru: 131. sh)

Oysa bir insan Allah-u Teâlâ’ya iman edip Resulullah Aleyhisselâm’a iman etmedikçe hiçbir zaman iman sahibi olmaz.

Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hüküm vermezse, işte onlar kâfirlerdir.” (Mâide: 44)

“Lâilâhe illallah”tan sonra “Muhammedün Resulullah” demek Tevhid’in iki rüknünden biridir. Muhammed Aleyhisselâm’a inanmayan kişi müslüman sayılmaz.

Allah-u Teâlâ Muhammed Aleyhisselâm’ı dost edindi. Adını adı ile andı. Onun hoşnutluğunu kendi hoşnutluğu ile bir tuttu. Ona imanı, Tevhid’in iki rüknünden biri yaptı. “Lâ ilâhe illâllah”tan sonra “Muhammedün Resulullah” ünvanını getirdi. Muhammed Aleyhisselâm’a inanmayan kişinin müslüman sayılmayacağını belirtti.

Bu iki kelime arasında tam bir ittifak vardır. Resulullah Aleyhisselâm’ın peygamberliğine şehâdet olmadan sadece Allah inancı fayda vermez. Kâfir de Allah’a inandığını söylüyor. Ama Peygamber’imize inanmadığı için imanı makbul değildir. Allah’a inandığını söylüyor ama O’nun gönderdiği peygamberine "Ben senin peygamberini kabul etmiyorum!" diyor.

Oysa Allah-u Teâlâ ona iman ve itaat etmeyi katiyetle emrediyor.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde buyurur ki:

“Resul’üm! Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.”(Enbiyâ: 107)

“Allah’a ve Resul’üne itaat edin.” (Enfâl: 1)

“Peygamber’e itaat eden, muhakkak Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, biz seni onların üzerine bekçi göndermedik.” (Nisâ: 80)

“Allah’a ve Peygamber’ine muhalefet edenler, işte onlar en aşağılık kimseler arasındadırlar.” (Mücâdele: 20)

Bu Âyet-i kerime’ler mucibince Resulullah Aleyhisselâm’ı inkâr eden kâfir olur.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:

“Varlığım kudret elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki; bu ümmetten yahudi olsun hıristiyan olsun, kim benim peygamberliğimi duyar da benim getirdiğime iman etmeden ölürse mutlaka cehennemliklerden olur.” (Müslim: 153)

Allah-u Teâlâ Kelâm-ı kadim’inde şöyle buyurmaktadır:

“Muhammed Allah’ın Peygamber’idir. Onunla beraber bulunanlar da kâfirlere karşı çok çetin ve sert, birbirlerine karşı çok merhametlidirler.” (Fetih: 29)

Allah-u Teâlâ’nın ferman-ı ilâhîsi budur.

Diğer bir Âyet-i kerime’sinde ise; müslüman sıfatından başka bir sıfatı asla kabul etmeyeceğini ferman buyuruyor:

“Ey iman edenler! Allah’tan nasıl korkmak lâzımsa öylece korkun. Sakın siz müslüman olmaktan başka bir sıfatla can vermeyin.” (Âl-i imrân: 102)

Resulullah Aleyhisselâm Efendimiz de Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmaktadır:

“Cennete sadece müslüman olan girer.” (Buhârî)

Ve bu hoşgörü toplantılarında hiçbir zaman hiçbir papaz ve hiçbir haham Resulullah Aleyhisselâm’a inandığını söylemiş, İslâm dinini de kabul etmiş değildir. İsa Aleyhisselâm’dan sonrasını kabul etmediklerini her fırsatta dile getirmektedirler.

Bunların hoşgörüsünden murad; “Bizim küfrümüzü hoş görün” mânâsına gelir.

Bunların küfrünü hoş görüp, Resulullah Aleyhisselâm’a imana lüzum görmeyenler; “Bu tavır benim şahsi yapımla ilgili değildir, ben inancımın gereğini yerine getiriyorum.” diyor.

İslâm inancı ise Hazret-i Allah’ın beyanı olan Kelamullah’ında açık ve kesindir:

“Allah’a ve ahiret gününe inanan bir milletin; babaları, oğulları, kardeşleri veya akrabaları da olsa, Allah’a ve Peygamber’ine muhalefet eden kimselere sevgi beslediklerini göremezsin.” (Mücâdele: 22)

Bir kimse küfrünü ilân ettikten sonra o kimseye; “Bizim kardeşimizdir.” derse, küfür kardeşliğine iştirak etmiş olur.

“Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, o onlardandır.” (Mâide: 51)

Ve Hazret-i Allah; Kelâm-ı kadim’i, Beyân-ı hâkim’inin Tevbe: 23, Nisâ: 144, Âl-i imrân: 28, Nisâ: 139, Mümtehine: 1, Mâide: 80-81-82, Mücâdele: 14-15, Bakara: 120, Mümtehine: 13, Bakara: 217, Bakara: 105, Âl-i imran: 100-101-102, Âl-i imrân: 118-119-120, Tevbe: 28, Tevbe: 95, Enfâl: 73, Âl-i imrân: 179, En’âm: 125, Yunus: 100, En’âm: 121 ve buna mümasil birçok Âyet-i kerime’lerinde küfrü ve kâfirleri hoş görmeyi kesinlikle yasaklamış, onlarla kurulacak dostluğun vehametini, zararını beyan etmiş, âkıbetlerinin büyük bir azap olduğunu haber vermiştir.

İslâm’ın kitabındaki Âyet-i kerime’ler bunlardır. Onların kitabında bu Âyet-i kerime’ler yok mu?

Bunların müdafiliğini yapan buna göre yapsın.

DEVAM

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |