SÖZLER ve NOTLAR - 14

MÜKÂLEME - 3

 

– Bir mürşid-i kâmil ahirete intikâl edecek. İki çuval var, birisi altın dolu, diğeri ibtilâ dolu. “Hangisini alırsanız alın!” diye müridâna sorulsa, kim neyi alır?

– Herkes altını alır.

– Hepsi boşa sarıldı. Derseniz ki: “Siz hangisini alırsınız?” Şunu alırım demem, hangisini verirse onu alırım. (15 Mayıs 1982)

•

– Kardeşin vasıtası ile geldik.

– Allah’ımız vasıtanızı ahiret vasıtası eylesin. Hazret-i Allah’ın ayrı ayrı ikram ve ihsanları vardır, hepsine de ayrı ayrı şükür lâzımdır. Eğer O’nun ihsanları O’nun yolunda kullanılırsa, ahiret sermayesi olur. Sa’y ve gayreti nispetinde mükâfata nâil ve dahil eder.

Fakat O’nun ihsanını O’nun rızâsı olmayan yere kullanırsak, o nispette ebedî hayatın israfına gitmiş oluruz. Dolayısı ile kendi yaptığımız kötülüğümüz nispetinde pişmanlığımız olur.

Allah’ımız kalbimizi hayra yönelttiği kimselerden etsin. İhsan ettiği nimetlerin kıymetini bilen, idrak eden kimselerden etsin. (10 Nisan 1982)

•

– Takdir karşısında kula düşen nedir efendim?

– Kula düşen her emrine incelikle dikkat ve nehyinden ictinab. Kula başka hiçbir şey düşmez. Çünkü kul ötesini göremiyor.

Hazret-i Allah ona bir çizgi çizmiştir. Kul o istikametten giderse; onun nurunu artırır, hidayetini çoğaltır, yollarını açar, tasarrufuna alarak bizzat kendisi yürütür. (15 Mayıs 1982)

•

– Mânâda uçakla Hacc’a gidecekmişiz. Yollar açılmış, sınırlar hep kaldırılmış. Bizi götürecek olan uçağa bir bakıyorum uçak, bir bakıyorum ev oluyor.

– İnşaallah zaman gelir, Allah’ımız o kapıları açar da, beraber gideriz. Uçağın ev şeklinde olması, evcek gideriz inşaallah. (8 Temmuz 1982)

•

– O kardeşimiz zât-ı âliniz hakkında: “Engin bir hoşgörü sahibi.” diye bir söz sarfetti. (V.)

– Elhamdülillâh... Yol böyle efendim. Hazret-i Allah böyle ister. En büyük düşmanımız dahi olsa, Hazret-i Allah’ın kudret elindedir. O ister affeder, ister affetmez. Biz affet demeyiz. Çünkü belki ona azap etmek istiyordur. Düşmanımızı affetse itimat edin seviniriz. O affederse biz de affederiz. Bizdeki tutum budur.” (17 Temmuz 1982)

•

– Maddî durumunuz nasıl?

– Elhamdülillah çok çok iyi efendim.

– Allah’ımız bereketinizi artırsın. Hep böyle söyleyin ki, Allah-u Teâlâ bereketinizi ziyade eyler. İhsan-ı ilâhiye nankörlük yapmayalım. Yoksa bile var diyelim. Çünkü O bizi imtihan ediyor. (31 Ocak 1983)

•

– Mânâda bulunduğumuz yerde bir yangın çıktı. Yedi-sekiz kişi yanmış. Bizim mutlaka yanmamız gerekirken kurtulduk.

– Cenâb-ı Hakk’a sonsuz şükürler olsun ki, her sahada kardeşlere lütuf elini uzatmış ve muhafaza ediyor.

Yakup Aleyhisselâm’ın birçok evlâdı olduğu halde, Yusuf Aleyhisselâm’ı çok sevdiği gibi; Hakk Teâlâ Vetekaddes Hazretleri’nin kardeşleri çok sevdiği her hâliyle belli oluyor.

Allah’ımız cümlemizi muhafaza buyursun. (2 Şubat 1983)

•

– Efendim ben hiç rüyâ göremiyorum.

– Hayır efendim! Rüyâ görmeyi arzu etmeniz bile yersiz. Bütün arzu ve isteklerden arınmak, kayıt-kuyuttan çıkmak, denize bırakılmış bir çöp gibi olmak gerekiyor.

Teslim olamadığımız için, bizde birçok arzular yaşıyor. Arzulardır bizi Hakk’ın arzusundan alıkoyan. (5 Mart 1983)

•

– Biliyorsunuz efendim hisleri yenmek çok zor.

– Nefsi yenmek çok zor. (4 Temmuz 1983)

•

– Mânâda çeşitli ebatlarda anahtarlar verdiler. “Bunlarla açın!” dediler.

– Malumunuz anahtarla kapı açılır, sualle de birçok mevzular husule gelir. Arzu ettiğiniz şeyleri sorabilirsiniz. Hem kalbinizin itminan bulmasına vesile olur, hem de bilinmesi lâzımgelen mevzular meydana çıkmış olur.

Allah’ımız Hakk-hakikat kapılarını açtırdıklarından etsin bizleri.” (2 Nisan 1977)

•

– Sabri Kaptan’ın: “Ben Şeyh Es’ad Efendi -kuddise sırruh- Hazretlerimiz’in meddahıyım!” sözü ruhuma çok uygun geliyor. Yolun güzelliğini anlatmaktan zevk duyuyoruz. (M. Ali)

– Hep yolumuzun güzelliğini, hep yolumuzun güzelliğini... Fakiri değil... (8 Temmuz 1983)

•

– Mânâda gördüm ki dükkânda bulunuyorsunuz, kapalı yerden bazı mallar çıkardınız ve vitrine koydunuz.

– Zamanla gizli bazı şeyler de meydana çıkacak inşaallah. (27 Ağustos 1983)

•

– Mânâda bir helikopterle yolculuk yapıyormuşuz. Önümüze derin bir vâdi geldi. Yanımdaki kardeş alçaktan gitmemizi söyledi. Bu sefer toprak seviyesinde gitmeye başladık.

– Allah’ımız taati mucibince yürüttüğü kullarından etsin. Mâlumunuz helikopter istediği yere konar, istediği yere gider. Biz de inşaallah mütevâzi bir hâl ile helikopter gibi oradan oraya oradan oraya kona kona yolumuza devam edelim. (1 Ekim 1983)

•

– Daha önceleri Kur’an-ı kerim okurken çok duygulanıyordum. Şimdi ise bir-iki sayfa okumadan uykum geliyor.

– Haram lokma yendiği zaman gaflet husule getiriyor. O zaman Cenâb-ı Hakk’a sığının ve hemen yerinizi değiştirin. (1 Ekim 1983)

•

– Mânâda bir otomobil ile yolculuk yapıyoruz. Ben sağ öndeyim. İçeride görünmeyen insanlar vardı. Onların kimler olduklarını merak ederken bir ses: ‘Öndeki selâmet, arkadaki keramet!’ dedi. Bunu duyunca ferahladım. O şekilde yolumuza devam ettik.

– Efendim tasarruf altındasınız, tasarruf içinde yürüyorsunuz elhamdülillâh... Allah’ımız sonumuzu hayırlı etsin. (19 Kasım 1983)

•

– Bir kardeş vefat etmiş galiba?

– Öyle oldu efendim. Allah rahmet eylesin, âniden gitti. Ve bir kardeş daha vefat edecek, amma kim olduğunu bilmiyoruz. İki gün evvel Manisa’dan bir kardeş geldi. “Rüyâmda gördüm ki Hazret-i Ebu Bekir -radiyallahu anh- Efendimiz’le Hazret-i Ömer -radiyallahu anh- Efendimiz vefat etmişler de cenazeleri geliyormuş.” dedi. “Eğer bu rüyâ Rahmânî ise cenâze iki olacak, Allahu âlem iki ihvan vefat edecek.” dedik. Bir tanesi gitti, ikincisi kim olacak onu bekliyoruz. Bu hadise dün akşam olmuş, kardeşi ceryan çarpmış, İstanbul’a kaldırmışlar, bugün ölüm haberi geldi. Allah rahmet eylesin. İnşaallah o görülen rüyâ gibidir. Allah’ım o lütfa nâil ve dahil olmak suretiyle aldığı kullardan etsin. İnşaallah iyi gitti. Hepimizin beklediği o, hepimiz aynı köprüdeyiz. Allah’ım kâmil iman ihsan etsin. (5 Nisan 1986)

•

– İbtilânın iki yüzünü size şöyle arzedelim. Bir dostunuz var, elindeki büyük bir paketi durup dururken üzerinize atsa ne yaparsınız?

– Kızarız.

– Fakat içi altın dolu olsa, size vermek için attım dese?

– Bu sefer seviniriz.

– İşte ibtilâ budur hacı efendi. (5 Ağustos 1978)

•

– Rüyâmda bir yerde balık tutuyordum. Balık tutmak serbestmiş de, alıp götürmek yasakmış.

– Aslında her an için hazırlıklı olmamız lâzım. Fakat nefis meşru olsun gayr-i meşru olsun daima dünya işleriyle meşgul. Bunlar hepimizin nefsinin meşgul olduğu şeylerdir. Bütün meşguliyetlerimizi yarıda bırakıp birgün gideceğimizi hiç de hesaba katmıyoruz.” (16 Aralık 1978)

•

– Sizin bir rüyânız var mı hacı efendi?

– Görüyorum fakat çabuk unutuyorum.

– Allah’ımız hayırlısını, Rahmânî’sini ihsan buyursun, onlar unutulmaz hacı efendi. (1 Nisan 1977)

•

– Hacc’a gitmek istiyorum, fakat önüme bazı engeller çıkıyor.

– Nasip olursa gidilir, olmazsa seneye gidilir. Her şey O’nun taksimine bakar. Ezelde sizi bu sene için kayıda almışsa, o mecliste bulunduracaksa gidersiniz. Eğer o mecliste kaydınız yoksa gidemezsiniz. Orası öyle bir meclistir ki, ancak ezelde dâvet edilenler icabet ediyor.

Siz bunun için telâş etmeyin, niyetiniz yeter ki hâlis olsun. (27 Ağustos 1977)

•

– Mânâda yeşillik çok güzel bir bahçe gördüm, fakat üzerini hafif duman kaplamıştı.

– İnşaallah o duman da kalkarsa, o vehim de kalkarsa, hakikati daha güzel görmüş oluruz. (2 Nisan 1977)

•

– Yola yakın arkadaşlarımla nasıl ilgileneyim?

– Bu gibi mevzular kendinize âittir. Herkes kendi çapında yapacağını yapsın. Kimseye şunu şöyle yapın, bunu böyle yapın demeyiz. Çünkü herkesin hılkiyeti ayrı ayrıdır, hılkiyetine göre icraatını yapacak.” (22 Mayıs 1976)

•

– Rüyâmda Zât-ı âlî’nizin önünde yürüyordum, sonra kendimi geriye alıp yürümeye başladım.

•

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |