AB Süreci; “Türkiye’yi Küçülterek Yutma Operasyonu”nun Bir Parçasıdır!

 

ABD güdümlü “Küresel Kaos Düzeni” bütün hızıyla dünyamızı sarmaya devam ediyor. Henüz yolun başındayız; seyrettiğimiz kan ve gözyaşı seyredeceklerimizin sadece küçük bir bölümü.

Bu pervasız ve acımasız döneme dünya ülkeleri hazırlıksız yakalandı. Zira hiç kimse ABD’nin bu derece; -hukuk, vicdan, ahlak- hiçbir değer tanımadan yakıp-yıkacağını tahmin edemedi.

Halbuki siyonist iktidar özellikle ABD halkını yaklaşık 10-15 yıldır bugünlere hazırlamaktaydı. Gerçeklikleri sinema sahnelerinden ibaret hale getirilmiş bir halk, filimler vasıtasıyla nükleer, doğal, biyolojik her türlü afata hazırlanıyor. Son yıllarda çıkan Hollywood yapımı filmlerin ortalama bir envanterini tuttuğunuzda -bazı istisnalar dışında- üç ana konu ile karşılaşırsınız. Birincisi her türlü afet ve tehlikeye hazırlık, ikincisi savaşların acımasız yüzü ve kahraman Amerikan askeri, üçüncüsü “Terörist Müslüman”. Mesela kimi filmde büyük bir şehrin ortasından volkan patlıyor, kimisinde nükleer bomba büyük bir şehrin üstüne düşüyor. Savaş filmlerinde gerçeğe yakın sahneler eskiden olmadığı şekliyle veriliyor. Kollar-bacaklar kopuyor, askerler can çekişiyor, kan gövdeyi götürüyor.

Milyonlarca insanı (bazı rivayetlere göre 28 milyon) askere almayı hedefleyen ABD yönetimi bu filmlerle askerini gerçeklere hazırlamayı ve onları motive etmeyi hedefliyor. Aslında gerçeğin sanal bir kopyasını yapmaya çalışırken hiçbir kültürel değeri olmayan hilkat garibesi bir düzenin bozuk meyvelerini kendi çıkarları doğrultusunda birer robot gibi kullanmayı hedefliyor. Nihayetinde savaş meydanına çıkan kahraman(!) Amerikan askeri kameralı ortamlarda artistik pozlar verirken, kamera arkasında büyük bir acziyet ve korku yaşıyor. Teknoloji harikası silahların arkasında iken kendisini yenilmez bir “Terminatör” zannediyor, yakıyor, yıkıyor, öldürüyor. Ölen kadın ve çocuklar onun gözünde bilgisayar oyunlarında ölen sanal karakterlerden daha fazla bir anlam ifade etmiyor. Silahından mahrum kaldığında, ya da yenilmez zannettiği zırhlı araçları telef olduğunda bütün dünyası yıkılıyor, mermisini hesapsızca harcıyor, belki de korkudan tetiğe basmaya güç bulamıyor.

Vahşi Batı; 1500’lü yıllarda Amerika kıtasında yerli soykırımında kullanmak üzere nasıl ki hapishane kaçkınlarından, hüküm giymiş katil ve hırsızlardan yararlanmışsa, bugün müslüman soykırımında aynı yönteme başvuruyor. Hapishanelerdeki milyonlarca insanı silah altına almaya başladılar. (ABD’ye yardım eden tutuklunun filmini bile yaptılar.) Koskoca Amerika kıtasında o zamanın rakamları ile yaklaşık 100 milyon yerliyi soykırımdan geçiren zihniyet asliyetinden hiçbir şey kaybetmemiş bir şekilde bugün İslam ülkeleri üzerinde icraatına yeniden başladı.

Bu kaos ve vahşet düzeninde her ülke kendi pozisyonunu yeniden tanımlamaya, tavır belirlemeye gayret ediyor. Daha doğrusu bu yırtıcı yaratığın hedefi olmaktan kendisini sıyırmaya çalışıyor.

 

Türkiye’yi Yutma Operasyonu:

Bütün İslâm ülkeleri; bu “Harabiyat devri”nin “Ana hedef”idir. “Büyük Ortadoğu Projesi” bu hedefe konulan süslü bir isimden başka bir şey değildir. Türkiye de buna dahildir. Ancak Türkiye hedef alınması en zor ülkedir. Ülkemizde yaşananlar; AB adı altında kopartılan tavizler, hoşgörü adı altında milletin gardını düşürme operasyonları,... bunların hepsi bu zorlukları azaltma, yani hedefi küçülterek yutma operasyonunun birer parçasıdır. Bir elin parmaklarını sıkarak yumruk pozisyonu alması gibi millet olarak safları sıklaştırmak, düşmanın sinsi taarruzları karşısında savunma pozisyonuna geçmek zorundayız. Ancak milletin safları sıklaşmak bir tarafa gittikçe seyrekleşti, parmaklar gevşedi, sınırlar yol geçen hanı oldu. Bu hale gelmemizin en büyük sebebi Amerikan çiftliklerinden ülkemize “Hoşgörü” pompalayan gönüllü ajanlardır. Yahudi ve hıristiyan dönmesi ajanların, misyonerlerin yapamadığı tahribatı bunlar yapmaktadır. Hükümet de bu fitnenin esiri olmuştur. Bütün milli-manevi değerlerin yerini kör bir “Hoşgörücü-Avrupacı” zihniyet almıştır.

 

AB Süreci Türkiye’yi Esir Aldı:

Türkiye adeta AB sürecinin esiri olmuştur. Bir müzakere tarihi almak için verilmedik taviz kalmadı. Mazallah tarih verirlerse bir 15 yıl daha aynı terane devam mı edecek? Avrupa’yı memnun edebilmek için girdiğimiz bu eziyetlere bir 15 yıl daha devam mı edeceğiz? Üç kuruş para için bedenini satan fahişeler gibi olduk.

Avrupa bize kızmasın diye bütün değerlerimizden, topraklarımızdan taviz veriyoruz. Üstelik bizimle dalga geçer gibi “2013’ten sonrası düz yol”, yani “2013’e kadar alınmayacağınız kesin, sonrasına bakarız” diyorlar. Karikatürlerde köpek kapısından sürünerek girmeye çalışan bir Türkiye tasvir ediyorlar. Bu millete bu kadar alçaklık reva mıdır?

Alman Die Welt gazetesi “Aslında önemli olan ne Türkiye’deki ceza yasası reformu ne de Türkiye’de hala yaşanan insan hakları ihlalinin boyutu. Önemli olan AB’nin 70 milyon Müslüman’ın yaşadığı bir ülke için yapılacak harcamaların altından kalkıp kalkamayacağı... İrlanda üye olduğunda idam cezası devam ediyordu ve boşanmak yasalara aykırıydı. Fransa AB’ye girdikten uzun süre sonra bile Cezayir’de işkence uyguladı” diye yazdı.

Müslüman olduğumuz için bizi almak istemiyorlar, ancak bu niyetlerini açıkça itiraf edemedikleri için yapılacak harcamaları ileri sürüyorlar.

Gazete ayrıca şunları da yazdı: “Müzakerelerin başlaması Türkiye için kötü bir sonun başlangıcı olabilir. Brüksel’e yaklaştıkça egemenliğinden taviz vermek zorunda kalan gururlu bir ülke uzun süre aday statüsünde kalırsa bir gün kendisi üyelikten vazgeçebilir.”

Görüyorsunuz bizi uzun süre bekleteceklerini her vesileyle söylüyorlar. Üstelik tokat gibi sözler sarfediyorlar. “Gururlu bir ülke bu kadar beklemez.” Fakat bizim gözümüz AB büyüsü ile öyle bir boyanmış ki, hiçbir şey görmüyor. İnsanı insan, milleti millet yapan değer ve hasletlerle hiçbir alakası olmayan iş ve icraatlara devam ediyoruz.

 

ABD, AB, Galileo:

Amerika ve İsrail de bu süreçten istifade etmeye çalışıyor. Esasında bırakın Türkiye’nin AB üyesi olması AB’nin siyasal ve askeri bir güç olarak karşısına çıkması bile ABD’nin işine gelmez. Avrupa siyaseten ve özellikle askerî olarak ABD’ye bağımlıdır. AB’nin bu bağımlılığı azaltacak çok önemli bir projesi hali hazırda devam etmektedir. Galileo adı verilen bu proje ABD ve Anglo-Sakson ülkeler tarafından kullanılan Echolon sisteminin bir muadili, hatta yeni teknolojiler kullanılarak yapıldığı için daha hassas yeni bir versiyonudur. Bu proje hayata geçerse AB haberleşme, casusluk, uydu bağlantılı silah sistemleri gibi konularda ABD’ye bağımlılıktan kurtulacağı gibi rakip olarak büyük bir avantaj sağlayacaktır.

“Bu sistem Avrupa Birliği’nin Amerikan GPS sistemine olan bağımlılığından kurtulmasını sağlayacaktır.” (Fransa Ulaştırma Bakanı Jean–Claude Gayssot)

“Bu sistem, herhangi bir problemin çıkması ya da terörist saldırı halinde dünyanın GPS’siz kalmamasını garanti edecektir... Kendi geleceğinizin efendisi olmak her zaman iyidir. Kendi sisteminize sahip değilseniz, alınacak bütün kararların sizin yararınıza olacağından nasıl emin olabilirsiniz?” (Avrupa Komisyonu Sözcüsü Gilles Gantelet)

“Eğer bizler bu projeyi başlatmaz ve tamamlamazsak Avrupa Birliği kölelik statüsüne düşme tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktır.” (Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac)

Bu projeye göre uzaya yerleştirilecek 30 ileri teknoloji uydusu Avrupa Birliği’nin uzaydaki gözü, kulağı olacak. ABD bu projeden çok rahatsız. Özellikle kendi askerinin kullandığı uydu sisteminin Avrupa üzerindeki hakimiyetinin devamına çok büyük önem veriyor.

Bu projenin 2007-2008 yıllarına kadar faaliyete geçmesi öngörülmektedir. Bu sebeple bu tarihler bir kırılma noktası, hatta Avrupa için tehlike çanlarının çaldığı bir dönemeç olarak kabul edilebilir. (Şaron da Kürtlere bağımsızlık için acele etmemeleri, 2007-2008 tarihlerini beklemelerini tavsiye etmiş, bu haber basına yansımıştı.) Hazret-i Allah’ın takdiri nasıl tecelli eder bilemeyiz. Bize düşen küffarın plan ve niyetine göre tedbirimizi almaktır.

Uzun sözün kısası AB Türkiye’yi alacak değil. Zaten 2013 sonrasına ortada AB diye bir şeyin kalacağı bile belli değil. Amerika’sı, Avrupa’sı bizi oyalayıp duruyor. Hadi onlar kendi çıkarına göre hareket ediyor, biz neye göre hareket ediyoruz. Bu halkı oyalamaya kimin hakkı var. Bu kadar Avrupacı-Hoşgörücü olmanın vebalini nasıl ödeyeceksiniz.

Türkiye’nin AB’ne alınmayacağını, özel bir ortaklık ve stratejik işbirliği yapılması gerektiğini söyleyen Avrupalılar daha dürüst davranıyorlar. Avrupalı siyasetçiler ise ikiyüzlü hareket ediyor. Biz de onları bu ikiyüzlülüğe devam etmeleri için, bile bile teşvik ediyoruz. Durum bundan ibaret.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |