Hazret-i Allah’ı Şikayet Edenler:

Kitaplarımızdaki Hazret-i Allah’ın hükümleri karşısında put gibi kesilenler çareyi Hazret-i Allah’ı şikâyet etmekte aramışlardır:

Birçok yerde meydana gelen şikâyet hadiselerinden bir tanesini ibret nazarlarınıza arzediyoruz.

Kemalpaşa Kurs ve Okul Talebelerine Yardım Derneği adına Başkan Mevlüt Uzun, vekili Av. Fatih Öndin vasıtasıyla Kemalpaşa Cumhuriyet Savcılığı’na Âyet-i kerime’lerin hükümlerini çürütmeye çalışarak suç duyurusunda bulunmuştur. Savcılık ise daha önce İstanbul DGM’nin vermiş olduğu beraat kararını gerekçe göstererek tekrar bir kamu dâvâsı açmak lüzumu görmemiştir.

Suç unsuru olarak “Âyet-i kerime”leri göstererek Hazret-i Allah’ı şikâyet etmeye cüret edenlerin Kemalpaşa Cumhuriyet Savcılığı’na verdikleri “İhbar ve şikâyet dilekçesi”nin bazı bölümlerini yayınlıyoruz:

 

"
2- Kitap ve Broşürde Yer Alan Tahrik ve Tahkir İfadeleri:

.......

B- Kitabın arka kapağında: “Yok eğer faizi terketmezseniz bunun Allah’a ve Peygamber’ine açılmış bir savaş olduğunu biliniz.” (Bakara suresi. 279) şeklindeki ayet meali verilmiş ve şöyle devam edilmiştir. “Hz. Allah ve Rasulüne alenen harp ilan eden bu kafirlere hala siz harp ilan etmeyecek misiniz? Kanlarınızı emen bu yılanların başlarını ezmeyecek misiniz?

C- Aynı isnat ve tahkir ve tahrikler kitabın 26. sahifesinde (“Ey Müslüman! Sana yakışan dinini ve vatanını bu sahtekarlardan.... CANIN PAHASINA DA OLSA KORUMAKTIR ... Ey Kardeş, Bu kafirlerle mücadele ederek nefsini Allah-u Tealaya sat ve şu ayeti kerimedeki müjdeye nail ol. “Şüphesiz ki Allah yolunda savaşıp düşmanını öldüren ve öldürülen müminlerin canlarını ve mallarını Allah cennet kendilerinin olmak karşılığında satın almıştır”.)(Tevbe suresi ayet 111)

.......

G- Kitabın birçok yerlerinde yukarıda sayılan grupların zikredilen birçok ayeti kerimeleri inkar ettikleri belirtildikten sonra “Süleymancıları Allahü Tealanın dinden çıkardığını, islam dini ile hiçbir ilgileri olmadığını... (s.7) Allahu Teala kulluğundan Rasulullah aleyhisselam da ümmetliğinden çıkarmış oldu. (s.8) Yani Cenabı Hakk Habibi Ekremine de tard etmesi için emir vermiş oluyor. “... Hz. Allah kulluğuna Rasulü Ekrem Efendimiz de ümmetliğine kabul etmiyor nasıl daireye İslamda olabilirler. (s 89) “Allahü teala onları kulluğundan tard etmiş Habibi ekremine de tard etmesi için emir buyurmuş (s.107) “Sizin elinizde Hz. Kuran var iken onlarla savaş yapabilirsiniz. Ta ki iman edip bu ayeti kerimelere boyun eğinceye kadar savaşınızı yürütün.” (s.125) denilmektedir.

.......

2- HUKUKİ VASIFLANDIRMA VE TİPE UYGUNLUK DEĞERLENDİRMESİ

Bu ilmi açıklamalarla tesbit edilen madde kapsamları ve verilerin ışığında yukarıya pasajlarını aktardığımız fiillerden hangilerinin, hangi suçları teşkil ettiğini belirleyebiliriz.

Şöyle ki:

A- Kitapta varsayılan “Süleymancılığın” ve kişilerin haklarında söylenen

a- İslam dininden sapmak küfre düşmek suretiyle yeni bir “din ve sapık inançlar” ihdas etmiş oldukları,

b- “Allaha ve Rasulü’ne harp ilan etmiş..” mealindeki ayetlere inanmadıkları varsayılan “Bu kafirlere karşı müslüman halkımızın savaş açmasını” onların “Ta ki iman edip bu ayeti kerimelere boyun eğinceye kadar savaşın yürütülmesi”nin istenmesi

c- “Ey müslüman! sana yakışan can pahasına da olsa dinini ve vatanını bu sahtekarlardan korumaktır. Bu kafirlerle mücadele ederek nefsini Allah-u Teala’ya sat... “düşmanını Allah yolunda öldüren ve öldürülen...” şeklindeki öldürmeye ve ölmeye kadar varacak tahrikler.

.......

Zira bu olayda sanıklar kitapta ve broşürde tahkir, tezyif ve tahrik edici bütün sözlerine ve fiilerine mesnet olarak; -sanki Ayeti kerimeler bugün var sayılan süleymancılar ve diğer gruplar için nazil olmuşlar gibi- Kuranı kerim ayetlerini göstermekte ve müslüman halkımızın din ve iman his ve heyacanlarını azim ve ısrarla derinden harekete geçirmeye çalışmaktadır...

Hazret-i Allah’ı şikâyet eden küfrünü ilân edenlere biz:
“Bunlar küfre kaymıştır.” dedik de siz inanmazdınız.

•

Kitaplarımızın ilk çıktığı andan itibaren, her baskısında, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na, Emniyet Müdürlüğü Basın Bürosuna ve diğer mercilere gönderilmiştir. Alındığına dair olan bu belgeyi de yayınlıyoruz.

 

Süleymancılar’ın açtığı bir dâvâda mahkemeye verilen savunma yazısı aşağıya alınmıştır:

 

BORNOVA 2. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ’NE
Sunulmak Üzere
ADAPAZARI ASLİYE CEZA MAHKEMESİ’NE

 

Dosya No: 1994/663
KONU: Yazılı Savunmamızın Sunulmasıdır.

Dinleri Süleymancılık, İmanları Para, Has Huyları Gasp, Meslekleri de Dilencilik Olan Süleymancıların İçyüzü isimli kitap tarafımdan yazılarak Hakikat Neşriyat tarafından kanuni şartları yerine getirilerek neşredilmiştir.

Bu kitabın 30,31,32. sahifelerinde bahsedilen Bornova Kur’an Kursu binasının Süleymancılar tarafından gasbedilmesi olayında müşteki vakfın adı geçmemektedir ve esasen bu vakfın arkasında Süleymancıların olduğu tarafımızdan bilinmemektedir.

Şahitlerle ispat edeceğimiz gibi, halktan toplanan paralarla yapılan Bornova Kur’an Kursu binası, kendilerini Süleymancı olarak tanıtan kimseler tarafından çeşitli aldatıcı yollar kullanılarak icra marifetiyle boşaltılmış ve içinde Kur’an okuyan çocuklar ve diyanetin resmi kursu bir cuma günü cuma vaktinde eşyaları ile birlikte sokağa atılmışlardır.

Bir müslüman, Kur’an-ı Kerim okuyan, ezberleyen çocukları nasıl barındığı binalardan sokağa atabilir, hem de bunu İslâm dini adına nasıl yapabilir? Bunu yapabilen kimseye müslüman denebilir mi?

Şimdi kitaba alınan Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif’lere kısaca bir göz atalım:

“Fırka fırka olup dinlerini parça parça edenlerle senin hiçbir ilgin yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır. Sonra O yaptıklarını kendilerine haber verecektir.” (En’am: 159)

“Şüphesiz sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim o halde benden korkun.

Amma ne var ki insanlar din hususunda kendi aralarında parçalara bölündüler, çeşitli kitaplara ayrıldılar. Her bölük, her parti kendi tuttuğu yoldan memnundur, yanında bulunan (din veya kitapla) sevinmektedir.

Şimdi sen onları bir süreye kadar kendi sapıklıkları ile başbaşa bırak.

Kendilerine verdiğimiz servet ve oğullar ile onların iyiliklerine koştuğumuzu mu zannediyorlar? Hayır, onlar işin farkında değiller.” (Mü’minun: 52-56)

Süleymancıların ve bütün bölücülerin İslâm ile ilgilerinin olmadığını bu Âyet-i kerime’ler göstermektedir.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde: “Ayrılık yapan bizden değildir.” (Münavi) buyurarak ayrılık yapanları ümmetliğe kabul etmiyor.

Diğer bir Hadis-i şerif’lerinde:

“Ümmetim benden sonra yetmiş üç fırkaya ayrılacak, bir fırka müstesna diğerleri hep ateştedir.

-Onlar kimlerdir yâ Resulellah?

Benim ve ashabımın yolu üzerinde olanlardır.” (Ebu Dâvud) buyurulmaktadır.

Süleymancıların İçyüzü adlı kitabımızın 128 ve 129. sahifelerinde aynen şu beyanlarımız yazılıdır.

“İslâmmış gibi gözüküyorsunuz ve fakat din-i İslâm’a hainlik yapıyorsunuz. Ya bu Allah-u Teâlâ’nın Âyet-i kerime’lerine bir bir cevap vereceksiniz, veya Allah-u Teâlâ’nın hakkınızda verdiği hükmü kabul edeceksiniz.”

“Ya bu Âyet-i kerime’lere iman edeceksiniz, müslüman olacaksınız. Ya da küfrünüzü ilân edeceksiniz.”

“Bu kitaptaki Âyet-i kerime’ler sizin kâfir olduğunuzu ispat ediyor. Kâfir değiliz derseniz, kâfir olmadığınıza dair delil istiyoruz.”

Bizim bu beyanlarımıza karşılık Süleymancılar ne yaptılar?

Hiçbir bölücü Süleymancı bu açık fermân-ı ilâhiye’yi nazar-ı itibara almadı. Bu Âyet-i kerime’ler bütün bölücülerin içyüzünü ortaya çıkarıyor diye, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ne şikâyet ettiler. Kemalpaşa Cumhuriyet Savcılığı’na verdikleri şikâyet dilekçesinde Âyet-i kerime’lerin hükümlerini çürütmeye çalışarak suç duyurusunda bulundular. Suç unsuru olarak Âyet-i kerime’leri gösterdiler. Bu şekilde Hazret-i Allah’ı kullarına şikâyet etmekle; kitabın 5. baskısında geçen “Hazret-i Allah’ı şikâyet eden kızıl kâfirler.” sözünü hak ettiler.

Hazret-i Allah’ı şikâyet etmeleri kâfir olduklarına dair en güzel bir delil değil midir? Hiç müslüman olan Yaratanını kullarına şikâyet edebilir mi?

Bu sapıklara Allah-u Teâlâ buyuruyor ve iman edenlere duyuruyor:

“İnsan, bizim kendisini kerih bir nutfeden yarattığımızı görmez mi ki o apaçık bir hasım kesilmektedir.” (Yasin: 77)

“Kahrolası insan! Ne kadar da nankör. Onu yaratan hangi şeyden yarattı? Onu nutfeden yaratıp merhalelerden geçirerek şekil verdi. Sonra ona tutacağı yolu kolaylaştırdı. Sonra da onu öldürür ve kabre koyar. Daha sonra dilediği zaman onu tekrar diriltir.” (Abese: 17-22)

Talimatla ifademizin alınması sırasında müşteki vakfı temsil ettiğini söyleyen İstanbul Barosundan avukatları Tahsin Erdinç “Kitapta yazılı ve doğrudan doğruya müvekkilimi hedef alan Ayet-i kerime ve Hadis-i şerif’lerin 1400 sene önce Peygamber Efendimiz’e nazil olduğu şekil ve zamanındaki manalarını tereddütsüz kabul ediyorum ancak Ayet-i kerime ve Hadis-i şerif’lerin müvekkilim vakfı tekfir eder gibi sunulmuş olmasını kabul etmiyorum.” demiştir. Bu sözü kıyamete kadar baki ve her devrin insanını kucaklıyan Kur’an-ı kerim’e karşı küfür değil midir?

Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif’ler 1400 sene önce gelmiş ve fakat hükümlerinin kıyamete kadar baki olduğunu yine Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif’lerden anlıyoruz. Bu hükümleri Süleymancılar değil hiçbir fert değiştiremez. Ya tevbe edip pişman olacaklar, ya da küfürlerini ilan etmiş olacaklardır.

On yıldan beri ekte takdim ettiğimiz “İlâhi Görüş Birliği’ne Dâvet” isimli kitabımız ile, her zaman ve her fırsatta Süleymancılar’ı ve bütün bölücüleri din-i İslâm’a toplamak için Âyet-i kerime’ler ve Hadis-i şerif’ler ile davet ettiğimiz ve birleşmeyenler hakkında büyük cezalar olduğunu bildirdiğimiz halde, pişman olup tevbe etmeleri bir yana Hazret-i Allah’ı ve Hazret-i Kur’an’ı hedef alarak küfürlerini ilan etmektedirler. Oysa “Yaratmak da emretmek de Hazret-i Allah’a mahsustur.” (A’raf: 54)

Hazret-i Kur’an değil Süleymancılar’ı, kıyamete kadar gelecek bütün bölücüleri açık açık beyan eder. Her zaman diyoruz, ya bu Âyet-i kerime’lere cevap verin veyahut kâfir olduğunuzu kabul edin. Bizim hedefimiz şu veya bu vakıf değil, yalnızca kendilerine Süleymancılık ismini takan ve saf müslümanları aldatanlardır. Her şehirde ve her köyde gasbettikleri bir çok binalar var. Yalnız Adapazarı’nda 3 cami gaspettiler. Bir çok yurtları var. Kitabın 134-138. sahifelerinde örnekleri yazılıdır. Gasbedilen binalar vakıflarına maledilmiyor. Şahıslara tapulanıyor. Kendi beyanlarına göre yıllık 1.5 trilyon gelirleri var. Villaları, pansiyonları var. Bunlar nereden elde edilmiştir. Meşru yollardan elde ettiklerini ne ile ispat ederler? Ya gasptır, ya da dilenmek sureti ile elde edilmiştir.

Süleymancılar’ın İslâm ile ilgilerinin olmadığını kitapta yazılı Âyet-i kerime’ler göstermekte ve bu Âyet-i kerime’ler bütün bölücüler ile birlikte Süleymancılar’a da hitap etmektedir.

Görüldüğü gibi bütün beyanlarımız hep âyettir, hadistir. Her zaman ifade ettiğimiz gibi ancak Kelâmullah’a iman edenlerdenim. Herhangi bir cevap da ancak âyet ve hadisi muteber tutarım. Zira Süleymancılar’ın dinini ve kitabını inkâr edenlerdenim. 26.9.1994

Saygılarımla
Ömer Öngüt

Eki: İlahi Görüş Birliğine Davet
(Altıncı baskı. İstanbul 1994)

 

Bu Mahkemenin Beraat Kararı da aşağıdadır.

 

Hazret-i Allah’ı, Resulullah Aleyhisselâm’ı ve Kelâmullah’ı mahkemelere veren süleymancılar, Adapazarı’nda açmış oldukları dâvâyı da kaybetmişlerdir.

 

Birçok mahkemeden beraat edilmiş olup, son mahkeme, Yargitay kararını arz ediyoruz:

Bunca mahkemeleri kaybettiklerinden ötürü kin ve nefretlerini, fitne, fesat çıkartarak iftira atarak ortaya koyuyorlar.

Oysa Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde buyurur ki:

“Onlar tuzak kurarlarken Allah da tuzaklarını bozuyordu. Allah tuzak kuranlara mukabele edenlerin en hayırlısıdır.” (Enfâl: 30)

Daha evvel bahsettiğimiz gibi bunlar gerçekten Hizbülvahşetten daha tehlikelidirler, dinimizin ve vatanımızın düşmanıdırlar.

Zira devlet ittifaktan doğar, devletsizlik ise nifaktan.

•

DEVAM

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |