Küffar Birliği, Hıristiyan İttifakıdır:

Hazret-i Allah Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurmaktadır:

“Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, o onlardandır.” (Mâide: 51)

O da diyor ki: “Onlar bizim dostumuzdur, onlarla mea-âile görüşürüz” İlâhi hükümleri inkâr ediyor. Ve “Biz onlarla ailecek gidip geliyoruz” diyor.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurmaktadır:

“Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hüküm vermezse, işte onlar kâfirlerdir.” (Mâide: 44)

O da; “Zaten biz küffar birliğine girme azmindeyiz.” Yani; “Biz kâfir birliğine azimle girmeye çalışıyoruz.” diyor.

Allah-u Teâlâ ise Âyet-i kerime’sinde şöyle buyuruyor:

“Şüphesiz ki kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.” (Nisâ: 101)

Küffar ehli haçlı seferine azimli ve hazırlıklı. O’da “Biz de sizi seyrederiz.” diyor...

Bu ilâhi emirler dinlenmezse, inkâr edilirse insanı küfre iter.

Allah-u Teâlâ’nın: “Düşmandır!” dediğini dost edindiğinden ötürü kâfir olur.

Bu ilâhi emir ve hükümdür. Hazret-i Allah’ın beyanıdır. Kim onların safına girerse onlardandır. En büyük düşmanı dost saymak, gaflettir, hainliktir. Düşmana ne kadar rağbet edersen, o nisbette düşmanlık bulursun.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde buyurur ki:

“Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse işte onlar zâlimlerdir.” (Mâide: 45)

Bu düşmanlara yapılan bir iyiliğin muhakkak karşılığını bekleyin.

Diğer bir Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurur:

“Sen onların dinine uymadıkça ne yahudiler ne de hıristiyanlar senden aslâ hoşnut olmazlar.” (Bakara: 120)

Hiçbir Avrupalı bizim birliğe girmemizi istemez. Türkiye onların birliğini bozar, hem de bu memleket müslümandır. Bu yüzden oyalıyorlar, eğleniyor, menfaatleniyorlar. Yani bu tavizler onların işine geliyor.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde buyurur ki:

“Ey inananlar! Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinmeyin. Allah’ın aleyhinize apaçık ferman vermesini mi istersiniz?” (Nisâ: 144)

Din, iman, vatan, şeref, haysiyet bu uğurda elden gidiyor. Yazık, çok yazık oluyor. Bu şehit kanlarıyla alınan topraklar masa başında üç-beş dünyalık paraya satılıyor, eyvahlar olsun! Şehitlerimizin kemikleri sızlıyor, bu ihanete lânet etmezler mi?

Siz müslümanları nasıl temsil edersiniz? Müslüman nâmına nasıl gidersiniz?

Kâfirler sizin dininizi hoş görmüyor, siz hoşgörün. Onlarla olmak için dini, imanı, vatanı bu uğurda feda edin. Bu nasıl bir zihniyettir. Nasıl bir gaflettir.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde buyurur ki:

“Bunlar güya Allah’ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar. Oysa onlar sadece kendilerini aldatırlar da bunun farkında değillerdir.” (Bakara: 9)

Allah-u Teâlâ’nın bunca Âyet-i kerime’lerini hiçe sayacaksınız, hem de müslüman olarak görüneceksiniz, bu mümkün değildir.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde buyurur ki:

“Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse işte onlar fâsıklardır.” (Mâide: 47)

İlâhi emirler varken kimin nâmına hoşgörüye gidiyorsunuz. Siz kimsiniz? Bunları müslümanların nâmına yapmanızı kabul etmiyoruz.

Siz bu küfre rızâ gösteriyorsunuz, biz göstermiyoruz.

Müslümanlar küfrü silmek için, nuru yaymak için canları ile malları ile çalıştılar. Siz ise küfrü yaymaya çalışıyorsunuz, sizin nereniz müslüman?

Küfrü yaymakla gayeniz nedir?

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:

“O esnada şimşek sanki gözlerini çıkaracakmış gibi çakar. Etraflarını aydınlatınca birkaç adım yürürler. Fakat üzerlerine karanlık çökünce oldukları yerde kalırlar. Allah dileseydi elbette onların kulaklarını sağır, gözlerini kör ederdi. Şüphesiz ki Allah her şeye kâdirdir.” buyuruyor. (Bakara: 20)

O ise hiçbir ilâhi emri umursamıyor.

Oysa dinde, imanda, vatanda büyük kayıplarımız oldu. Vatanımızda büyük istilalar oldu. Hiç umursamıyor bile. Bunlara ne denir? İlâhi hükümleri ayaklar altına alıp, dinlemeyene ne denir? Kimsin ki sen ilâhi hükümleri dinlemiyorsun.

Allah-u Teâl⠓Onlarla dost olma” dediği halde küffarla dost oluyorsun. Mea-âile görüşüyorsun. Daha evvelki müslümanlar kılıcını gösteriyordu. Bunlar ne yapıyor. Bu İslâm’da olmaz.

“Ülaike hizbullah” bizim partimiz budur. Hazret-i Allah ve Resul’ünün partisindeniz. Halk partili değiliz diyoruz. Küffar İslâm’ı en büyük düşman olarak tanıyor. Haçlı seferini resmen ilân ediyor. Hazırlığını yapıyor. Bunlar da “Biz seyrederiz.” diyorlar. “Biz de sizle beraberiz” diyorlar.

Hakk Celle ve Alâ Hazretleri Kelâm-ı kadim’inde buyurur ki:

“Allah katında din İslâm’dır.” (Âl-i imrân: 19)

Bu bir emr-i ilâhidir. Bu emr-i ilâhiye uymayıp da bunu reddeden, inkâr eden, İslâm nâmına nasıl olur da hoşgörme birliğini yapabilir?

Bu ilâhi emri hiçe sayarak küfür birliğine iltihak ediyorsunuz. Hiçbir papaz, hiçbir kâfir senin dinine iltihak ediyor mu?

Diğer bir Âyet-i kerime’sinde buyurur ki:

“Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, onunki aslâ kabul edilmeyecektir. Ahirette de ziyan edenlerden olacaktır.” (Âl-i imrân: 85)

Senin ona iltihak etmen, bu Âyet-i kerime’yi inkâr ettikten sonra değil mi?

•

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde buyurur ki:

“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecektir ki, İslâm’ın yalnız ismi, Kur’an’ın ise resmi kalacak. Mescidler dış görünüşleri ile mamur, fakat içleri hidayetten mahrum olacak.

Onların âlimleri gök kubbe altındakilerin en şerlileridir. Fitne onlardan çıktı ve yine onlara dönecektir.” (Beyhâkî)

Hemen bu Hadis-i şerif akla gelir.

Meğer o zaman gelmiş!

•

Güzel ecdadımız Allah-u Teâlâ’nın:

“Allah yolunda nasıl cihad etmek gerekiyorsa öylece hakkıyla cihad edin!” (Hacc: 78)

Emr-i ilâhisini aziz tutup canları ile malları ile Allah-u Teâlâ’nın düşmanı olan küffarla harp ettiler ve mücadele ettiler. İ’lây-ı kelimâtullah’ın yayılması, kâfirlerin yok edilmesi için nuru yaymaya çalıştılar.

Bunlar Hazret-i Allah’ı Resulullah Aleyhisselâm’ı ve Hazret-i Allah’ın velilerini dost edindiler.

Onların düsturu; “Sâdıklarla beraber olunuz.” Âyet-i kerime’si idi. (Tevbe: 119)

Dikkat ederseniz her bir padişahın yanında Allah-u Teâlâ’nın bir dostu vardı.

Fakat bunlar ise Allah-u Teâlâ’nın emirlerini bıraktılar, Resulullah Aleyhisselâm’ın sünnet-i seniye’sinden ayrıldılar, en büyük düşmanları en büyük dost edindiler ve küfrü yaymaya çalıştılar.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde Hakk’tan yüz çeviren kâfirlerin dünyada elde ettikleri nimetlere imrenilmemesini, bunların geçici olduğunu açıklayarak şöyle buyurmaktadır:

“İnkâr edenlerin refah içinde diyar diyar dolaşması sakın seni aldatmasın!

Bu, ancak az bir geçimdir. Sonra varacakları yer cehennemdir. O ne kötü yataktır!” (Âl-i imrân: 196-197)

Çünkü Allah-u Teâlâ fırsat verir, ruhsat vermez. Bu münafıklara da verecek değil.

Kiliseler açılıyor, vatanın toprakları satılıyor, istilâ ediliyor.

Siyonistler çalışıyor, masonlar çalışıyor. Memleketimiz işgal oldu.

Eee onlar bizim dostumuz, dokunmayın onlara.

Şu saâdet devrine bir bak, şu felâket devrine bir bak!

Bunu müslüman olan yapabilir mi?

Dikkat ederseniz hiçbir kâfir İslâm dinini hoş görmez.

Hazret-i Allah’a, Kitabullah’a, Resulullah’a inanmaz.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde buyurur ki:

“İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz.” (Âl-i imrân: 119)

Ve fakat kendilerini müslümanım diye zannedenler küfrü hoş gördüler, en büyük düşmanlarını yanlarına alıp dost edindiler. Hoşgörü toplantılarını yapıyorlar.

Âlem gider Mersin’e, bunlar gidiyor işin tersine.

Yani sizin nereniz müslüman?

Osmanlı ecdadımız cihadla fisebilillah bu toprakları aldılar.

Onlar küffarı bu topraklardan temizledi. Siz ise küfrü bu memlekete yayıyorsunuz. Sizin nereniz müslüman? Onlarla kendinizi bir kıyas edin!

Eskiden müslümanlar kılıç gösteriyordu. Bir de bunların işine bakın! Kıyas edin...

Halbuki Hazret-i Allah Âyet-i kerime’sinde:

“Ey Peygamber! Kâfirlere, münafıklara karşı cihat et.” diye emir buyuruyor. (Tevbe: 73)

Onlar böyle idi. Fisebilillah canları ile malları ile uğraştılar. Allah-u Teâlâ’nın rızâsını kazanmak için, küfrü buradan atmak için, nuru yaymak için.

Siz ise hazır kazanılmış topraklarda küfrü yayıyorsunuz. Ben size ne diyeyim? Üstelik kendinizi de müslüman zannediyorsunuz.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde buyurur ki:

“Eğer onlar Allah’a, Peygamber’e ve ona indirilene (Kur’an’a) inanmış olsalardı, onları dost edinmezlerdi. Fakat onların çoğu yoldan çıkmış fâsıklardır.” (Mâide: 81)

Kısa bir zaman içinde sadece İstanbul’da 5000 civarında ajan misyoner olduğu emniyet kayıtlarında mevcuttur. İstanbul’da gayri resmi binalarda bin ila iki bin arasında kilise açıldığı ifade edilmektedir. Türkiye genelinde 25.000 insanımızın hıristiyan olduğu, 21.000 kilise ev açıldığı daha evvel açıklanmıştı. Memleketimizi istila ettiler, satın aldılar. “Onlara dokunmayın onlar bizim dostumuzdur” diyorlar. Kısa zamanda bu kadar kilise açıldı, memleket işgal oldu. Fakat müdahale yok. Niçin? “Bunlar bizim sevdiklerimizdir.”

Ey kardeşler! Bu durumu size açıklıyorum, gerisini size bırakıyorum. Polis el uzatamıyor. Hiç kimse el uzatamıyor. Niçin? “Onlar bizim dostumuzdur.” Benim düşmanımı dost bilirsen, ben seni dost tanımam.

Allah-u Teâlâ bize böyle tanıtıyor.

Siz ise onları aile, dost tanıtıyorsunuz.

Bizim sizden şüphe etmemiz lâzım.

Ajan misyonerlerin memleketimizde bu gizli veya aleni müslüman halkımızı, hıristiyanlaştırma faaliyetlerinden emniyet mensupları ve halk rahatsız, amma hükümet rahatsız değil. Küffâr birliğine girmek azminde. Acaba bunlar huzur-u ilâhîye çıkmayacaklarını mı zannediyorlar?

Allah-u Teâlâ Zilzâl sûre-i şerif’inde zerreden soracağını bize haber veriyor.

“Kim zerre kadar iyilik yapmışsa onun mükâfatını görür.

Kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onun cezasını görür.” (Zilzâl: 7-8)

Bunlar neye istinat ediyorlar? Allah’tan korkmuyorlar mı?

Benim düşmanım, sizin de düşmanınız olanları nasıl dost edinirsiniz. Niçin âyetlere değer vermiyorsunuz?

“Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz?” (Kalem: 36)

DEVAM

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |