NE İDİK, NE OLDUK!

OSMANLI İMPARATORLUĞU -5-
(1299-1924)

 

İkinci Bayezid:

Babası Fatih’ten sonra bütün Osmanlı hükümdarlarının en âlimidir, çok mükemmel bir tahsil görmüştü. Fatih gibi bir baba, Yavuz Selim gibi bir evlât arasında kaldığı için büyüklüğü göze çarpmamaktadır.

Dünyanın en büyük devletinin hükümdarı olarak büyük saygı görmüştü. Devrinde göz kamaştırıcı fetihler olmamakla beraber, akınlar Avrupa’yı altüst etmeye devam etti. Venedik donanması ağır bir hezimete uğratıldı. Fatih’in büyük fütühatı iyice hazmedildi. Devletin kudreti titizlikle korundu.

II. Bayezid zamanında Modon, Navorin, İnebahtı, Koron alındı.

Bayezid Han, ordusunun terakki ve ıslahı ile meşgul olmuş, askerini modern silahlarla teçhiz etmişti. Vefatında Fırat ve Toros’larla Tuna ve Doğu Avrupa arasında uzanan iki milyon dört yüz bin kilometrekarelik bir imparatorluk bıraktı.

 

Yavuz Sultan Selim:

Henüz beş yaşında bir çocukken, dedesinin huzuruna çıkarılmıştı. Torununu dikkatle süzen Fatih “Bayezid! Bu çocuğa mukayyed ol. Umarım ki bu büyük bir cihangir olacak.” buyurdu. Peygamber müjdesine mazhar olan Fatih, geleceğin cihangir Yavuz’unu müjdeliyordu.

Çok uzun müddet Trabzon sancak beyi olarak bir çok seferde bulunup tecrübe kazanmış, kırk iki yaşında da hükümdar olmuştu.

Safevi Devleti’nin hükümdarı Şah İsmail, Anadolu’da yaşayan alevilere, halife olduğunu iddia ederek propaganda yapıyordu, onları kendine bağlayarak Anadolu’yu ele geçirmeye çalışıyordu. Anadolu’da ise Şeyh Bedreddin isyanları sebebiyle çok büyük kanlar dökülmüştü.

Şah İsmail, Sivas, Tokat, Amasya, Çorum, Antalya, yörelerini kendisine bağlamaya çalışıyordu. Antalya tarafında ise Osmanlı’ya karşı Şahkulu ayaklanması çıkmıştı.

Yavuz Sultan Selim bu hareketleri tamamen ortadan kaldırmak maksadıyla Safevi Devleti ile savaş için fetva aldı. Ancak öncelikle kendi topraklarında yaşayan alevileri tespit ettirdi. Bir kısmını haps ettirdi, bir kısmını öldürttü. Bu şekilde isyanlar bastırılarak Anadolu’daki alevi tehlikesi bertaraf edilmiş olundu.

Şah İsmail Azerbaycan, Irak, İran’ı ele geçirmiş, Anadolu için fırsat kolluyordu.

Yavuz Sultan Selim 100 bin kişilik bir ordu ile Anadolu’dan çıktı. Suşehrine kadar gelindiğinde Safevilerin araziyi tahrip etmelerinden dolayı geri dönülmek istendi. Bu sebeple Yeniçeriler Hemdem Paşa’yı Yavuz’a gönderdiler. Yavuz bu teklif karşısında Hemdem Paşa’yı idam ettirerek bu türlü hareketleri bastırdı. Van gölü yakınında Çaldıran’a gelindi. Şah İsmail’in ordusu da burada bekliyordu. Yapılan savaşta Şah İsmail’in oğlu yenildi ve dağıldı. Kemah ve Dülkadir Beyliği alındı. Yavuz’un niyeti Şah İsmail’i takip ederek Türkistan Türkleri ile bağlantı kurmaktı. Ancak askerin direnmesi nedeniyle bu gerçekleşmedi. (1514)

Memlük Sultanı Kansu Gavri ise Şah İsmail ile anlaşma sağlamaya çalışıyordu. Yavuz ise bu esnada Malatya ve Antep’i almıştı.

İki ordu Halep yakınlarında Mercidabık’ta karşılaştılar. Kölemen ordusu yenildi. Halep, Suriye, Lübnan, Ürdün, Osmanlılar’ın eline geçmiş oldu. (1516)

Suriye işi halledildikten sonra, Yavuz Mısır’a yöneldi. Sina çölünü ise yağmurla birlikte geçerek Ridaniye’ye geldi. Osmanlı tarihinde ilk ve tek padişah olarak Yavuz bu kadar güneye inmiştir.

Kansu Gavri’nin yerine geçen Memlük sultanı Tomanbay ise çok güçlü bir ordu hazırlamış ve Ridaniye’yi tahkim etmişti. Yavuz bunu öğrenince dağı dolaşarak kölemen ordusunu arkadan kuşattı ve mağlubiyet kaçınılmaz oldu.

Mısır Osmanlılar’a geçti. Mekke ve Medine Osmanlılar’a bağlandı. Halife Mütevekkil Alallâh’tan halifeliği devraldı. Suriye ve Mısır seferleri Osmanlı’ya çok gelir getirdi. Mısır seferi sırasında Osmanlı donanmasının eksikliğini gören Yavuz, Haliç tersanesini tesis ettirerek 150 gemi yapılmasını emretti.

Barbaros kardeşler bu yıllarda Cezayir’i fethederek hakimiyeti sağladılar.

Bir hamlede imparatorluğun topraklarını iki mislinden fazla genişleten Yavuz Selim Han İstanbul’a döndü. Yüzbinlerce İstanbul’lu en samimi duyguları ile büyük cihangiri karşılamak için günlerdir hazırlık yapıyorlardı. Bunu duyan Yavuz Selim Han son derece sıkılmış, bir gün sonra merasimle şehre girmesi gerekirken; gece vakti yanında bir kaç kişiyle kayığa binmiş, gizlice Topkapı Sarayı’na çıkmıştır. Ertesi gün Hükümdar’ın sarayda olduğu öğrenilince hiçbir merasim yapılamadı.

Allah için olanlar ile gösteriş için olanlara güzel bir numune.

Yavuz Selim son derece sade giyinir, sadeliği sever, lüks ve israfa şiddetle karşı çıkardı. Her ihtimale karşı devlet hazinesini dolu tutmak isterdi.

Yavuz Sultan Selim’in, zerafet, nezaket, kibarlığı ile tanınan Şeyhülislâm, Zenbilli Ali Cemali Efendi, Sultan Selim’e yeri ve zamanı geldiğinde sert ve haşin olabiliyordu.

Birgün padişahı bir kararından dolayı tenkid eder. Bütün tahammülüne rağmen sabrı taşan hükümdar hiddetlenerek şöyle bağırır.

“Hoca, Hoca! Sen saltanat işlerine de karışmaya başladın!”

Aldığı cevab takdire şayandır:

“Evet padişahım! Eğer ahiret işlerinizi muhafazaya memur olmasak dünya meselerinize karışmazdık.”

8 yıl içinde baş döndürücü icraatlar yapan Yavuz Selim Han, 50 yaşında olduğu halde, yeni bir seferin hazırlıkları içinde iken vefat etti.

Son anlarında yanında bulunan nedimi Hasan Can “Sultanım! Cenâb-ı Hakk’a teveccüh edip Allah’la olacak zamandır.” dediğinde “Bizi bunca zamandır kiminle bilirdin?” diye cevap vermiştir.

 

Cihângîr Pâdişâh Yavuz Sultan Selim Hân’ın,
Cihad’dan Dönmeye Kalkışan Yeniçerilere Hitâbı

Yavuz Sultan Selim Hân, İ’lâ-yı Kelimetullâh uğrunda cihâd etmekten yılmayan, son derece yiğit ve kahraman bir hükümdârdı. Safevî hükümdârı Şâh İsmâil kendisine kafa tutarak er meydanına dâvet edince, ordusunu toplayarak, yiğitçe bu dâvete icâbet etmişti. Ancak, yüzlerce kilometre katetmesine rağmen Şah İsmâil bir türlü karşısına çıkmamış, cihângîr pâdişah da bu sahte kahramâna hitâben; “Mücâdeleden çekinenlere erlik adı hata ve ölümden korkan kimselere ata binmek ve kılınç kuşanmak nâsezâdır!” diyen bir mektup yollamıştı.

Günlerdir ilerledikleri hâlde karşılarında kimseyi göremeyen yeniçeriler, nihâyet bu durumdan iyice sıkıldılar ve bâzı tahrikçilerin de sözlerine kapılarak pâdişâha karşı cephe alıp, durumlarından şikâyet etmeye ve ileri geri konuşmaya başladılar. Bu durum karşısında hiddetlenen Yavuz, atını mahmuzlayıp büyük bir cesâretle yeniçerilerin üzerine doğru sürdü ve onlara hitâben şunları söyledi:

“Biz ki, henüz kasd etdiğimüz yere varmadık. Düşmân ile de karşılaşmadık. Dönmek ihtimâli yokdur!.. Hattâ bunu düşünmek dahî fâsid hayâldür!.. Teessüf olunur ki, Şâh’ın mâiyyeti kendü efendilerü yoluna cân virdiklerü hâlde, biz şerîat-ı Ahmediyye’ye muhâlif hareket iden bunları yola getürmek içün bu serhâdlere kadar gelmişken, bir kısım gayretsüzler mesâ’imizi akîm bırakmak içün geri çevürmek isterler. Biz kat’â yolumuzdan dönmezüz! Ulü’l-emr’e itâat edenler ile, kasd etdiğimiz yere değin giderüz!.. Kalbleri za’îf olanlar, ehl-ü ıyâllerinü düşünenler ve yol zahmetinü bahâne idenler, kendüleri bilürler; dönerler ise Dîn-i mübîn yolundan dönerler! Eğer bahâne düşmânın görünmediği ise, düşmân dahâ ilerdedür! Er iseniz benümle gelin ve illâ ben tek başıma da giderüm!..” (Âlî, “Künhü’l-Ahbâr”, bs.: H.1285.)

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |