Süleymancılar:

Süleymancılar’ı Allah-u Teâlâ’nın dinden çıkardığını, İslâm dini ile hiçbir ilgileri olmadığını Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif’lerle ispat ediyorum:

Allah-u Teâlâ En’am sûre-i şerif’i 159. Âyet-i kerime’sinde onları kulluğuna kabul etmediğini, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e haber veriyor:

“Fırka fırka olup dinlerini parça parça edenlerle senin hiçbir ilgin yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır. Sonra O yaptıklarını kendilerine haber verecektir.”

Yani “Ben onlardan ilgimi kestim, sen de kes!” Bunu kat’i olarak bildiriyor.

Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz de Hadis-i şerif’lerinde:

“Ayrılık yapan bizden değildir.” buyuruyorlar. (Münâvî)

Allah-u Teâlâ kulluğundan, Resulullah Aleyhisselâm da ümmetliğinden çıkarmış oldu.

Âyet-i kerime’lerde şöyle buyuruluyor:

“Şüphesiz sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabb’inizim. O halde benden korkun.

Amma ne var ki, insanlar din hususunda kendi aralarında parçalara bölündüler, çeşitli kitaplara ayrıldılar. Her bölük, her parti kendi tuttuğu yoldan memnundur, yanında bulunan (din veya kitapla) sevinmektedir.

Şimdi sen onları bir süreye kadar kendi sapıklıkları ile başbaşa bırak!

Kendilerine verdiğimiz servet ve oğullar ile, onların iyiliklerine koştuğumuzu mu zannediyorlar? Hayır, onlar işin farkında değiller.” (Mü’minun: 52-56)

Allah-u Teâlâ’nın çizdiği hudutları çiğneyerek dinden çıkan bu bölücülerin durumlarını şimdi izah ediyoruz:

“Şüphesiz sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabb’inizim. O halde benden korkun.” (Mü’minun: 52)

Allah-u Teâlâ burada bir hudut çevirdi.

Âyet-i kerime’sinde buyuruyor:

“Allah’a tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, oruç tutanlar, rüku ve secde edenler, iyiliği teşvik edip kötülükten vazgeçirmeye çalışanlar ve Allah’ın hududunu koruyanlar var ya, işte bu müminleri müjdele.” (Tevbe: 112)

Bunlar bu emr-i ilâhî’ye itaat etmediler ve bu hududu muhafaza etmediler. Yetmişüç fırkadan yetmişikisi huduttan çıktılar. Nasıl çıktılar? “Ben de varım! Ben de varım! Ben de varım!” demekle bu ilâhi huduttan çıkmış oldular.

Her biri birer isim yaptı. Kendi zan kitabına ve kendi dinine göre tâbi oldu. Allah-u Teâlâ’nın emrine uymadığından ve ters düştüğünden dinden çıktılar.

“Amma ne var ki, insanlar din hususunda kendi aralarında parçalara bölündüler, çeşitli kitaplara ayrıldılar. Her bölük, her parti kendi tuttuğu yoldan memnundur, yanında bulunan (din veya kitapla) sevinmektedir.” (Mü’minun: 53)

Bu Âyet-i kerime’lere dikkat edin! Bunlar İslâm’dan çıktıktan sonra kendi dinlerine ve kendi kitaplarına göre hüküm veriyorlar. Böylece dinden çıkıyorlar ve bundan pek memnundurlar, aralarında bununla seviniyorlar.

“Şimdi sen onları bir süreye kadar kendi sapıklıkları ile başbaşa bırak!” (Mü’minun: 54)

Allah-u Teâlâ burada bunların sapıklığa düştüklerini açık açık beyan buyururken, siz bunları nasıl olur da İslâm olarak kabul ediyorsunuz?

“Kendilerine verdiğimiz servet ve oğullar ile, onların iyiliklerine koştuğumuzu mu zannediyorlar? Hayır, onlar işin farkında değiller.” (Mü’minun: 55-56)

Allah-u Teâlâ’nın haklarında verdiği hüküm bu. Ne onlar bu işin farkında, ne de sizler!..

•

Süleyman Efendi ilk çıktığı zaman talebelere Kur’an-ı kerim ve Arabiyyet okutuyor diye, halk büyük bir iştiyak ile iştirak etti. Ve fakat bu çok sürmedi. Öyle korkunç türemeler türedi ki imandan zerresi dahi kalmadı.

Damadı Kemal Kacar kendi dinini kurunca: “Bizim dinimize göre fâiz helâldir.” diyerek fâizin helâl olduğunu ilân etti.

Süleymancılar bu inkârlarını alevlendirerek bütün Türkiye’ye ve dünyaya duyurdular, halkı fâize bulaştırdılar.

Sûretî imanda olanların nefislerine cazip geldi, onların arzularına uydular ve fâize bulaştılar. Hazret-i Allah ve Resulullah Aleyhisselâm ile harbe tutuştular ve fakat O Kahhar’dır, bunların hepsini kahretmeye Kâdir-i mutlak’tır. Hem sıfatını değiştirir hem de Veyl deresine atar.

Fâize çığır açtılar. Böylece fâiz kapılarını açtılar, imanı zayıf olanların hepsi o kapıdan dışarı çıktı. İlk defa fâizin helâl olduğunu onlar söylediler. Para, öşür ne varsa topladılar, böylece ilk çığırı açmış oldular.

Oysa fâizin azı da çoğu da İslâm dinine göre şiddetle haramdır.

Âyet-i kerime’de şöyle buyurulmaktadır:

“Yok eğer fâizi terketmezseniz, bunun Allah’a ve peygamberine açılmış bir savaş olduğunu bilin.” (Bakara: 279)

Onların Hazret-i Allah ve Resulullah Aleyhisselâm’a harp ilân etmelerinin mânâsı; Hazret-i Allah ve Resulullah Aleyhisselâm’a en büyük isyan ve tuğyanda bulunmanın ifadesi demektir. Böyle bir durumda, Hazret-i Allah ve Resulullah Aleyhisselâm’a harp ilân edip büyük isyanda bulunanlara müslüman denir mi?

•

Dilenci olarak nerede bir talebe görseniz, bilin ki Süleymancılar’dandır. Her tarafı işgal etmişlerdi. Önderleri de mercedes arabalarla sanayi çarşılarında dükkan dükkan gezerlerdi.

Onların dinleri Süleymancılık, imanları para olduğu için, bütün gayeleri madde idi, icabettiği zaman gasptı. Böylece bütün sahayı istilâ etmeye çalışıyorlardı. Din-i İslâm’ı âlet ederek koyun postuna bürünen bunlar, halkı kaz yerine koyup yoluyor ve soyuyorlardı.

Çeşitli kurnazlıklarla mallarını gasbediyorlardı.

Bu sapıtıcı nankörlerin halkı nasıl soyduklarını, yolduklarını, dinlerinin para olduğunu geçimlerinin dilencilik olduğunu ve halkı soyup yolduklarını biliyorsunuz.

Onlar doğru yolda olsalardı Yâsin sûre-i şerif’inin 21. Âyet-i kerime’si mucibince kimseden para dilenemezlerdi.

Halbuki Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:

“Sizden hiçbir ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yoldadırlar.” buyuruyor. (Yâsin: 21)

O ise para toplayıp trilyonlarca lirayı fakirin hakkı olduğu halde binaya, lükse, süse harcamış, müslümanların yaptırdığı cami ve Kur’an kurslarını gasp etmişlerdir.

Birkaç çocuk âlet ederek, güyâ İslâm dinini öğretiyorlarmış gibi göstererek onlara Süleymancılık dinini aşılıyorlar. Hem talebelere yardım adı altında, onları âlet ederek zekât, öşür, fitre, kurban derisi... topluyorlar, hem de ayrıca talebelerden para alıyorlar. Halk da hâlâ onları müslüman zannediyor.

Bu dilenen küfür ehli, bu mücahidlerin cihadı ile yok oldular.

Muhtelif memleketlere kitap yayma turlarına çıkan bu akıncı bayraklılar, bu mücahidler diyorlar ki:

“Gittiğimiz yerlerdeki Süleymancılar bize ateş püskürüyorlar.”

Evet doğrudur. Zira mâlum maskeleri düştü, küfürleri meydana çıktı, gelirleri kesildi, yurtları boşaldı. Ne dilenebiliyorlar, ne de halkı kaz yerine koyup soyabiliyorlar.

Halkı bu koyun postuna bürünen, dini dünyaya âlet eden kurtların şerrinden kurtardık, zararsız hale getirdik. Halkı onların yolmasından kurtardığımız için Allah-u Teâlâ’ya ne kadar şükrediyorlar ve bizlere teşekkür ediyorlar.

Bir kitap alan, yerine iki kitap alıyor, hem kendisini hem de beşeriyeti uyandırmak için.

•

Bir polis müdürü teessüründen Süleymancılar’ın gizli dosyalarını gösterdi. İstedikleri sayıya ulaştıkları zaman önce hâkimleri ve sırası ile hükümet erkanını derece derece katledeceklerine, böylece idareyi ele alacaklarına dair plânları vardı.

Gerçekten bu küfür ehli bekledikleri fırsatı elde edemediler. Edebilselerdi hiç şüphe yok ki Hizbülvahşet’ten geri kalmazlardı. Bunların katliamları daha büyük olacaktı. Gizli raporlarında bu durum açıkça görülmektedir. Fakat Allah-u Teâlâ onlara bu fırsatı vermedi.

Hizbülvahşetten sonra en büyük tehlikeyi Süleymancılar’dan bekleyin. Bunlar gizli kurulmuştur. Mücadele etmek istiyorlar, intikam almak istiyorlar. Mahkeme kararlarını görün, içyüzlerini öğrenin! Onların müslüman olmadığını şuradan anlarız ki, Âyet-i kerime’leri mahkemeye dahi şikâyet ettiler.

“Dinleri Süleymancılık, İmanları Para, Has Huyları Gasp, Meslekleri de Dilencilik Olan Süleymancıların İçyüzü” adlı kitabımızı okuyan ayıldı, onların ne olduklarını öğrendi, bu kitap onların bellerini kırdı.

Bunlar da diğer bölücüler gibi din ve vatan düşmanlarıdırlar. Oysa devlet ittifaktan doğar, devletsizlik ise nifaktan.

Dinimizin ve vatanımızın müdafaası için üzerlerine amansız yürüdük ve kurdukları dinlerini kuruttuk. Hakikatin karşısında tutunamadılar.

Artık ne vahşet yapabilirler, ne gasp, ne de soygunculuk! Zira halk gözünü açtı. İçlerindeki büyük ahlâksızlığı gördü. Çocuklarını o batağa göndermez, emniyet etmez oldu. Yurtları boş kaldı. Kurdukları tuzakları dağıldı, foyaları meydana çıktı, menfaatleri kesildi.

Zira talebelerini âlet edip dilenirlerdi. O masum yavruları âlet edip hiç çalışmadan halkın sırtından geçinirlerdi. Geçimleri bu olduğu için feveran ediyorlar.

Şu kadar var ki koyun postuna bürünen bu kurtlar, sanki talebeleri varmış gibi gerek fındık harmanlarına gidiyorlar; köy köy gezip fındık, mısır, buğday vs. her üründen arabalarla toplayıp onunla geçiniyorlar.

Dikkat ederseniz bu dilenciliklerini görürsünüz ve icraatlarından ikrah edersiniz.

Zira Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:

“Sizden hiçbir ücret istemeyenlere uyun. Onlar doğru yoldadırlar.” buyuruyor. (Yâsin: 21)

Bunu bütün bölücüler yapıyor. Halkın bir taraftan imanlarını, bir taraftan maddesini alarak kanlarını emiyorlar. Her fırsatta kötü icraatlarını ve iftiralarını sürdürüyorlar.

Halkın hem imanını hem de maddesini, bu koyun postuna bürünen kurtlardan kurtarmaya çalışıyoruz.

Bunların malum maskeleri düşünce, küfürleri meydana çıkınca, çanlarına ot tıkanıp gelirleri kesilince; bu sefer bir başka yola başvurdular.

Vakıf sohbetine gelen bazı arabaların, güya rahatsız etmek için plâka numaraları alındı ve ilgili mercîlere duyuruldu. Adapazarı Emniyet Müdürüne bu hususta müracaat ettiğimizde haberi olmadığı görüldü. Yapılan tetkikten anlaşıldı ki Süleymancılar’a mensup polisler bu tertibatı kurmuşlar. Daha önce kadrolara yerleştirdikleri bölücüler bu hareketi yapıyor. Bu bölücülerin emniyet kadrolarına alınması ile, tükenmişliğin verdiği can havli ile sağa sola iftira atmakla geçiriyorlar. Her fırsatta bölücü icraatlar yapıyorlar. Kendilerini haklı çıkarabilmek, haklı sayılabilmek için iftira olsun, fitne olsun, ne lâzımsa yapıyorlar.

 

DEVAM

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |