Avrupa Birliği Aslında Bir Hıristiyan Birliğidir ve Hıristiyan Olmadıkça Bu Birliğe Almazlar.
Sadece Oyalarlar, Hatta Eğlenirler.

“Sen Onların Dinine Uymadıkça Ne Yahudiler Ne de Hıristiyanlar Senden Aslâ Hoşnut Olmazlar!”
(Bakara: 120)

Bir Bakın! Küffar Seferber Halinde Nasıl Çalışıyor?
Dinimizi Ortadan Kaldırmaya, Vatan Topraklarımızı Ele Geçirmeye Çalışıyorlar.
Hem İçeriden Hem de Dışarıdan Memleketimizi İstilâya Geçmişler.
Dinde, İmanda, Şeref ve Haysiyette, Vatanda, Ekonomide Verilen Bunca Taviz!
Sonu Nereye Varacak? Hâlâ Uyuyorlar!
Sanki Ölü Toprağı Serpilmiş Üzerlerine.
“Onlar Müminleri Bırakıp Kâfirleri Dost Edinirler.
Onların Tarafında Bir Şeref ve Kudret mi Arıyorlar?
Bilsinler ki Şeref ve Kudret Tamamen Allah’a Âittir.”
(Nisâ: 139)

Dinde imanda, şeref ve haysiyette bu kadar taviz olur mu?
Bu bize yakışır mı?İslâm bunu kaldırır mı?
Bu kadar Âyet-i kerime’ler onlara hatırlatıldığı halde bu dostluk nereden geliyor?
Zira atalarımız: “Düşmandan dost, domuzdan post olmaz.” demişlerdir.
Bu Âyet-i kerime’leri duymayan, bu sözleri işitmeyenlere herhalde
Allah-u Teâlâ onlara duyuracak, dünyada da ahirette de.
İlâhi hükümlere karşı kör ve sağır kalmak insanı nereye götürür?
Bu necip millete dinde imanda, şeref ve haysiyette yakışır mı bu kadar taviz?
Bu müslüman milletine yakışır mı küffâra bu kadar tazim?
Bunu nasıl yakıştırdınız? Yakıştıranlara olsun bu...
Ama millete atfetme. İslâm bunu reddeder.

 

İslâm Dini ve Hıristiyanlık:

Aziz ve Celil olan Allah Kur’an-ı kerim’in İhlâs sûre-i şerif’inde:

“De ki: O Allah bir tektir.” buyuruyor. (İhlâs: 1)

Zâtında birdir ve tektir.

Hıristiyanlar ise: “Baba, oğul, kutsal ruh” diyerek üç ilâh kabul ediyorlar. Bu ne büyük bir sapıklıktır!

Allah-u Teâlâ Nisâ sûre-i şerif’inde:

“Allah’a ve peygamberlerine inanın. (Allah) üçtür demeyin!” (Nisâ: 171)

Buyurarak hıristiyanların bu sapıklıklarını insanlık âlemine duyurmaktadır.

Allah-u Teâlâ İhlâs sûre-i şerif’inin 3. Âyet-i kerime’sinde kesin olarak şöyle ferman buyurmaktadır:

“Doğurmamış, doğurulmamıştır.” (İhlâs: 3)

Çocuğu, babası, eşi olmaktan uzaktır.

Onlar ise; “İsa Mesih Allah’ın oğlu” diyorlar.

Bundan büyük cahillik mi olur?

Âyet-i kerime’de şöyle buyurulmaktadır:

“Halbuki rahman olan Allah’a çocuk isnat etmek aslâ yakışmaz.” (Meryem: 92)

Kur’an-ı kerim’de beyan buyurulduğuna göre İsa Aleyhisselâm:

“Allah benim de Rabb’imdir, sizin de Rabb’inizdir. artık ona kulluk edin, bu doğru yoldur.” demiştir. (Zuhruf: 64)

İsa Aleyhisselâm böyle buyuruyor, hıristiyanlar onu Allah yerine koyuyorlar, ilâh kabul ediyorlar.

Mahlûktan Allah olur mu? Bunlar bu kadar sapmış kimselerdir.

Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“Halbuki Mesih onlara demişti ki:

Ey İsrâiloğulları, benim de Rabb’im sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin.

Kim Allah’a ortak koşarsa, muhakkak ki Allah ona cenneti haram kılar.

Varacağı yer ateştir, zâlimlerin yardımcıları yoktur.” (Mâide: 72)

Orada ebedi olarak kalacaklardır.

Kur’an-ı kerim’de Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm’ın şöyle dediğini beyan buyuruyor:

“Ben Allah’ın kuluyum. O bana Kitap verdi ve beni peygamber yaptı.” (Meryem: 30)

Onlarsa hâşâ İsa Aleyhisselâm’ı Allah olarak kabul ediyorlar. Bu ne büyük bir yalancılıktır. İsa Aleyhisselâm; “Ben Allah’ın oğlu değilim, kuluyum. Ben Allah değilim, O’nun peygamberiyim, elçisiyim.” diyor. Bunlar bir mahlûku Allah yaparak kayıyor, bu mübarek peygambere iftira atıyor, yoldan çıkıyorlar. Hâşâ insandan Allah olur mu? Bu ne kadar büyük bir kâfirliktir!

İsa Aleyhisselâm hakkında Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyuruyor:

“‘Allah, Meryemoğlu Mesih’tir.’ diyenler gerçekten kâfir olmuşlardır.” (Mâide: 72)

Allah-u Teâlâ bu gibi vasıflardan uzaktır.

“Meryem oğlu Mesih ancak bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler gelip geçmiştir. Annesi de sıddîka (çok doğru) bir kadındı. Her ikisi de yemek yerlerdi.” (Mâide: 75)

Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm hakkında “yemek yerlerdi” buyuruyor. Yani İsa Peygamber yerdi, içerdi, gezerdi, bir insandı çünkü. Böyle bir kimse Allah olur mu? Allah öyle bir Allah ki ne evveli var, ne de sonu var.

Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurmaktadır:

“O hem Evvel’dir, hem Âhir’dir, hem Zâhir’dir, hem Bâtın’dır. O her şeyi bilendir.” (Hadid: 3)

Kur’an-ı kerim’de İsa Aleyhisselâm peygamberimiz Hazret-i Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-in geleceğini ve isminin “Ahmed” olacağını haber vermektedir.

“‘Ey İsrâiloğulları! Doğrusu ben, benden önce gelmiş Tevrat’ı tasdik edip doğrulayan, benden sonra gelecek ve ismi Ahmed olacak bir peygamberi müjdeleyen Allah’ın size gönderilmiş bir peygamberiyim.’ demişti.” (Saff: 6)

Hıristiyanlarsa kendi peygamberlerinin getirdiği haberi kabul etmiyorlar. Kendi peygamberlerini öldüren, onun getirdiği haberi kabul eder mi?

Halbuki İncil’de geçen “Paraklit” arapça “Ahmed” isminin karşılığıdır. “Kurtarıcı, hamdedici” anlamına gelir.

“Bununla beraber ben size hakikati söylüyorum; benim gitmem sizin için hayırlıdır. Çünkü gitmezsem Tecellici size gelmez. Fakat gidersem onu size gönderirim. Ve o geldiği zaman günah için ve hüküm için dünyayı ilzam edecektir.” (Yuhanna: 16/7-8)

Onlar kendi kitaplarında geçen bu beyana dahi inanmıyorlar. Bunlar gerçekten azmışlardır. Dalâlete düşmüşlerdir.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde buyurur ki:

“Muhammed içinizden herhangi bir adamın babası değil, fakat o Allah’ın Resul’ü ve peygamberlerin sonuncusudur.” (Ahzâb: 40)

Allah-u Teâlâ böyle buyuruyor. Hıristiyanlar: “Biz İsa’dan ötesini tanımıyoruz.” diyorlar. Burada cehalete düşmüşlerdir.

Bunlar Allah-u Teâlâ’yı ve Kitabullah’ı tanımadıkları gibi kendi peygamberlerini de tanımıyorlar. Buradan da sapmışlardır.

Hıristiyanlar, Resulullah Aleyhisselâm’ı kabul etmezler, tahrif olunan İncil’de haber verilmesine rağmen kabul etmek istemezler.

Halbuki İslâm dininin iman esası peygamberlere ve İsa Aleyhisselâm’a iman etmeyi emreder. Biz Allah-u Teâlâ’nın gönderdiği bütün peygamberlere ve kitaplara inanırız.

“Hepsi Allah’a, meleklerine, Kitaplar’ına ve peygamberlerine iman ettiler. “O’nun peygamberlerinden hiçbirini diğerinden ayırmayız...” derler.” (Bakara: 285)

Allah-u Teâlâ bize böyle beyan buyuruyor. Biz İsa Aleyhisselâm ve diğer peygamberlere iman ederiz.

Yahudiler, İsa Aleyhisselâm hakkında, babasız dünyaya geldiğini bahane ederek “zina çocuğudur” dediler, iftira ettiler, hıristiyanların bir kısmı “ilâh” dediler, bir kısmı “ilâhın oğlu” bir başka fırka da “üçten biridir” dediler. Hakikat Kur’an-ı kerim’de bildirildiği gibidir:

“Hiç şüphe yok ki, İsa’nın babasız dünyaya gelişi de Allah nezdinde Âdem’in durumu gibidir. Allah Âdem’i topraktan yarattı, sonra ona “Ol!” dedi, o da oluverdi.” (Âl-i imrân: 59)

Âdem Aleyhisselâm’ın yaratılışında Allah-u Teâlâ’nın kudretinin tecellileri kat kattır.

Allah-u Teâlâ’nın Meryem Vâlidemiz hakkındaki beyân-ı ilâhisi de şudur:

“Irzını korumuş olan İmrân kızı Meryem de bir misaldir. Biz ona ruhumuzdan üflemiştik. Rabb’inin sözlerini ve Kitaplar’ını tasdik etmişti. O bize gönülden itaat edenlerdendi.” (Tahrim: 12)

Yahudiler Meryem Vâlidemiz’e zina isnat ediyorlar, hıristiyanlar da İsa Aleyhisselâm’a iftira atıyorlar. Bu ne büyük cehalettir.

Allah-u Teâlâ Kehf sûre-i şerif’inin 4-5. Âyet-i kerime’lerinde:

“Ve “Allah çocuk edindi.” diyenleri uyarmak için.

Bu hususta ne onların ne de atalarının bir bilgisi vardır. Ağızlarından ne büyük söz çıkıyor! Onlar yalnız ve yalnız yalan söylerler.” buyuruyor.

Onlarsa İsa Aleyhisselâm’ı Hazret-i Allah’a evlat olarak isnat ediyor, kabul ediyorlar.

Hazret-i Allah’a evlat isnat etmek yakışır mı?

Bundan daha büyük dalâlet, sapmışlık olur mu?

Ondan ötürüdür ki, Cenâb-ı Hakk kâfirleri yeryüzünde gezenlerin en azılısı olarak vasıflandırıyor:

“Şüphesiz ki Allah katında, yeryüzünde yürüyen canlıların en kötüsü kâfir olanlardır. Artık onlar iman etmezler.” (Enfâl: 55)

Niçin? Gerçeği sapıklık ile değiştirmeye çalıştıkları için.

Hıristiyanlar “Allah üçtür: Baba, oğul, ruhul kuds; Üç esas, üç şahıs olarak tek esastır.” diyerek “Üç ilâh” anlayışına sapmışlardır. Bunun hangisi Allah’tır. Bu bâtıl bir zihniyet değil mi? Bu doğru mudur? Bu ne kadar beyinsizliktir.

“Sizin için hayırlı olmak üzere bundan vazgeçin. Şüphesiz ki Allah ancak bir tek ilâhtır. O, çocuk sahibi olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerde olanların hepsi O’nundur. Vekil olarak Allah yeter.” (Nisâ: 171)

Kendi elinizle yonttuğunuz putlara tapıyorsunuz? Bu doğru mu? Bu yanlıştır, cahiliyye adetinden dönmeyecek misiniz?

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:

“Şüphesiz ki insan için kendi çalışmasından başkası yoktur.” buyuruyor. (Necm: 39)

Bizim gayemiz alemin hesabını yapmak değildir. O herkesin yaptığının karşılığını vereceğini beyan buyuruyor.

Bizim gayemiz Nûr-i ilâhi’yi yaymak, murdar ve pis olan küfrü kaldırmaktır.

Çünkü Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:

“Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir necis (pislik)tir.” buyuruyor. (Tevbe: 28)

İşte biz bu necaseti kaldırmak için çalışıyoruz. Bunu halka duyurmaya çalışıyoruz ki kâfirlerin “pislik” olduğu “murdar” olduğu bilinsin.

Amma başkası pislik salmak istiyormuş. O kendisine âit.

Osmanlılar âdildi, nuru yayıyorlardı, pisliği kaldırıyorlardı. Bunlar ise nuru kaldırıp, pisliği yaymak istiyorlar. Çünkü kâfirin aslı murdardır, necistir, pistir.

“Artık onlardan yüz çevirin. Çünkü onlar murdardır.” (Tevbe: 95)

DEVAM

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |